Reklamı Kapat

Doğarken ağladı insan

Doğarken ağladı insan. Ağlamadıysa da kalçasına yediği bir şaplak tarafından ağlatıldı. Belki de daha o gün o şaplakla birlikte, insan ağlamaya mahkûm edildi.

Aslında pek fark etmeyiz ama hayatımızın büyük bir çoğunluğunu duygularımız yönetir, bu şekilde farklı tepkiler ve tepkilerin ürettiği etkiler oluşur. Bu etkilerden en büyüğü ise ağlamak olabilir. Siz ben çok az ağlarım ya da hiç ağlamam, çok güler yüzlü bir insanımdır diyor olabilirsiniz. Fakat aslında tüm ömrünüz boyunca yaklaşık yüz litre gözyaşı dökersiniz. Bunun yanında bir litrenin yaklaşık beş bardak suya tekabül ettiğini düşünürsek, aslında hayatımız boyunca pek çok damlaya veda ettiğimizi söyleyebiliriz.

Bazen bir film izleriz, bazense çok tanıdık bir şarkı duyar kulaklarımız, bazı günler hiç keyfimiz olmaz, bazı günlerse sinirden küplere binmeyi bırakın, o küpler üzerinde tepiniriz. Bebekken acıkır, biraz daha büyüyünce yere düşüp dizimizi acıtır, biraz daha büyüyünce kimse beni anlamıyor diye yakınırız. Biz büyümeye devam ederken artık kendimiz düşmeyi bırakırız, ama kalbimiz insanlara çarpıp düşerek kırılmayı kendine huy edinir. Kötü haberler, iyi haberler, mutlu günler, mutsuz günler… Günlerin, yaşların ve olayların farklılığına rağmen, her daim aynı olan tek bir şey vardır. Gözlerimizin ucunda minik bir deniz gibi duran o gözyaşları. Onlar hiç değişmez, değil mi?

Biz onların değişmediğini, hep aynı su olduğunu düşünürüz. Fakat elbette ki de yanılırız. Bugün size bu suyu anlatmak istiyorum. Çünkü hayatımızın bu kadar büyük bir yerini kaplayan bir dostumuzu tanımamak, ona yazık etmek demektir.

Gözyaşlarımız bize sadece birkaç su damlası gibi gözükebilir. Fakat onların arkasında bundan çok daha fazlası vardır. Araştırmalara göre üç tip gözyaşımız var. Bunların hepsi aynı görüntüde olsalar da, içerik olarak çok farklılar.
Birinci gözyaşımız her gün ve her saat bizlerle birlikte olan ‘bazal gözyaşı’. Bazal gözyaşları her gün bizimle birlikteler çünkü içeriği su, yağ ve mukustan oluşan bu yaşlar, gün içinde sürekli olarak salgılanarak gözün kornea tabakasının kurumasını engelliyor. Bizler ise bu salgının gözlerimiz üzerindeki dağıtımını göz kırparak sağlıyoruz. Yani göz kırparken bir nevi gözlerimize onların kargolarını ulaştırıyoruz.

İkinci gözyaşımızın adı refleksel gözyaşı. Refleksel gözyaşlarının varoluşunun tek sebebi göze temas eden zararlı uyaranları olabilecek en hızlı şekilde gözden uzaklaştırmaktır. Aslında refleksel gözyaşları bize pek çok yerde yardım eder. Bu yardımını ve zararlı uyaranları size yazdığım küçük bir hikaye parçası ile anlatmanın daha akılda kalıcı ve hoş olacağını düşünüyorum.

‘…Güzel bir meltem vardı o akşam deniz kenarında. Ne çok üşütüyordu, ne de sıcaktan öldürüyordu insanı. Denizin küçük dalgaları, aynı bir bebeğe ninni söylermiş gibi vuruyordu kıyıya. Burada gerçekten bebekler olsaydı, şu ana kadar kesinlikle uyumuş olurdular. Ama burada bebeklerden bambaşka insanlar vardı ve deniz onların uykusunu getirmiyordu, aksine neşeli şarkılarına eşlik ediyordu. Ateşin etrafında oturan ve gençlerden oluşan beş altı kişilik arkadaş grubunun içinde sessizce oturup gözlerini ateşe dikmiş olan kızın gözlerinin olacaklardan haberi yoktu, fakat onun için o tatlı meltemin çok farklı planları vardı. Rüzgâr sessiz kıza inat etmiş gibi tam olarak onun olduğu tarafa esmeye başladı ve ateşin sakin sakin süzülen dumanını kızın her şeyden habersiz gözlerine doğru savurdu.   Dumanın gözlerine gelmesi ile birlikte kızın gözleri hemen doldu ve yanaklarına doğru yaşlar süzülmeye başladı…’

Umarım refleksel gözyaşları için açıklamak istediğim şeyi anlatabilmişimdir. Bu yaş tipi, gözlerimizi soğan doğrarken ya da bir dumana maruz kalmışken yayılan kimyasallardan koruyor. Gözlerimiz bir tehlike sezdiğinde refleks olarak bu sıvıyı ürettiğinden, ona refleksel gözyaşı adı verilmiş.

Son olarak da duygusal gözyaşımız var. Duygusal gözyaşı, “ağla, rahatlarsın” sözünün var olmasının sebebi diyebiliriz çünkü diğer yaşlara nazaran bu gözyaşının içinde stres anında salgılanan ACTH hormonu ve ağrı kesici özelliğe sahip olan enkefalin gibi maddeler bulunur. Aynı zamanda duygusal gözyaşları da kendi içinde bölümlere ayrılıyor. Mutluyken akan yaşın içeriği ile üzgünken akan yaşın içeriği birbirinden tamamen farklı. Hatta bazı kaynaklar yanında ağladığınız kişiye göre bile gözyaşının içeriğinin değiştiğini açıklıyor. Yani bu gözyaşı türü her türlü durum için farklı bir özelliğe sahip.

Konusu ne olursa olsun, şehir efsaneleri her zaman için beni eğlendiren ve mutlu eden efsaneler olmuşlardır. Tabii ki ağlamak ile ilgili de bir şehir efsanesi mevcut. Rivayete göre, mutluluktan ağlandığı zaman ilk gözyaşı sağ gözden, üzüntüden ağlandığı zaman ise sol gözden akarmış. Umarım tüm gözyaşlarınız ilk olarak sağ gözünüzden akar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?