Reklamı Kapat

Özel Üniversiteler Neyin Peşinde

Pandeminin üçüncü dalgasına girmekte olduğumuzu bugün Bilim Kurulu üyeleri de dahil olmak üzere tüm uzmanlar söylüyorlar. Virüsün uğradığı mutasyonlar, önlemlerin gevşemesi, insanımızın vurdumduymazlığı derken yine hastanelerde yoğun bakımların dolma noktasına geleceği, ölümlerin artacağı, salgının yine herkesin bir yakınına illa ki dokunacağı bir sürece giriyoruz. Öte yandan ekonomik sıkıntıları da telafi edilebilir noktayı geçmek üzere olan işletmeleri kapalı durumdaki esnafların talepleri de giderek yüksek tondan şikayetler haline gelmiş durumda.

İşin bir de eğitim tarafı var. Teknolojik imkanlar sağolsun eksik gedik bir şekilde ilkokuldan üniversiteye kadar müfredat kapsamında öğretim çalışmaları öyle ya da böyle sürüyor. Bunun ne denli verimsiz olduğu, sadece ders anlatmayla işin öğretim tarafının bir nebze karşılanmasına rağmen eğitim ayağının topal kaldığını da tüm eğitimciler dile getiriyorlar. Özellikle ilkokul ve ortaokul seviyesinde bu durum uzun vadede ciddi handikaplar yaratacak. Teknolojik imkanlara erişimi olmayan ya da çok kısıtlı olan çocukların öğretimden yana aldıkları yaranın boyutuysa işin bambaşka bir tarafı.

2019 – 2020 Eğitim Öğretim Yılında ilkokula başlayan bir çocuk bu sene sonuna kadar uzaktan eğitimin sürmesi durumunda hayatının en kritik ilk iki eğitim yılını evde bir ekran başında geçirmiş olacak. Bu sene ilkokula başlayan çocuklar için de durum aynı. 2018 – 2019 yılında okula başlamış bir çocuk da ancak birinci sınıfı okulda normal şartlarda bir eğitimle tamamlayabildi. Bir buçuk yıldır süren bu durumun 2010 – 2015 arası doğan neslin çok büyük bir eğitim handikapıyla geleceğe doğru yol aldığını net bir şekilde görebiliriz.

Peki Ya Üniversiteler?

YÖK’ün açıkladığı tavsiye niteliğindeki karara göre teorik derslerin uzaktan, pratik derslerin yüz yüze yapılması kararına göre Tıp ve Diş Hekimliği gibi bölümlerin yüz yüze eğitime geçmesi planlandı. Ancak eğitimleri teorik olan örneğin mühendislik, kamu yönetimi, tercümanlık, hukuk, iktisat, ekonomi vb. bölümlerinse uzaktan eğitimle sürmesi önerildi. Gayet makul ve mantıklı bir sistem. Zira Tıp ve Diş Hekimliği öğrencileri aynı zamanda hastanelerde de belirli ölçülerde görev yapmakta oldukları için zaten aşılanma konusunda da öncelikli gruba alınmaları gereken kişiler. İşin bu tarafının da doğru organize edilmesi durumunda işlemesinde sakınca olmayacak bir model.

Bu yönteme hibrit eğitim modeli adı verildi. Burada hibrit, tam kelime karşılığı olmasa da “ikili” diyebileceğimiz sistemde yüz yüze eğitim alması zorunlu olan gruplar okula gidecek, zaruri olmayanlar da uzaktan eğitim alacaklar. Kamu üniversiteleri bu model kapsamında hangi bölümlerin yüz yüze hangilerinin uzaktan eğitim alacaklarını da açıkladılar.

Ancak işin içine paranın girdiği noktada yine insan fıtratı gereğince çakallıklar ve vurdumduymazlıklar bir anda peyda oldu. Vakıf üniversitesi denilen ancak gerçek anlamıyla tek derdi para kazanmak olan özel üniversiteler bu “hibrit eğitim” kavramını kendilerince eğip büktüler ve çıkarlarına göre bir şekil verdiler.

Öğrencilerin isterlerse sınıfa gelecekleri, isterlerse sınıflara kurulan kamera sistemleriyle dersi izleyecekleri bir yöntemi uydurdular ve bunu uygulamaya koymaya hazırlanıyorlar. Akademisyenler ve idari personel sürekli olarak okula gidecekler. Öğrenciler de isterse gelecek istemezse gelmeyecek. Bir sınıfa bir hoca ve örneğin mimarlık öğrencileri girecekler, aradan yarım saat geçince de aynı sınıfa başka bir hoca ve başka bir sınıfın öğrencileri girecekler. Burada temel amacın eğitim kalitesi ve öğretimin sürdürülebilmesi değil; müşteri memnuniyeti odaklı bir bakış açısı olduğu gün gibi aşikar.

Bu söylediğim sistemi bırakın uygulamayı, düşünebiliyor olmak bile bu insanların eğitimden zerre kadar nasibini almamış tipler olduğunu gösteriyor. Salgının kapalı ortamlarda yayıldığı, ortak kullanılan materyallerle insandan insana geçtiği ve üstelik yeni mutasyonun bulaşmak için havada asılı kalacak bir sıvı damlacığına ihtiyaç bile duymadan kendi başına süzülerek insandan insana geçebildiği ortaya çıkmışken; bu bahsettiğim uygulamaya girişmek taammüden adam öldürmeye teşebbüstür.

Gençler Ölmüyor da Aileleri Ne Olacak?

Bu sistemi savunanların temel argümanı “hastalık gençlerde çok bir etki yapmıyor” gibi bir sığlık ve adamsendecilik. Bu gençler belki hastalanıp ölmeyecekler ama temasta oldukları aileleri ne olacak? Akademisyenler içerisinde yaşı risk grubunda olan insanlar ne olacak? Risk grubunda olmayıp da ailesiyle birlikte olan akademisyenler ne olacak? Bu hocalar ve öğrencilerin hepsi okula özel araçlarıyla gelmiyorlar, okulda kapmasalar bile virüse toplu taşımada yakalanmaları mümkün.

Elbette ülkemizin köklü vakıf üniversiteleri içerisinde bu aptalca eylemlere kalkmayanlar var. Ancak amacı diploma satmak olan sözde üniversite özde bakkal dükkanı olan ticarethanelerin bahsettiğim aptalca girişimlerine YÖK’ün derhal el atması ve kararlarını tavsiye niteliğinden çıkartıp, zorlayıcı hale getirmesi gerekiyor. Öğrencilerin aileleri “bu kadar para veriyoruz da çocuk evde oturuyor” yaklaşımı karşısında kendisini savunamayan, eğitim ücretinden feragat ederek bir finansal yılı da karsız kapatmayı göze alamayan üstelik bunun yerine akademisyenlerini riske atan kurumlara üniversite demek; dünya bilim tarihine hakarettir.

21 Seneyi 6 Ayda Harcamak

Bir akademisyenin yetişmesi ilkokuldan itibaren sayarsanız en az 21 sene sürüyor. 12 yıl temel eğitim, 4 sene üniversite, 2 sene yüksek lisans, 3 sene doktora. Ki bu hesap da yüksek lisans ve doktorasını ışık hızında bitiren ve eşine de az rastlanır örnekler için geçerli. Siz bu ülkenin üzerine 21 sene yatırım yaptığı ve gençleri eğitmek üzere yetiştirilmiş kimisi vasat, kimisi ortalama, kimisi çok yetenekli ama öyle ya da böyle en azından 500 kitap 1000 makale okumuş ve az da olsa bir yabancı dili anlayabilecek, okuyabilecek ve yazabilecek seviyeye gelmiş insan kaynağınızı; “okul altı ay zarar etmesin” diye riske atamazsınız.

Bu kalibredeki insanların riske atılabileceği olaylar ancak Çanakkale Savaşı ya da Kurtuluş Savaşı gibi tarihin dönüm noktalarıdır ve ülkemizin yetişmiş insanları da kendilerini o cephelerde feda etmişlerdir. Entelektüel olmanın bir sorumluluğu vardır. Bilim insanı unvanına okuduğu ve yazdığıyla ulaşmış ancak entelektüel çerçeveden bakınca bu unvana hak etmeden hasbelkader sahip olmuş bu kişiler olduklarını bile söyleyebiliriz. Ya Sağlık Bakanı çıkıp acilen tüm akademisyenlerin ve idari personellerin aşılanmasının sağlanacağını açıklamalı ya da YÖK bu aklıevvellerin kalkıştığı rezaleti acilen ve cebren durdurmalıdır. Bu yazı yayınlanmadan iki gün önce akşam vakti Türkiye’nin dört bir yanında farklı seviyelerdeki eğitim kurumlarından birçok eğitimcinin konu hakkında konuştuğu bir Clubhouse odasında, yüz yüze eğitimin önemine değinen hocaların bile “aşılanmadan okula gitmekten endişe ediyoruz” dediklerini de dinledikten sonra bu konuda artık başka bir değerlendirme yapmaya gerek kalmamıştır.

Ülke olarak Nisan – Mayıs gibi atabileceğimiz ilk normalleşme adımını ilköğretim okulları çerçevesinde atmazsak, esnafı koruyalım diye bir nesli heba edersek başımıza ileride neler geleceğini uzmanlar anlatıyor. Öğretmenleri, akademisyenleri ve bu kurumların idari çalışanlarını aşılamak şu anda birinci önceliğe alınmazsa yüz yüze eğitim planları hem yetişmiş insanlarımızı hem de geleceği yetiştirecek çocuklarımızı ateşe atmak olacak.

Yapılması gereken çok basit. Tüm eğitim kadroları aşılanacak, teorik eğitimler üniversitelerde uzaktan olacak, ilköğretim yüz yüze modele geçecek. Bunları yaptıktan sonra esnafınızı mı lokantacınızı mı neyinizi kurtarmak için adım atacaksanız atarsınız.

Bir de inşallah sıra tiyatrolara ve tiyatroculara da gelir, onları da ülke olarak bir ara öncelik listemize almayı akıl ederiz de hayat damarları kopuk zombiler gibi olma yolunda zaten yüzde doksanını tamamladığımız yoldan belki birkaç adım geri gidebiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Dilovası Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?