Türkiye, sokak çetelerine mi teslim?

Şu halimize bakar mısınız?

Gün geçmiyor ki, bir gazeteci veya bir siyasetçi dövülmesin.

İlkel kavimlere döndük.

Sözün değeri kalmadı, kanunlar rafa kaldırıldı, “yumruk-sopa ve silah” egemenliğini ilan etti.

Daha gazeteci Orhan Uğuroğlu ve Afşin Hatipoğlu’nun dövülme olayının sıcaklığı kaybolmadan, pazartesi akşam bu defa da HALK TV’de program yapan Levent Gültekin’e saldırdılar.

Hem de 25 kişi birden ve de kentin göbeğinde…

Bu meslektaşımızın sözlerini ve yazılarını beğenmeyenler, kendi görüşlerini ortaya koyacaklarına “yumrukla” cevap verdiler.

Artık böyle…

Konuşmak yok.

Karşı görüş ortaya koymak yok.

Tartışmak yok.

Karşındakinin fikirlerini beğenmiyorsan, hakaret edeceksin, küfredeceksin, yumruk atacaksın, sopayla ve silahla saldıracaksın.

Ülke olarak geldiğimiz nokta, tam burası.

Bu olaylar, bizde sıradanlaştı.

Gazeteci dövmek…

Siyasetçi dövmek…

Artık “günlük vukuat”!

Nedeni açık.

Ülkeyi yönetenler, kendilerini “korumaya” aldı, yönetilenleri ise “sokak çetesinin kucağına” attı.

Bu “yönetilenler” arasında; muhalefet siyasetçi de var, muhalefet gazeteci de var, sıradan vatandaş da var.

Öyle bir yasa çıkardılar ki, 6 yıl hapis cezası alsan bile cezaevine girmiyorsun.

Adeta “suç işlemeyi” serbest bıraktılar.

İşte bakın, bu kadar siyasetçi bu kadar gazeteci darp edildi, içlerinden bir tane ceza alıp cezaevinde yatan var mı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, linç edilmek istendi, canını zor kurtardı, sonuç; linç etmek isteyenler “kahraman” ilan edildi, ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ı darp edenler de öyle…

Demokratik bir ülkede olsa, bu olaylar karşısında bütün siyaset dünyası, bütün basın dünyası ve bütün toplum ayağa kalkar.

Çünkü bu tür olaylar, direkt rejime tehdittir.

Ancak bizde ipin ucu kaçtığı ve hangi olayın altında kimlerin bulunduğu bilindiği için, herkes kulağının üzerine yatıyor, kös kös dinliyor, bön bön bakıyor.

Oysa “can güvenliği” ve “fikir özgürlüğü” hakkı, herkese gerekli. 

Bugün konumları gereği bu “haklara” ihtiyaç duymayanlar, hiç şüpheniz olmasın çok geçmez bu umursamaz tutumlarının bedelini çok ağır şekilde ödemeye başlarlar.

Bakın geriye, bu umursamazlığın ve bu aymazlığın tarihte pek çok örneğini görürsünüz.

Sayın bakalım, son yıllarda siyasetçi ve gazetecilere bu kaçıncı saldırı?

Neden saldırıların ardı arkası kesilmiyor?

Kesilmiyor, çünkü bu suçların cezası yok.

Kesilmiyor, çünkü yönetenler ülkemizde “suç iklimi” yarattı.

Kesilmiyor, çünkü yönetenler benzer suçları işlemeye meyilli olanlara göz kırpıyor.

İnanın, ülkemize yazık ediyoruz.

Çıkar düşkünü siyasetçilerin tutumu, bizi kaosa sürüklüyor.

Bir ülkede “can güvenliği” yoksa…

Bir ülkede “fikir özgürlüğü” yoksa…

Demokratik bir toplum için onlarca yıldır verdiğimiz mücadelenin anlamı ne?

İşte Cumhuriyet’in 100’üncü yıldönümü yaklaşıyor.

100 yılda bir arpa boyu yol alamadık mı?

100 yıl önce var olan sıkıntıları bugün de yaşıyoruz.

Daha fazlasıyla ve başka boyutuyla…

Haksızlık, kanunsuzluk, zulüm…

Ülkemizde adeta iyilerin, vatanseverlerin eli kolu bağlandı, bütün “kötülükler” serbest bırakıldı.

Her taraftan “kötülük” fışkırıyor. 

Siyasetçiler birbirine saldırıyor…

Bu iklimden etkilenen troller, gazetecilere ağızlarının paylarını vermeye kalkıyor…

“Hak-hukuk-adalet” diyenlerin üzerine çullanmalar devam ediyor…

İnanç siyaseti zirve yaptı, artık din “siyasi ve ticari rant elde etme” aracı oldu…

Ekonomi dip yaptı…

Türkiye, “faizle” soyulmaya devam ediyor…

İşsizlik, huzursuzluk…

Özetle, tam bir kaos ortamındayız.

Yönetenlerin istedikleri Türkiye buysa, söylenecek söz yok, son derece başarılılar.

Ama bu böyle gitmez.

Gidemez…

Gitmemeli…

Biz böyle bir yaşamı hak etmiyoruz.

Tuttuğumuz yol, yol değil.

Devletimize, milletimize yazık etmeyelim.

Saldırıları kınayalım.

Şiddeti teşvik etmekten vazgeçelim.

Suçluları, hak ettikleri şekilde cezalandıralım.

Siyasetçiye ve gazeteciye yapılan her saldırı, bütün Türkiye’ye, demokrasiye, hepimize atılan bir tokattır.  

Osmanlı şairi, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma döneminde yetişen, Servet-i Fünûn topluluğunun lideri Tevfik Fikret’in o dizelerini hatırlayalım:   

“Haksızlığın envâını (çeşitlisini) gördük…

Bu mu kanun?

En gamlı sefaletlere düştük…

Bu mu devlet?

Devletse de kanunsa da artık yeter olsun;

Artık yeter olsun bu deni (alçak) zulm-ü cehalet!”

Türkiye’nin 100 yıl sonra dönüp dolaşıp geldiği nokta bu olmamalıydı.

Türkiye’yi sokak çetelerine teslim edemeyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Spartacus - Belediyelerde hesap vermemek icin meclis ellerinde olmadığından başkanlara geniş yetkiler vermişlerdi şimdi ise aynı yetkiye muhalefet kazandığı belediyelerde sahip oldu iktidar da ellerinden gidince çıkardıkları yasalardan büyük pişmanlık duyacaklar cunki yapma bulma dünyası

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Mart 06:27


Anket İzmit Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?