Reklamı Kapat

Uygar insan

Uygar ne demektir? Uygarlıklardan ya da uygar devletlerden bahsetmiyorum. Uygar olmaktan bahsediyorum. Uygar bir insan, herkes için farklı bir anlama gelse de aslında bir noktada herkesin düşüncesi ve fikri aynı yola çıkıyor diyebiliriz. Uygar insan, çoğu kişi için doğaya, etrafına, farklılıklara, fikirlere, yeniliklere, çevresindeki insanlara saygılı olan, kimsenin hakkını yemeyen, herkesi eşit sayan, okuyan ve çok daha fazla özelliğe sahip olan kişidir diyebiliriz.

Her hafta yazımın sonunda sorduğum sorumu bu sefer yazımın başında soruyorum. Etrafınızda uygar diyebileceğiniz kaç insan var? Eskiden bu sayı daha fazla mıydı? Uygar sizin için ne demek?

Bence ‘uygarlık’ yıllar geçtikçe azalmaya, artık hiç var olmayan gizli bir hazine olmaya başladı. Belki diğer her şey gibi, o da saklanıyordur, kim bilir.

Uzun yıllar öncesine baktığımız zaman insanların ruhundaki uygar olma hissi gün geçtikçe azalmış ve maalesef ki günümüzde neredeyse hiç kalmamış. En sevdiğim şarkılardan birinin tek bir cümlesi bile aslında anlatmak istediğim her şeyi olabilecek en iyi şekilde anlatıyor. “…Biz büyüdük ve kirlendi dünya…”

Normal bir dünya içerisinde yaşasaydık dünyanın yıllar geçtikçe daha uygar bir hâle gelmesi gerekirdi. Aslında belli bir zamana kadar bu düzen aynı bu şekilde işlemiş. Dünya bir ateş topundan farksızken soğumuş, denizler oluşmuş, canlılar, karalar, bitkiler… Dünya ve doğa çok iyi bir ikiliymiş. Kendi kendilerini gayet iyi bir şekilde geliştirmişler, ta ki bir güne kadar. O günden sonra doğa ve dünya sürekli savaşmak zorunda kalmış. Doğa, kendisi olmadan yaşayamayacak eski dostu insanoğlu ile savaşmak istememiş ama zorunda kalmış. Hâlbuki ilk zamanlarında çok iyi anlaşmıştı insanoğlu ile. O bile bilemezdi ki, insanların nasıl bir canavar olabileceğini…

İnsanoğlu sadece doğa ile değil, kendisi ile bile savaşmış. Doğa onu yaşlı gözler ile izlerken onlar kendi içlerinde ayrımcılık, cinsiyetçilik yapmış, hiç yoktan savaşlar çıkartarak milyonları toprağa katmış, kendi kendisini öldürmüş, hayvanlara zarar vermiş, doğayı katletmişti.

Aslında eskiden hiç böyle değilmişiz. Atalarımız bizlere pek çok güzel inanışı, insan ve doğa sevgisini miras bırakmaya çalışırken, biz onları çok yanlış anlamış, kendimizi en güçlü varlık sanarak oraya buraya savrulmuş, güç sarhoşu olmuşuz.

Biz Türklerin bilmediğimiz, tozlu sayfalar altında kalmış olan öyle büyük bir kültürümüz var ki… Bu hâle nasıl geldik, inanın hiç bilmiyorum.

Türkler, göçebe bir toplum olduğu için her zaman doğa ile iç içe yaşamış olan bir millettir. Doğaya ve tüm canlılara öyle büyük bir saygı ve sevgi ile yaklaşmışlar ki… Özellikle ağaçlara çok büyük saygı duymuşlar. Hatta ağacın sesini kutsal saymışlar. Aslında bu yüzden bir şeyin olmasını istemediğimizde, kötü bir olaydan korunmak istediğimizde tahtaya vurarak o kutsal sesi çıkarırmışız. İslamiyet kabul edilmeden önce yaşamış olan Türkler, ağacın sesinin tüm kötü ruhları ve kötülükleri uzaklaştırdığını düşünerek kötü bir olaydan kaçınmak istediklerinde tahtaya vurmuşlar. Bu gelenek, İslamiyet kabul edildikten sonra ‘Allah korusun’ sözünü de kendisine katarak günümüze kadar gelmiş ve uzun yolculuğuna bizlerle hâlâ devam ediyor.

Ağaçlara olan saygı, “yaşı kesenin başı kesilir.” sözü ile de aynı şekilde anlaşılabilir. Şimdilerde bir alışveriş merkezi için yüzlerce ağaç kesen kişiler iyi ki eski Türklerin döneminde yaşamamışlar. Yoksa şu ana kadar yüzlercesi başsız kalmış olurdu.

Türklerin yaşantısını en iyi şekilde destanlarda görebiliriz. Çünkü destanlarımızda motifler saklıdır ve bu motifler bize her şeyi anlatır. Hani derler ya, “Şu duvarların dili olsa da yaşananları anlatsa” diye, işte o duvarların dillenmiş halidir bu motifler.

Destanlarda en çok gördüğümüz motiflerden biri de ışıktır. Işık, destanları aydınlatan dini bir motiftir. Karakterler büyük çoğunlukla ışıktan doğar ve Uygur Türkleri döneminde kabul edilmiş olan ‘Maniheizm’ dininin esas tanrısı ‘iyilik ve ışık’ tanrısıdır. Bu motifin kutsallığı da günümüzde hâlen ‘yüzüne nur inmiş’ sözü ile anılmaya devam eder.

Kutsal sayılmış olan bir diğer motif ise attır. At, destandaki ana kahramanın en yakın dostudur. Eğer bir at bir eve dönük bir şekilde bağlanırsa, atın soluğunun o eve bereket ve uğur getireceğine inanılır. Eğer biliyorsanız Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi kitabındaki olayların tümü, evin önüne gelen bir at ile başlar. Eğer okumadıysanız bu eseri okumanızı size şiddetle öneririm.

Son olarak da Türk destanlarında geçen tiplerden bahsetmek istiyorum. Destanlarda geçen üç tip var, fakat ben bu tiplerden sadece birinden bahsedeceğim. Bahsedeceğimiz tipin ismi KADIN. Kadınlar, Türk destanlarında savaşa giden, çok iyi ok atan, ailenin ve evin direği olan kişidir. En kutsal varlık olarak kabul edilen kadınlar, her zaman için mert ve en güçlü olandır.

Geçmişten günümüze nelerin değiştiğini önünüze açıkça sermiş bulunmaktayım. Hangi dönemde “Uygar İnsan” olduğumuzu düşünmeyi size bırakıyorum. Bugün mü, yoksa geçmiş mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Tülin Pekel - Tebrikler Yağmurcuğum, çok güzel yazmışsın, her zamanki gibi...❤

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Mart 21:06


Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?