Kanlı Kadınlar Günü!

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bugünün kutlanmasının sebebi bundan 154 sene önce New York’ta insanlık dışı şartlarda çalıştırılan dokuma işçisi kadınların başladıkları grevin sona erdirilmesi için polislerin onlara saldırması, kadınların kaçtıkları fabrikaya kilitlenmesi ve sonrasında çıkan yangında 100’den fazlası kadın 129 kişinin ölmesinin anması olarak kutlanıyor. Bugünün yaygın kullanılmayan ancak literatürde kayıtlı olan adının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olmasının sebebi de bu trajik hikaye. Bu kadıncağızların cenazesine yüzbinlerce insan katılıyor ve arada yıllar geçtikten sonra 1910 yılında toplanan 2. Enternasyonel’e bağlı kadınlar toplantısında Alman Sosyal Demokratların önderlerinden Clara Zetkin bu olayın yıldönümünün emekçi kadınlar günü olarak kutlanmasını öneriyor ve bugünlere kadar 8 Mart’la geliyoruz.

İşin tarih dersi kısmını bir kenara koyarsak; bu günün altında yatan trajik olayın unutulduğu ve olayın çiçek böcek hediye eksenine indirildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yazının kaleme alındığı 7 Mart sabah saatleri itibariyle sosyal ağlarda bir önceki geceden bu yana infial yaratan görüntülerle 8 Mart’ı karşılıyoruz. Samsun’da insan türünün erkek cinsine mensup bir mahlukatın sokağın ortasında, el kadar çocuğunun yanında karısını kafasına defalarca tekme ata ata dövdüğü görüntüler üzerine yine coğrafyanın kaderimiz olduğu gerçeğinin tokadını suratımıza yemiş durumdayız.

KADIN CİNAYETİ DEĞİL ERKEK VAHŞETİ

Ülkemizde benim takip edebildiğim kadarıyla yaklaşık beş senedir günde ortalama “1 Kadın” erkekler eliyle öldürülüyor. Ya kocası, ya eski kocası, ya sevgilisi, ya babası abisi tarafından sıklıkla namus bahanesiyle ama özünde erkeklerin sahip olduğu aşağılık kompleksleri sebebiyle bu ülke sürekli olarak kadınlarını cinayetlere kurban veriyor.

Bu meselenin muhafazakarların deyişiyle ne “kadınlar bize Allah’ın emanetidir” şeklinde dini atıflarla ne de sosyalistlerin “kadın cinayetleri politiktir” romantizmiyle çözülemeyeceğini görmemiz gerekiyor. Bu iş siyasal sosyal kültürel boyuttan çoktan çıkmış ve ne ideolojik ne dini ne de felsefi şekilde tartışılacak, çözüm aranacak, üzerinde nutuklar atılacak noktayı çoktan aşmıştır. Bize gereken acilen radikal ve realist önlemler almaktır.

Erkek terörü diye adlandırılması gereken bu vahşet sarmalından çıkmanın tek yolunun 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun net bir şekilde uygulanması ve bunu uygulamaktan imtina eden kolluk kuvvetlerinin ve yargı mensuplarının meslekten atılmaları ve ertelenmemek ve indirime gidilmemek üzere uzun süreli hapisle yargılanmalarının, bu davaların da istinaftır, Yargıtay’dır, Anayasa Mahkemesidir her türlü itiraz merciine kapalı olmasıdır. Ve bu süreç vahşete yardım ve yataklık şeklinde değerlendirilmelidir. Başka türlü bir çözüm mümkün değil.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN ÜZERİNE TİTREMELİYİZ

6284 Sayılı Kanun eğer yazıldığı gibi uygulanırsa bu cinayetlerin büyük bir kısmının önüne geçilebilir. Bu kanunun dayanaklarından olan İstanbul Sözleşmesinin de artık bir kısım kerameti kendinden menkul din tüccarları, onları matah bir meret sananlar, “Avrupağğğ bizi yozlaştırıyor” diyen solcu eskisi bunaklar ve o bunakların nüfus kağıdı genç kafası 100 yaşında takipçileri tarafından sürekli saçma sapan bahanelerle eleştirilmesinin önüne geçilmelidir.

Her gün bir kadın, her gün bir genç kız, her gün bir anne mezara gireceğine; onlarla beraber bizler vicdanımızı her gün toprağa gömeceğimize; çıkalım bunların karşısına mertçe bir şekilde kadınların mücadelesine amasız fakatsız lakinsiz destek olalım.

İstanbul Sözleşmesini savunursam aman dinciler bana şunu der, aman polise hakime savcıya bir eleştiri yaparsam milliyetçiler bana bunu der, aman ben konuyu ele alırken araya iki hadis sıkıştırayım da tarikatçılar bana kızmasın, aman araya erkek egemen toplum falan lafı katayım da solcular beni sevsin diyen korkaklar da çekilsinler gitsinler; politik alanı kadınlara bıraksınlar.

Sıradan kadınlara, gündelik hayatında işine gücüne bakan, çocuğunu büyüten, ekmeğinin peşinde işçi de olsa patron da olsa bir gayeyle ayakta durmaya çalışan Ayşe’ye Fatma’ya Selma’ya Elif’e Zeynep’e bıraksınlar. Kocaman unvanlarını, makamlarını, payelerini alıp cehennemin dibine gitsinler ve kadınların hayatta kalma mücadelesi üzerinden siyaset devşirmeye, güç devşirmeye, makam devşirmeye son versinler.

Erol Mütercimler hocamızın deyimiyle “Fikrimizin Rehberi” olan Atatürk’ün meşhur “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” sözünü aklımızdan çıkardığımız için bu günleri yaşıyoruz.

Dünya Kadınlar Kongresinin 1935 yılında Türkiye’de düzenlendiğinde heyet üyelerinin “Bizim için bu toplantının en büyük önemi Mustafa Kemal’le tanışmaktır” dediği modernitenin parlayan yıldızı olan kurucu babamızı unutturanlara yol verdikçe ya da onu bir rozet olarak kullanarak kimlik ve rant devşirenlere tokadı basmadıkça bugünlerimizi de arar hale geleceğiz. Bu kafayla sonumuz Afganistan olmaktır.

LGBTQİ+ FALANLARA GELİNCE

Cinsel yönelimleri sebebiyle kendilerini alfabenin bazı harfleriyle tanımlayanlara gelince; bu kişilerin her sene yaptıkları ve son yıllarda engellenen Onur Yürüyüşlerinin engellenmesine hep beraber karşı çıkmak zorundayız. İnsanlar bir sebeple yürüyeceklerse, söyleyecekleri bir sözleri, verecekleri bir mesajları varsa ve şiddete de karışmıyorlarsa bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler; yollar yürümekle aşınmaz.

Eşcinselliğin propagandasının yapılmasına gelince de bu noktada neyin hayatın içinde var olan bu insanların normal bir şekilde hayatın farklı alanlarına yansıması, neyin bir etki alanı oluşturma propagandası olduğunun ayırt edilebilmesi mümkün değil, her bakış açısına göre bu denge noktası değişebilir. Burada gözünü sevdiğim liberal değerlerinin “şiddete karışmadıkça ve şiddeti teşvik etmedikçe her görüşün örgütlenme, gösteri yapma ve kendini ifade etme hakkı vardır” ilkesi bizlerin temel kıstası olmak zorundadır.

Başka dışlanan ve ezilen gruplara destek olmak amacındaysanız; kendi simgelerinizi ve eylem türlerinizi kenara koyup oradaki eyleme kimliğinizi dışarıda bırakıp, o eylemin asıl sahiplerinden rol çalmadan bulunmak çok mu zor? Nedir bu sürekli “en görünür biz olacağız” halleri ve acul hareketler. Bir kere de rahat durun ve rol çalmayın da sadece birilerinin hak arayışında sadece orada sayısal olarak güç gösterisinde arada kaynayın, spot ışıkları üzerinize gelmeyiversin. Ölmezsiniz. Tabi bu aynı şekilde etnikçiler ve solcu eskisi modeller için de geçerli bir durum. Az ötede durun, kadınların yaşam mücadelesinden siyaset devşirmeye son verin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmit Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?