Reklamı Kapat

Ayçiçeği ve biyoekonominin yükselişi

Gelecek nesiller için darboğazın beton veya plastik değil gıda olacağını düşünüyorum. "Yaşamsal

Satranç" oyununda her zaman ilk adım biyoekonomi hamlesi olduğu için doğa ile dost olmak gerekiyor

Son dönemde gündeme gelen Ay Roketi projesi bana fiyatı roket gibi yükselmekte olan ayçiçeğini hatırlattı. (NOT: Kuzey Amerika kaynaklı bu bitkiye, yüzünü güneşe döndüğü için pek çok dilde güneş çiçeği derler. Halkımız da ona gündöndü, gündöndüren veya günebakan der. Bu bitkiye ayçiçeği ismini vermek, Kuzey Amerika'nın yerel kuşu olan hindiye İngilizce Türk kuşu ("Turkey Bird") demek kadar yanlıştır. Aslında ayçiçeği ismini hak eden bitkiler "gece sefası" veya "Amazon kaktüsü" olabilir. Neyse konumuza dönelim.)

**

Ulusal ekonomilerin temelindeki tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılık sektörleri geleneksel biyoekonomiyi oluştururlar. Pandemi sürecinde, petrol, havayolu, otomotiv gibi önemli sektörlerde de kriz yaşanırken biyoekonomi sektöründeki ürün fiyatları tırmanışa geçti. Örneğin ayçiçek yağı fiyatları dünyada ve Türkiye'de yüzde 50 civarında artış gösterdi.

Salgın sürecinde sağlık sektöründe, başta aşı, tanı kitleri ve antikorlar olmak üzere yükte hafif pahada ağır biyolojik ürünler öne çıktı. Bazıları yeni biyoteknoloji yöntemleri ile üretilen bu ürünler, "Bilgi Temelli Biyoekonomi" sektörünü oluşturuyor. Örneğin, bir kilo aşı etken maddesi ile milyonlarca insanı aşılayabilir ve karşılığında bir şilep dolusu ayçiçek yağı satın alabilirsiniz.

Yüz yıl önce dünyada savaş, kıtlık ve salgınlar yaşanıyordu. Türkiye'nin o dönemde başlayan tarım ve sağlık alanındaki biyoekonomi yatırımları başarılı sonuçlar vermişti. Tarım kredi kooperatifleri ile birlikte kurulan çiftlikler ve şeker fabrikaları ile bölgesel kalkınma hareketi başlatılmıştı. Hazine arazilerinin tarıma açılması ile bolluk yaşanmıştı. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kolera, kuduz ve tifüs gibi aşıların ve serumların üretiminde örnek bir kurum olmuştu. Şimdi bu hamlelerin stratejik önemi daha iyi anlaşılıyor.

Bence dünya yeni bir normal oluştururken Türkiye'nin de yeni bir biyoekonomi modeli oluşturması ve atılım yapması gerekiyor. Bu kapsamda geleneksel ve bilgi temelli yaklaşımlara ihtiyaç var. Bu yazıda biyoekonomi alanındaki küresel gelişmeler ışığında Türkiye için bazı stratejik önerilerde bulunacağım.

GELENEKSEL BİYOEKONOMİDE KÜRESEL OYUNLAR

Abraham Maslow insanların ömür boyu duyduğu ihtiyaçlar için öncelik sırası olduğunu belirlemişti. Ona göre ilk hedef karnını doyurmaktır. Sosyal ve kültürel ihtiyaçlar daha sonra karşılanacaktır. Ben de insan beyninin bu önceliklere göre "Yaşamsal Satranç" adını verdiğim karmaşık bir oyunu oynamak üzere yapılandığını öne sürmüştüm.

Tarihte ilk şehirler, tarım ürünlerinin üretildiği sulak bölgelerde kurulmuştu. Gemilerle tarım ve orman ürünlerinin getirilebildiği yerlerde nüfus artmaya devam etmişti. Devletler sık sık ortaya çıkan kıtlıklar ve salgınlar nedeniyle vatandaşları için gıda tedarikini güvence altına almaya çalışmışlardı. Fetihlerin çoğu da verimli tarım alanlarını ele geçirmek için yapılmıştı.

Ürettiği tahıl nedeniyle Mısır, Romalılar ve Osmanlılar için gözde eyalet olmuştu. Rusya ve Ukrayna'da üretilen tahıl, Karadeniz üzerinden gemilerle İstanbul ve Akdeniz limanlarına taşınırdı. Venedikliler ve Cenevizler koloniler kurarak bu ürünler için savaşıyordu. Tarih biyoekonomi için yapılan mücadelelerle şekillenmiştir de denebilir.

İpek ve Baharat Yolları üzerinde, kervanlar, gıda maddelerini değil ipek ve baharat gibi yükte hafif pahada ağır ürünleri taşırdı. Osmanlılar için kıtlık dönemlerinde bile Anadolu'da şehirden şehre kervanlarla buğday taşımak ekonomik değildi. Bu nedenle her bölgede tahıl depoları kurulmuştu.

Keşiflerden sonra, Amerika ile Avustralya, Avrupa için tarım ve hayvancılık üretim merkezlerine dönüştü. Bu kıtalar Rusya ve Ukrayna ile birlikte günümüzde hâlâ küresel biyoekonomideki tarihi rollerini devam ettiriyorlar.

Koronavirüs pandemisi nedeniyle 2020 yılı boyunca pek çok gıda maddesi üretiminde ve temininde zorluklar yaşandı. Örneğin, Amerika'da salgın sırasında tarım ve hayvancılık üretimleri azaldı. Mezbahalarda virüs enfeksiyonları et üretimini aksattı. Şu anda iklim krizinin yaratabileceği sorunların bir provasını yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu nedenle son dönemde, sera gazlarının azaltılması ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş hedeflerini içeren "Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı" (EU Green Deal) tekrar gündeme geldi. Çevre dostu yöntemlerle üretilmeyen tarım ve gıda ürünlerinin ticareti zorlaşacak.

Dünyada ayçiçeği gibi yağlı tohumlar ile birlikte buğday, şeker, mısır, soya fasulyesi ve pirinç gibi tarım ürünleri artık stratejik nitelik kazandı. Çin'de tahıl stokları azalırken Rusya buğday, arpa ve mısır ihracatına vergi koydu. Arjantin de mısır satışını durdurdu.

Fiyatların arttığı bu dönemde Türkiye ayçiçek ve buğday ithalatında dünyada ilk sıraya yerleşti. Mercimekten, nohuta ve kırmızı biberden ete kadar pek çok tarım ve hayvancılık ürününün ithalatçısı konumundayız. Çiftçilerimiz ise kazançlarından memnun değiller. Örneğin, bir yıl patateste bolluk yaşarken, bir yıl yokluk çekiyorlar. İhraç ettikleri bazı tarım ürünleri ve gıda maddeleri içerdikleri zararlı kimyasallar nedeniyle iade ediliyor. Yerel üretimi artırmak ve sürdürülebilir hale getirmek için yol haritası geliştirmenin zamanı geldiğini düşünüyorum.

GELENEKSEL BİYOEKONOMİ YÜKSELİŞE GEÇİYOR

20. yüzyılda 1.5 milyardan 6 milyara yani dört katına çıkan nüfusu doyurmak için altı katı gıda üretmek gerekmişti. Aynı dönemde 70 kat kimyasal gübre ve 80 kat da enerji tüketilmişti.

Bu yüzyılda da nüfus artmaya devam ederek 10 milyara doğru ilerliyor. Çin, Hindistan, Afrika ve Güney Amerika'daki milyarlarca insan tüketimi körüklüyor. Yerel üretimin nüfusu beslemek için yeterli olmadığı ülkeler gıda ithalatına bağımlı. Buna karşılık, iklim krizi ile azalması beklenen üretimin artan küresel talepleri karşılaması pek kolay görünmüyor. 

Tarım, hayvancılık ve ormancılık ürünleri, gıda dışında giyim eşyaları ve yapı malzemelerinin üretiminde de önemli bir yer tutar. Kaliteli giyim eşyaları için pamuk, keten, yün ve ipek tercih edilir. Orman ürünleri de odun yanında mobilya, gemi ve bina inşaatlarında kullanılır. Odun dışı orman ürünleri arasında defne ve mantarlar gibi değerli tıbbi ve aromatik ürünler de vardır. 

Biyoekonomi için en önemli darboğaz yeryüzündeki verimli toprak ve sudur. Günümüzde bu darboğazı aşabilmek amacıyla ormanlar yok edilerek tarım ve hayvancılık için alan oluşturuluyor. Tüketim sorununu çözelim derken bilinçsiz bir şekilde iklim ve çevre sorunları yaratıyoruz.

Dünya yüzeyinin yüzde 75'ini oluşturan denizler, canlıların da yüzde 80'lik kısmını barındırmasına karşılık onların sadece yüzde 5 kadarı hakkında yeterli bilgi sahibiyiz. Avrupa ülkelerinde denizler ve tatlı sulardan yeni ürünler geliştirilmesi planlanıyor. Buna karşılık, Türkiye'yi çevreleyen denizlerin ve organizmaların, örneğin yosunların biyoekonomi açışından yeterince değerlendirildiğini düşünmüyorum.

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili ve yüksek dağlara sahip bir ülke olduğu için çok sayıda bitki, böcek ve hayvan için uygun bir yaşam alanıdır. Hem Kuzey Avrupa ve Rusya'dan güneye kuş göçleri hem de Boğazlardan geçen balıklar Türkiye'ye biyoçeşitlilik ve biyoekonomi açısından önemli bir potansiyel yaratıyor. Doğanın henüz keşfedilmemiş ilaç ve etken maddeler için bir hazine olduğunu unutmayalım.

Daha önce yazdığım bazı makalelerde iklim krizine hazırlık olarak Türkiye'nin havza bazında bir biyoekonomik kalkınma modeli oluşturması gerektiğini vurgulamıştım. Gıda sektöründeki gelişmeleri izledikçe bu yaklaşımın aciliyet kazandığını görüyorum. Son yıllarda ekili tarım alanlardaki azalma konunun önemini işaret ediyor. Küresel tedarik sorunlarına karşı en doğru yaklaşımın yerel üretimi desteklemek olduğuna inanıyorum. Biyoekonomi sorunlarının çözümünü ülkemizin toprağında bulabiliriz.

Tarım ve hayvancılık temelli biyoekonomide Hollanda'nın küresel ölçekte başarısının, yeni yüzyılda Türkiye için örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Konya boyutunda bir ülkenin teknoloji ağırlıklı yaklaşımlarla nasıl dünyada iki numaralı gıda ürünleri ihracatçısı olduğunu irdelemekte var. Bu arada, gen teknolojileri gibi yeni yöntemler kullanılarak büyüyen Bilgi Temelli Biyoekonomi alanını ihmal etmemeliyiz.

BİLGİ TEMELLİ BİYOEKONOMİNİN YÜKSELİŞİ

Geçen yüzyılda geleneksel ürünlerin yanında, biyoteknoloji kullanılarak üretilen antibiyotikler, aşılar ve antikorların önemi arttı. Böyle yüksek katma değerli ürünlerden oluşan "Bilgi Temelli Biyoekonomi", hayvansal, bitkisel ve mikrobiyal kaynaklardan elde edilen ilaçları ve kan ürünlerini kapsıyor. Günümüzde DNA testleri de, kimlik tespitinden belli hastalıklara yatkınlığı  belirlemeye kadar farklı amaçlar için kullanılıyor. Hatta hastalıklar ortaya çıkmadan önlemler alınmaya çalışılıyor. 

Bilgi Temelli Biyoekonomi'de de küresel oyunlar oynanıyor. Salgın sürecinde koronavirüs aşısı stratejik bir ürüne dönüştüğü için gelişmiş ülkeler, ürettikleri aşıların ihraç edilmeden önce yerel ihtiyacı karşılamasını talep ediyor. Gelişmekte olan ülkeler ise vatandaşlarına aşı temin etmekte güçlük çekiyor.

Bilgi Temelli Biyoekonomi konusunda Küba'nın küresel ölçekte bir başarı hikayesi var. Kısa bir sürede, biyoteknoloji alanında yapılan çalışmaların sonuçlarına erişildi. Pek çok aşı yanında interferon ve antikor gibi önemli ürünler üretildi. Bu konuda, Türkiye'deki bazı kuruluşlarla da işbirliği yapılmaya başlandığını biliyoruz. Küba'nın Bilgi Temelli Biyoekonomi merkezine dönüşme sürecini Türkiye için örnek alabiliriz. 

SON SÖZ: DOĞA İLE YEŞİL MUTABAKAT

Pandemi döneminde, insanların öncelikle temel ihtiyaçlarına yöneldiğine şahit olduk. Gıda ve ilaç sektörüne ilginin artışı, küresel pazarlarda hem fiyatlarda yükselişe, hem de tedarik sorunlarına neden oldu.  Bazı ülkeler tahıl ve yağ gibi ürünlerle biyoekonomi alanında stratejik hamleler yaptı.

Küresel eğilimlere bakarak, nüfus artışı ve iklim krizinin birlikte seyretmesi durumunda uzun vadede gıda sektörünün darboğaz olacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle Türkiye için yeni yüzyıla uygun bir biyoekonomi stratejisi gerekiyor. Bu yaklaşım aynı zamanda ülkemizin bereketli topraklarına ve tatlı su kaynaklarına sahip çıkılmasını sağlayacaktır. Sera gazlarının azaltılması ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş hedeflerini içeren "AB Yeşil Mutabakatı" bu çerçevede düşünülmelidir.

Sağlık alanında da stratejik bir ürüne dönüşen aşının, geliştirilmesi, üretimi ve temininde sorun yaşanması, biyoteknoloji alanındaki yetkinliklerin önemini gösterdi. Antikor ve tanı kitleri ile birlikte biyolojik ürünlerin üretimi konusunda yetkinliklere sahip olmak stratejik önem taşıyor. Türkiye'nin Bilgi Temelli Biyoekonomi konusunda da atılım yapmasının zamanı geldi. Bu amaçla doğa bilimleri ve biyoteknoloji alanlarında uzmanlaşmamız gerekiyor.

Türkiye 20. yüzyılda tarım ve sağlık alanında önemli başarılara imza atmıştı. Şimdi 21. yüzyıl için yeni bir strateji çerçevesinde bilimsel ve teknolojik atılımlara gerek var. Ben bu konuda başarılı bulduğum Hollanda ve Küba'nın örnek alınabileceğini düşünüyorum.

Özetle, gelecek nesiller için darboğazın beton veya plastik değil gıda olacağını düşünüyorum. "Yaşamsal Satranç" oyununda her zaman ilk adım biyoekonomi hamlesi olduğu için doğa ile dost olmak gerekiyor. Bir çiftçi çocuğu olarak ben bu öğüdü, ilkokulumuza gelen rahmetli Aşık Veysel'den dinlemiştim; "Benim sadık yarim kara topraktır."

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Talat Çiftçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmit Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?