Reklamı Kapat

Grev hak da lokavt değil mi?

İstanbul Maltepe Belediyesinin temizlik işçilerinin bağlı oldukları Genel-İş Sendikası ve onun da içinde bulunduğu çatı kuruluş DİSK grev kararı alarak Maltepe ilçesini yaklaşık on gündür çöp yığınları içinde bıraktı. Gözlerimle görmesem propaganda deyip geçeceğim bu görüntülere bizzat şahit olunca merakım da uyandı ve biraz araştırma yapayım dedim. Maltepe Belediyesi CHP’li. Neden konuya siyasi parti üzerinden giriş yapmak gerektiğiyse bir önceki yerel ve genel seçimlerde CHP’nin “yok mu arttıran” tadında asgari ücret hamasetinden kaynaklı. Muhalefet partileri dünyanın her yerinde elbette “hayal satarlar” bunu yapmak zorundadırlar zira bir icraat alanları olmadığı için insanlara vaatlerde bulunurlar. Güven temelli bir şekilde iktidara talip olurlar. Bu süreçte de dilin kemiği olmadığı için hamasetin dibine vuranlar arasına CHP de katılmıştı.

Bu ülkenin ekonomik gerçekleri ekseninde hayata geçmesi en azından kısa sürede mümkün olmayan vaatleri ortaya dökünce; gel zaman git zaman yerel iktidarı da kazandıktan sonra tabi ki muhatapları olan işçiler de meydanlarda söylenen uçuk kaçık rakamları talep ediyorlar. Bu talepleri mantıklı mıdır? Değildir. Hakları mıdır? Haklarıdır. Ne de olsa isteyenin bir yüzü kara. Peki sonrasında iş dönüp dolaşıp grev noktasına geldiğinde sendikanın ve işçilerin yaptıklarının akılla mantıkla izanla uyuşan bir noktası var mı? Cevap çok basit, yok. Bugün dünya ve ülkemiz çok ağır bir Pandeminin içerisinde. Ülkemizde her gün neredeyse 100 insan ölüyor. Ve bu salgınla mücadele etmenin en temel iki üç adımından birisi temizlik. Böylesine bir sağlık krizinin ortasında çöp toplama konusunda greve gitmenin iyi niyetle, işçi haklarıyla, evrensel emek değerleriyle falan zerre kadar alakası olamaz. Bunun adı kötü niyettir. Halk sağlığını tehdit etmek ve grevin muhataplarını siyasi bedel ödeyecek noktaya iterek durumu suiistimal etmektir.

BASİRET OLSA LOKAVT KARARI ALINIRDI

Aynı sendika iki hafta önce Kadıköy’de de grev kararı aldı. Sendikanın genel merkezi ilgili şubeyi baypas ederek belediyeyle anlaştı. Aynı durumu Maltepe’de yapmadılar. Mart ayı içerisinde de Kartal, Ataşehir ve Beşiktaş’ta da anlaşma sağlanmaması durumunda greve gideceklerini duyurdular. Maltepe Belediyesinin içine düştüğü aczi gören ve kendi siyasi kariyeri açısından “CHP geldi, çöp dağları oldu” söyleminin önüne geçmek isteyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da kendi kadrolarını çöpleri toplamaya yolladı. Radikal solcu bir kısım zevat ve onların yayın organları da hemen “grev kırıcılığı” suçlamasını yönelttiler. Ancak aynı gruplar greve çıkmak istemeyen işçinin bu hakkını gasp etmekten geri durmadılar. Grevden yana olmayan işçileri de greve zorladılar. Keza yine kanunen suç olan grev yapılan işyerinin önünde toplanmak ve giriş çıkışları engellemek gibi; greve muhatap kurumun, grev süresince işlerini aksatmamak adına çözümler geliştirmesini kanunla koruyan haklarını da ihlal ettiler.

Bütün bunlar yaşanırken Maltepe Belediyesi de sadece seyretti. Biraz basiret sahibi olarak Grev Kararı Hakkı karşısında kendilerine ait olan Lokavt Kararı hakkını kullanmaları gerekiyordu. Temizlik işçileri grev yerine iş yavaşlatma gibi yöntemleri tercih etseler ve sağlık krizi ortasında olan bir ülkede her yeri çöp yığınlarına terk etmemeyi etik bir duruş olarak dile getirseler süreçte haklı konumda kalabilirlerdi. Ancak yaptıkları halk sağlığına garezden başka bir şey değil. Bundan birkaç hafta sonra İstanbul’un farklı ilçelerinde de aynı rezalet yaşanacak, umarım o belediyelerden bir tanesi basiretli davranarak kendilerine kanunen tanınmış olan Lokavt Hakkını kullanma cesaretini gösterirler ve sendikaların kendilerini rehin almasına izin vermezler. Taşeronu sokarsınız, 24 saatte meseleyi sonlandırırsınız. Grev kararının da bir bedeli olabileceğini cümle aleme gösterirsiniz.

BELEDİYELERDE İŞÇİYE NE GEREK VAR?

Belediye dediğimiz kurumlar bürokratik mekanizmalardır. Memurlarla evrak işlerini yürütürler. Bunun dışında çöp toplama, asfalt yamama, kaldırım döşeme gibi işleri kanunen ihale yoluyla bu konularda uzman şirketlerden hizmet alımı yoluyla yapabilirler. Buna “taşeron” denmesi de esasen ideolojik bir söylemdir. “Taşeron işçileri romantizmi” ne yazık ki nüfusunun %99’u devlete yamanarak geçinme eğiliminde olan bizim memlekette de her daim tutmuştur. En sağcısından en solcusuna bütün siyasi partiler bu edebiyatı yapmayı severler. Oysa ki hizmet alımı hem en ekonomik hem de en kaliteli şekilde o işi yapmanın yegane formülüdür. Piyasa koşulları yoksa, her hizmet alımı kazık yemektir, bunu devlet yaptığı zaman da halka daha çok vergi olarak o kazığın rücu etmesidir.

**

İşin uzmanı bir firma sizin ihaleye çıktığınız konuda gelir teklifini verir, rekabet olduğu için de en makul ücretle yapmak ve para kazanmak için optimum seviyede verimlilik ve maliyet dengesini kurmaya çalışır. İhaleyi şartnameye uygun şirketler içerisinden en düşük teklifi veren alır ve işi yapar. Belediye de bu işi denetler, aldığı hizmetin şartnameye uygunluğunu kontrol eder. Ancak bizim gibi ülkelerde belediye şirketleri her siyasi partinin arpalığı olduğu için, “birilerini işe koyma” gibi particilik taleplerinin karşılandığı alan olarak da görüldüğü için herkes bu sistemi çok sever. Hayatında temizlik işleriyle ilgili bir günlük bile mesaisi olmamış bir siyasi kişi o birimi yönetir. İşe alımlarda hayatında evindeki çöpü çıkıp dışardaki kutuya atmamış adamlar temizlik işçisi olur. Sonra da sendikalar zaten tepeden tırnağa yamuk olan bu düzende suiistimale başlarlar. Memlekette lokavt kararı alabilecek bir tane bile yürekli ve tutarlı siyasetçi olmadığı için de her partinin belediyelerinde bu kısır döngü sebebiyle milletin vergisi saçma sapan bir şekilde harcanır.

TEMİZLİK İŞÇİSİ DOKTORDAN ÇOK PARA HAK EDİYOR MU?

İlimizde de bütün belediyeler geçtiğimiz ay içerisinde sendikalarla anlaştılar. Bütün belediyelerin işçileri yapılan anlaşmalardan memnunlar. Belediye başkanları memnun, sendikalar memnun, işçiler memnun. Herkes memnun, görüntü böyle. Bu süreçler de hamasetin rüzgarları içerisinde sunulduğu için haberleri gören vatandaş da sanki iyi bir şey olmuş zannederek olayları izledi ve çoktan unuttu gitti. İlimizde yapılan anlaşmalar ve Türkiye’nin gündemine gelen İstanbul’daki anlaşmalar – anlaşamamalar ve grevler ekseninde belediyelerin işçileri yani temizlik işleri, asfalt dökme, kaldırım döşeme gibi en vasıfsız seviyedeki çalışanların yapacağı işleri yapan kişilerin hemen hepsi bugün bir öğretmen kadar maaş alıyorlar. Hele ki İstanbul’da beğenmeyip greve çıkma kararı aldıkları tekliflerde mesleğine yeni başlamış bir doktorun geliri kadar paralardan söz ediliyor.

Bundan on beş sene sonra herhalde insan çalıştırmaya bile gerek olmadan makinaların yapacakları işlerden bahsediyoruz. Ve bu işleri yapan kişilerin de çoğu ya ilkokul ya da en fazla lise mezunu. Öte yandan ömrünün ilk 25 yılı sınavlara çalışarak geçmiş, kendisini beyin emeği yönünden dibine kadar zorlamış, sabahlamış ders çalışmış ve bir çoğu da hem bunları yapıp hem de part-time işlerde harçlığını kazanmak için didinmiş insanlar kadar parayı almayı beğenmiyorlar. Öğretmenler, doktorlar, askerler, polisler kadar önemli bir iş yaptıklarını iddia edebilirler ancak durumun böyle olmadığını mantıklı bir şekilde düşünme yetisine sahip herkes üç dakikada kavrar.

Elbette keşke herkes on bin yirmi bin para kazansa, ülkede bu imkanları sağlayacak ekonomik koşullar olsa ve refah içinde 80 milyon yaşayabilse; ancak işin ideolojik hayaller tarafıyla hayatın gerçekleri tarafını birbirinden ayırmazsanız, böyle abuk subuk durumlara hem kendinizi hem milleti sürüklersiniz. Bu tablo karşısında kısa ve orta vadede oluşacak olan algı bellidir. Çalışıp okumak yerine vasıfsız işçi olmak daha karlı bir durum oluyor. Bu tablonun neticesi de ülkenin temelli iflas etmesidir. Hizmet sunmak için yüksek donanım gerektiren mesleklere sahip olmak yerine minimum donanımla bir işi yapıyor olmanın arasında net ve nitelikli bir gelir farkı olmazsa bu ülke zaten çok uzun yıllardır çürümekte olan entelektüel kapasitesini iyice yok eder. Mumla okumuş adam ararız.

İlkokul mezunu 80-90 IQ sahibi birisinin yapabileceği işle, çok uzun yıllar eğitim alarak ve kendisini meslek hayatı boyunca sürekli geliştirmek zorunda olan ve “en yüce değerdir” dedikleri emeği kas olarak değil, beyin olarak veren insanları aynı kefeye koyamazsınız. Bunu yapmak ne eşitliktir, ne insanı öne almaktır. Bunun adı popülizmdir ve tarih popülizmin her zaman ne tür belaları peşinden sürüklediğinin dersleriyle doludur. Bu ülkede öğretmenler, polisler, sağlık çalışanları bırakın böyle uzun süreli grevleri; iki gün iş bıraksalar memleket Vahşi Batıya hatta Orta Çağa döner. Bu insanların gerçekten hak ettiklerini veremeyen bir ülke olmamız bir utançtır. Ancak hayatın gerçekleri de var ve idealler ekseninde düşünüp günlük siyaset kararları almak da aptallığın daniskasıdır.

Eldeki imkanlar az olabilir, bunları geliştirmeye çalışmak başkadır; eldekilerle günlük karar alırken imkanları hakkıyla dağıtmak başkadır. Bu ülkenin çalışanlarına verilecek ekstradan bir lira varsa ve bunu verdiğiniz meslek grubu işini daha iyi yapacaksa; bu ek kaynağı doktora ve öğretmene mi vermek istersiniz yoksa en vasıfsız seviyedeki işçilere mi? Bu tercih popülizm ve elitizm arasında bir tercihtir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Tebrik Ederim - Sayın yazar, gercekten bravo Türkiye gercegini bu kadar net anlamis ve net bir sekilde anlatmis olmaniz nedeniyle sizi tebrik ederim . gercekten populizm cikmaz bir sokak. bugun devletin belediyenin elindeki ne kadar kurum varsa hepsi batik, hepsi zarar ediyor.

kocaelide kentkonut, antikkapi, vb.. devlet bankalari, thy, ptt, çaykur, buna en guzel ornektir. bir an once satilmalari gerekiyor. gecmiste 40 yasinda kamudan belediyeden emekli olup yazlik alip keyif catanlarin biraktigi borclari biz halen calisip odemeye calisiyoruz. umarim yazdiklarinizi okuyuculariniz okuyup aydinlanacaklardir. buna ek olarak Türkiyede bir de esnaf gercegi var. milyonlarca esnafa kamu kaynaklari aktariliyor ancak net 1 kurus vergi alinabilmis degildir, devlet bunlara bakmaktadır. kamu isletmeleri ve esnafin bugunku durumu halledilmeden nefes alamayiz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Mart 17:45


Anket Hükümetin aldığı Covid-19 tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?