Reklamı Kapat

Biri Mi, İkisi Mi, Hiçbiri Mi?

Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların güven içinde olduğu kimse, mümin de insanların malları ve canları hususunda kendisine güvendiği kimsedir.” (Nesai, İman, 8/4998.)

Buna göre müslüman ile mümin arasında bir fark olduğu dikkati çekiyor.

Aradaki farka dair bir başka husus ise Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifade edilmektedir: “Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz…” (Hucurât, 14)

 Anlaşılan o ki teslim olmak (müslüman) ile iman etmek (mümin) tam olarak aynı anlamlara gelmemektedir.

Şöyle ki:

Teslim olmak, kabullenmeyi, güce boyun eğmeyi ifade etmektedir.

Bu kabullenme ve boyun eğmede “neden öyle olması gerektiğine” dair bir kavrayış ya da anlayışın varlığı söz konusu olmayabilir.

Ancak iman etmek denildiğinde, imanın gerçekleşmesi yani kalben bağlılık öncelikle anlayarak ve kavrayarak kabullenmeyi gerekli kılmaktadır.

Anladığınız ve kavradığınız hakikatin gereğini kalbi bir bağlılıkla yerine getirmeniz gereklidir.

Beklenen budur.

Dolayısıyla ilkinde daha pasif bir duruş ikincisinde ise daha aktif ve dinamik bir duruştan bahsetmek mümkün gözükmektedir.

Bir başka ifadeyle her müslüman mümin olmayabilir ama her mümin aynı zamanda müslümandır.

Peki, bu ne demek?

Hadis-i şerife tekrar dönecek olursak:

Müslüman, elinden ve dilinden insanların zarar görmediği, güven içinde olduğu, başkasına zarar vermesi beklenmeyen kimse olarak tarif edilirken; mümin, insanların malları ve canları hususunda kendisine güvenilen, bir başka ifadeyle malları ve canları kendisine “emanet edilebilen”, gerektiğinde onları koruyabileceğine, zarar görmesinin önüne geçebileceğine güvenilen kimse olarak tanımlanmaktadır.

Yani müslümanın zarar vermemesinden, müminin ise zarar vermemenin yanında zararı engellemesinden, zarara karşı tavır almasından bahsedildiğini söylemek mümkündür.

Zarar vermemek pasif bir duruştur ancak zararı def etmek aktif ve dinamik bir duruşu ifade eder.

O nedenle mümin sadece zarar vermemekle kalmayan, zararın önüne geçmeye de çalışan, bunun için gerekeni “yapan”, dolayısıyla insanların canlarını ve mallarını emanet edebileceği kişi olarak müslüman tanımının da üstündedir.

Sadece şu iki tanımdan hareketle, iman etmenin neden lafta biten bir olgu olmadığı ya da Kur’an’da iman etmeyi salih amelle birleştirmenin neden önemle vurgulandığı veya neden iman edenlerin de iman etmeye çağrıldığı (Nisâ, 136) gibi hususlar üzerine düşünmek, konuşmak ve yazmak mümkün.

Ama öncesinde ben çok daha temel bir noktaya odaklanmak ve sormak isterim:

Rahatça yalan söylemekten tutun kul hakkına kadar insanlara ve çevreye verdiğimiz zararları düşündüğümüzde…

Üstelik zarar vermemek veya sebep olduğumuz zararları engellemek şöyle dursun, bu zararları, meşrulaştırmak adına türlü türlü “mazeretler”le katlayarak arttırdığımızı dikkate aldığımızda…

Kaçımızın, mümini bırakın, müslüman olarak adlandırılması mümkün olabilir?

Cevabı size bırakıyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hükümetin aldığı Covid-19 tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?