Reklamı Kapat

Popülizmin Faturası Elbet Çıkar

Geçtiğimiz haftaiçinde İzmir Bornova’da yaşayan bir Twitter kullanıcısının kendisine gelen su faturasına isyan eden paylaşımı önüme düştü. Toplamda 17 TL’lik su kullanmış vatandaşa gelen su faturasının toplamı 784 Lira. Fatura kalemleri içerisinde 700 TL’lik ilçe belediyesi payı var. Büyükşehir Belediyesinin metreküpünü 10 Liradan satması bir yana bu ilçe belediyesi payının da işyerlerinden alınan bir yıllık katı atık bedeli olduğu yönünde iddialar da var. Ancak işin gerçeğini bilemiyoruz çünkü ülkemizde sürekli olduğu üzere sıkıntılı bir durumla karşılaşan siyasetçiler kafalarını kuma gömmeye başlıyorlar. Bu fatura üzerine bir tane bile yetkiliden iki satır bir açıklama yok. Aynı gün belediye başkanının ve belediyenin Twitter hesaplarından bomboş konularda paylaşımlar da devam etmiş tabi.

Bu konunun üzerinde durma sebebim aslında bize 500 km uzaktaki bir şehrin yerel siyasetiyle ilgilenmek değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bornova Belediyesinin geçtiğimiz ay bugünlerde açıkladılar, belediye işçilerine asgari ücret 5.890 TL verdiler. Haberlerde detayları göremedim, prim, ikramiye, mesai vs. ücretlerini bulamadım. Siz kaba taslak iyimser hesapla yuvarlayın da 6.000 TL olsun.

2021 yılında yeni mezun olmuş ve devlette göreve başlayan bir doktor 6.163 ila 6.842 TL arasında bir maaş alıyor. Yeni mezun bir avukat aileden gelen bir parası yoksa hemen büro açamaz zaten. Bir hukuk bürosunda taş patlasın 5.000 TL hadi çok yetenekli ve kapasiteliyse 6.000, bin de benden koyun kardeşlerim 7.000 TL maaşla iş hayatına başlıyor stajlarını tamamladıktan sonra. Kamuda çalışan diş hekimlerinin maaşları da en fazla bu civarlarda gördüğüm kaynaklara göre. Özelde de yeni mezun doktorların ve diş hekimlerinin alabilecekleri para devletten alabileceklerinden daha fazla da değildir çok ekstra yetenekleri olan ve parlak bir genç değilse.

Bu verdiğim örnekler hukuk ve tıp gibi potansiyel gelirleri uzun vadede çok yüksek olan meslekler. Bir de böyle olmayanlara bakalım. Örneğin yeni mezun bir mimar bir ofiste girip çalışmaya başladığında 3.500 – 4.000 TL’den fazla maaş alamıyor. Yeni mezun bir öğretmen devlette atanamazsa dershanelerde ya da birkaç tane köklü kurum hariç özel okullarda en fazla 4.000 TL kazanabiliyor. Onu da zamanında alamıyor. Mühendislerde de durum aynı, çok iyi bir okulun çok yetenekli bir öğrencisi değilse yeni mezun bir mühendisin alabileceği para 4.500 TL’den fazla değil.

Asgari ücretin 2.825 TL olduğu ülkemizde 12 sene temel eğitimini alan ve bu sürede bir yandan yoğun şekilde sınavlara hazırlık yapan, akabinde 4 sene boyunca üniversitede dirsek çürütüp kafa patlatan, üstelik bunları yaparken de ya part-time çalışan ya da derslerine iyice odaklansın diye ailesinin yarı aç yarı tok yaşayarak çocuklarını okuttuğu gençlerden bahsediyoruz. Elbette istisnalar var, ekonomik durumu iyi olan ve okuması için üstüne para verilen binlerce on binlerce kişi de var.

Ancak işin ortalamasına baktığımızda zar zor geçinip bir yandan da çocuğunu “fakülte mezunu yapmak” için uğraşan orta sınıf aileler ve fakir aileler dolu. Sürecin sonunda elinde diploması olan ya işsiz ya da çöpçüden hademeden çaycıdan anca ayda bin lira o da belki fazla kazanan çocukları karşılarında duruyor. Bu tablonun sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bu süreç devam ettikçe ülkemiz içten içe öyle bir çürümeye girer ve öyle bir noktaya sürüklenir ki bir daha asla altından kalkamaz yok olur gideriz; bizi Orta Asya’nın bozkırlarına kadar sürerler.

Bu Kafayla Gidersek Askere

Cumhurbaşkanının bundan yıllar önce iş dünyasına seslenirken “her biriniz birer işçi alsanız bu işsizlik meselesi biter” cümlesi yıllardır eleştiriliyor. Geçtiğimiz hafta da bütün belediyelerinde işçilere bol keseden para dağıtan CHP’nin lideri de “her muhtara bir özel kalem atayalım işsizlik sorununu çözmek için” dedi (CHP’li belediye olan şehirlerdeki Ak Partili belediyeler de bu furyaya mecbur katıldı). Bu cümlenin bağlamı muhtarların tek başına didinmelerine de gidiyor esasen ama bu muhtar takımının hepsinin ihtiyar heyetleri var. Oraya seçilenler de çalışsınlar bir zahmet, muhtarlarını yalnız bırakmasınlar çalışıp didinirken.

Bizim ülkemizde maalesef çok eski bir hastalıktır ekonomik sorunları devletin çözmesini beklemek. İşsizliği devlet çözecek, enflasyonu devlet halledecek, paramızın değerini devlet koruyacak… Bunlar maalesef Soğuk Savaş yıllarından kalma komünist safsataların halkımızın zihninden bir türlü sökülüp atılamamış kalıntılarıdır. Doğulu sosyal genlerimiz hep başımızda bir yüce idareci, büyük otorite arar. Biz kafamızı yormayalım, sorumluluk almayalım, o yüce şey mevzuları halletsin. Biz de onu bir baba gibi görelim ve arada kafamıza vursa da “buna da şükür” diyelim.

Nerden baksanız tutarsız ve ahmakça bir kafa yapısı. Ve ne acıdır ki kendisine solcu diyen de sağcı diyen de, Atatürkçüyüm diyen de İslamcıyım diyen de, sosyalisti de milliyetçisi de herkes bu zehirli ve tutarsız fikriyata kendisini kaptırmış. Sakince bir düşünün, bizim ülkemizde ya da dünyanın başka herhangi bir noktasında devletin burnunu soktuğu herhangi bir şey vatandaş açısından hayırlı ve güzel bir sonuç doğurmuş mu? Devlet ne zaman hangi ekonomik sorununu çözebilmiş de bundan sonra sanki yapması mümkünmüş gibi bu hayalperest hallerden insanlık çıkamıyor?

Tek Çare Liberal Ekonomi ve Hukuk Devleti

Bugün dünyanın her yerinden zehir gibi çocuklar beyin göçü kapsamında ABD, Kanada, AB ülkeleri, Avustralya gibi coğrafyalara gidiyorlar. Ülkemizden de ne yazık ki binlerce evladımız daha iyi şartlarda yaşamak gayesiyle bu yolu tercih ediyorlar. Birilerinin ekonomik süperstar diye parlatmaya çalıştığı Çin’e dünyadan kaç tane yetenekli insan sürekli olarak yaşamak üzere gidiyor? Bu tablonun sebebi nettir. Liberal ekonomik değerler, hukuk devleti ve insan haklarıdır. Bugün ülkemizde maalesef liberal kelimesi bir hakaret gibi kullanılır oldu. Liberalim diyenlerin yedikleri herzeler sebebiyle yıllar içerisinde güzelim kavram helak oldu; tıpkı bir kavram olarak Kemalizm gibi.

Devlet ekonomik ilişkilerden tamamen çekilmedikçe, Merkez Bankaları siyasi iktidarların talebine göre para basmaya ve faiz oranlarını düzenlemekten geri adım atmadıkça, hukuk sistemi kiracıyı değil ev sahibini, işçiyi değil işvereni korumadıkça ekonomik olarak gelişmek, refahı arttırmak imkansızdır. Bunu dünya tarihi bize bunu göstermektedir. Son 40 senede ortaya çıkan vahşi bir talan kapitalizminin dünyayı pençesine almış olması, liberal ekonomik değerlerin ve özgürlüklerin korunmasının önüne geçmemelidir.

Bugün ne yazık ki tüm dünyada siyasetin popülizmi halkların beynini zehirlemiş ve küresel sistemi gırtlağından sıkmış boğmaktadır. Prof. Dr. Emre Alkin hocanın deyimiyle “siyasi iktidarlar koltuklarını korumak için kapitalizmi popülistçe kullanmaktadır” ve bu tablonun insanlığı sürükleyeceği yer kitlesel bir çöküştür. Sınırsız bir vahşi kapitalizm ve neo-liberalizmin önüne geçmek için devletçiliğe sarılmak da denize düşenin yılana sarılması gibi bir davranıştır ve ne yazık ki dünyada giderek yükselen bir popülist dalga olarak güçlenmektedir.

Unutmamalıyız ki liberalizmin temelinde yatan paranın özgürlüğünden önce hukuk devleti ve bireyin özgürlüğüdür. Paranın serbestiyeti, girişimci bireyin özgürlüğü kapsamında yer alan, temelde var olan, sistemin sac ayaklarından olan ama ikincil sırada gelen bir konudur. Sosyal demokrasi dediğimiz politik tutum da liberal ekonomik düzlemde var olan ve sosyal kaygıları önceleyen bir ideolojidir. Sosyal demokrat olmak komünist olmak değildir. Vergi verenlerin parasını lise mezunlarına bol keseden dağıtıp, üniversite mezunlarından daha çok kazanır hale getirmek değildir. Halkçılık denilen şey halkın bir kesimini kayırmak değil, halkın tümünün ortak refahını ve çıkarlarını gözetmektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Dogru - bu yazinizin her satirinin altina imza atilir. cok dogru. Türkiyenin bir baska sorunu da vergi vermeyen topluma ülkeye katkısı olmayan net tüketici olan belki 5 milyon civarı esnaftır. Cumhurbaskanimiz 1 milyon esnafın gelir vergisini affetti. ortaya cikan esnaf iyi yillarda ortalama yilda 300 tl vergi odemis. duz asgari ücretliden bunun 30 kati kadar vergi aliniyor. cok ayip ve gunah... dunyanin hic bir yerinde olmayan sadece bizde olan boyle de carpik bir manzara var.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Mart 12:02


Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?