Reklamı Kapat

Döşenen Taşlar

Bugün 28 Şubat.

Üzerinde çok konuşuldu, yazıldı, çizildi.

Kimisi acı hatıraları, kimisi öfkeyi ve hıncı içeren birçok anı ve değerlendirme paylaşıldı, paylaşılıyor.

Elbette kendi adıma da “güzel hatıralar” biriktirdiğim bir dönem olduğunu ifade edemem.

Sürecin müsebbibi olan ve hakkımı helal etmediğim birçok siyasi ve akademik figürün olduğunu da inkar edemem.

Ama bugün vesilesiyle meselenin, ne yazık ki yeterince konuşulmadığını düşündüğüm, bir başka yönü üzerinde de sizlerle beraber düşünmek isterim:

Türkiye’de ihtilal ve darbelerin görünen ve görünmeyen iki cephesi olduğu hususunda sanırım birçoğumuz hem fikirdir.

Görünen yüzü itibariyle 28 Şubat genel olarak irtica ile mücadele adı altında başörtüsü yasakları İmam Hatip Liseleri özelinde tartışılan katsayı problemi ile tarif ediliyor.

Ancak görünmeyen ya da daha sonra kendini gösteren yüzü itibariyle bakıldığında mesele çok farklı cepheleri ihtiva etmiş görünüyor.

Bu cepheleri anlamak adına soralım:

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, bugün bazı dindarların ordu ile arasını açmak mümkün olabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, vesayeti yıkmak adına, böylesi bir coğrafyada hayati önem taşıyan ordunun kurumsal olarak yıpratılmasında bazı dindarların rol oynaması mümkün kılınabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, cemaat/ler/in orduya ve devlet kurumlarına 60’larda başladığı ifade edilen “sızıntılarının”, bu dönemden sonra yoğun bir şekilde gerçekleşmesine zemin kurulabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, 15 Temmuz meşum darbe girişimi mümkün olabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, gerek içerde gerekse dışarıda yaşanan hadiselere karşı bazı dindarların milli reflekslerini kırmak ve tavır almalarının önüne geçmek mümkün olabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, İmam Hatip Liseleri tartışılırken gözden kaçırılan ve oldukça zarar gören, ülke ekonomisi ve geleceği için hayati önem taşıyan meslek liselerinin hali bugün nasıl olurdu?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, Türkiye’de rejim değişikliği yönünde adım atmak mümkün olur muydu?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, kutuplaşma ve kutuplaştırma “virüsü” bugün tecrübe ettiğimiz noktaya varır mıydı?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, rövanş mantığı ile hareket eden bazı dindarlar, kendilerini uyarmaya çalışan dindarlara karşı başörtüsü meselesini “Demokles’in kılıcı” misali kullanabilirler miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, din algısına en büyük zararın yine bazı dindarlar tarafından verilmesi mümkün olabilir miydi?

Acaba 28 Şubat yaşanmasaydı, “tarihle hesaplaşmak” adı altında, tarihin de, bazı değer ve kazanımlarımızın da altının üstüne getirilmesi ya da bu yolda ilerlenmesi söz konusu olabilir miydi?

Bilemiyorum.

Ama o gün başörtüsünü ülke geleceği için adeta en büyük tek tehlike görenlerin bugüne dair ne söyleyebileceklerini merak ediyorum doğrusu.

Benim ise kendilerine bir çift sözüm var:

Yorum yaparken, bugünleri hazırlayan taşların önemli bir kısmının o günlerde döşendiğini unutmamanızı tavsiye ederim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?