Reklamı Kapat

Zâviyetân-ı Mütekabiletân-ı Dahiletân

Aslında bu haftaki yazımın konusu, şu an kaleme alacağım cümlelerin anlamından çok daha farklıydı. Hatta o yazı için araştırma yaparken dikkatimi çeken bir durumdan dolayı beynime ve nöronlarıma doğru koşan milyonlarca düşünce ile birlikte konumu değiştirmeye ve bu yazıyı yazmaya kendimi ikna ettim.

Sizce dilimizi ne kadar iyi kullanıyoruz? Ya da sorumu şu şekilde sorayım, kullandığımız kelimeler ile düşüncelerimizi, dile getirmek istediklerimizi ne kadar iyi söyleyebiliyoruz, dilimizi farklı diller ile karıştırıyor muyuz, dilimizi gerçekten biliyor muyuz? Bunu sorduktan sonra “O da bize sorulacak soru mu, kaç yıldır Türkçe konuşuyoruz sonuçta!” cümlesi kulaklarımda çınladı desem yalan olmaz. 

Evet, çok uzun yıllardır Türkçe konuşuyoruz. Ama bu uzun yıllar boyunca bu dili konuşurken kaç hata yaptığımızı daha önce hiç saydık mı? İsterseniz söyleyeyim, kaç senedir Türkçe konuşuyorsak o senelerden çok daha büyük bir sayı kadar çok yanlış yaptık.

“Hiçbirimiz profesör değiliz, her şeyi, her kelimeyi de düzgün mü kullanalım?” diye sorduk, sorduk, sorduk ve en sonunda profesörler de isyana gelip dilimizi kirletmeye başladı. İnsanoğlu olarak onsuz yaşayamayacağımız her şeyi kirletmeye çok meyilliyiz. Diller, su, hava ve dünyamız…

Özellikle son yıllarda hayatımızda büyük yer edinmiş ve dilimizden eksik edemediğimiz pek çok yabancı kelime girdi beynimize. Görüşürüz ve hoşça kal gibi kelimelerin yerini “bye bye!”, tamam yerine “ok”, belge yerine doküman, tarafsız yerine objektif…

Aslında yabancı bir dilden gelen ama kafamızda Türkçeymiş gibi bulunan birçok başka kelime daha var. Bunları ambiyans, hostes, anons etmek, versiyon, link, absürt, partner… gibi sıralayabiliriz. Türkçe konuşmak bana çok güzel bir piyano parçasını dinlemek gibi geliyor. Her şey mükemmel bir şekilde ilerliyor, melodi kulağımıza baldan daha tatlı geliyor ve bir hata yapılıyor o mükemmel parça çalınırken. Tek bir hata bile sizin keyfinizi anlık da olsa kaçırmaz mı? Elbette ki kaçırır.

Başka bir örnek daha vermem gerekirse, resim çizerken bir hata yaptığınızı düşünmenizi öneririm. Resim biter, çok da güzel olur ama sizin gözünüz o resmin güzel kısımlarına değil, hatalı yerine gider. Dünyanın en güzel yazısını yazarsınız, ama bir bölümü hoşunuza gitmez. Her zaman o kısmı düşünür durursunuz. Evinizdeki bir mobilyanın bir köşesi çizilir. Diğer mobilyalara değil, sadece o kusurlu yere bakarsınız. Çünkü insan beyni buna odaklıdır.  

Peki, her türlü önemli ya da önemsiz kusura takılan insan beyni, neden var olan daha büyük sorunlara takılmıyor, işte bu da günümüzün sorusu. İlk olarak ‘Söz uçar, yazı kalır.’ diye düşündüğümüz için mi konuşurken daha dikkatsiz davranıyoruz diye düşündüm fakat bu teorim hemen başka bir düşünce tarafından etkisiz hale getirildi. Çünkü aklıma yazılarda daha resmi bir görüntü sahibi olmak için daha çok yabancı asıllı kelimelerin kullanıldığını fark ettim.

Bir başka düşüncem ise daha ‘havalı’ gözükmek için bu şekilde konuştuğumuz oldu. Sanki söyleyeceğimiz kelimenin Türkçesini unutmuşuz gibi davranmak bunu kanıtlar nitelikte olan bir eylem. Bu yüzden bu konu aklıma çok takıldı. Biz nasıl olur da eğitim yolunda daha kolay adımlar atabilmemiz için pek çok geometri terimini Farsça ve Arapça’dan anadilimize çevirmiş olan Atatürk’e dilimizi hatalı ve yabancı dillerle karışık kullanmanın daha havalı olduğunu söyleyebiliriz ki?

Size Kaynak Yayınları’nın birinci baskısını 2015 yılında yaptığı Atatürk’ün Kaleminden serisinin 2. Kitabı olan Geometri’nin önsözünden bir alıntı yapmak istiyorum.
“Atatürk eleştirilere daima memnunlukla karşılamış ve ortaya koyduğu yeni sözcük ve terimlere bir deneme hakkı tanıdığını belirtmiştir. Amacı daima “daha uygun”lara doğru ilerlemekti; önerilen değişiklikleri haklı görünce hemen benimserdi. Atatürk’ün ortaya koyduğu terimlerden birtakımı bugün kullanılıştan çıkmış, yerlerini “daha uygun”lara bırakmış olabilir, tümey açı yerine tümler açı ile bütey açı yerine bütünler açı’da olduğu gibi. Atatürk ilke adamı olduğu için bunları hoş görecek, hatta sevinecekti; yeter ki ortaya koyduğu ilke sarsılmasın ve yine “zâviyetân-ı mütekabiletân-ı dahiletân” (içters açı) gibi terimlere dönülmesin.”

Bu haftaki yazımın başlığının da nereden geldiğini öğrenmiş oldunuz. Evet, şu an içters açı için Atatürk sayesinde bu anlamsız bir şekilde uzun kelimeyi söylemiyoruz. Peki, Atatürk yıllar sonra bizim onun ilkelerini bozmaya başladığımızı bilse sizce bu ilkeleri yapar mıydı, yoksa matematik dersini matematiğin kendisinden daha zor kelimeler ile mi geçirirdik? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Tekin Gültekin - İzmir Yerel Gazetelerine göz atıyordum, birden Yağmur Hanım acaba yeni bir makale yayınlamış mı diye merak ettim ve Kocaeli Gazetesine geçtim, gerçekten de yeni bir makalesi vardı "Zâviyetân-ı Mütekabiletân-ı Dahiletân". Herhalde Osmanlılarda bir zevatı anlatıyor diye düşündüm. Okudukça konunun dil devrimiyle ilgili olduğunu anladım. Çok mükemmel bir anlatım tarzıyla Türkçe'nin Osmanlıca'dan daha kolay ve güzel olduğunu anlatmış Yağmur Hanım. Çok Teşekkürler

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Mart 11:50
01

Roland Sireilles - Senin gibi usta bir kalemi kutlamak bile haddimmi aşmak olur Senin yazılarını okumak sayesinde aldığım keyif tarif etmek mümkün değil. Ellerine emeğine birikimlerine sağlık. Senin gibi bir insan yetişdikleri bu ülkeye kazandırdıkları için bütün ailene büyüklerine ve eğitmenlerinin önünde saygı ile eğiliyorum minnettarım Sevgi ve Saygılarımla

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 10 Mart 21:08


Anket Hükümetin aldığı Covid-19 tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?