Reklamı Kapat

Gökdelende yolculuk

İnsan vücudu öyle hızlı çalışan ve mükemmel bir yapı ki, sizin bu cümleyi okuduğunuz beş saniye içerisinde bile içinizde pek çok hücre öldü ve onların yerine yeni hücreler işe alınarak, ölen hücrenin bıraktığı iş devam ettirildi.

Tüm bunların biz hiç fark etmeden gerçekleşmesi bizim için bir şans mı yoksa bir kötülük mü, inanın karar veremiyorum. Elbette ki de olanları fark etmemek bizim normal bir yaşam sürebilmemiz ve gündelik işlerimizi daha kolay bir şekilde yapabilmemiz açısından çok büyük bir avantaj. Fakat biz günlük bir yaşantı sürerken içimizde gerçekleşenleri hissedebilseydik kendimizi çok daha iyi tanıyabilirdik. Bir sorun olduğunda bunu daha hızlı bir şekilde anlayabilir aynı zamanda vücutta gerçekleşen fonksiyonların her birini çok daha kolay yollar ile öğrenebilirdik.

Yazımın burasına kadar geldiğinizde kalbiniz muhtemelen 60-100 kez atmış, vücudunuzda 300 milyon hücre ölmüş (korkmayın, vücutta yaklaşık 10 ilâ 50 trilyon tane hücre var. Bu yüzden bu aslında çok küçük bir sayı.), kalbiniz vücudunuza yaklaşık 5,5 litre kan pompalamış olacak. Beyniniz bu cümlede yazan kelimeleri algılamaya, mideniz yediğiniz şeylerle ilgilenmeye, hücreleriniz bölünmeye, kanınız damarlarda gezinmeye devam edecek.

 İnsan vücudunu göklere uzanan bir gökdelene benzetmeyi çok seviyorum. Gökdelenlerin her katında ve her bölümünde insanlar farklı bir iş ile uğraşır ve yaptıkları şeyi en iyi şekilde yapmak için çabalar. Bazen başarısızlıklar olur, bazen büyük sorunlar çıkar, bazense her şey gayet güzel bir şekilde ilerlemeye devam eder. Bazı zamanlarda insanlar işlerinden atılırlar ve büyük gökdelen hemen boş kalan işin yapılabilmesi için yeni bir kişi aramaya başlar. O işi yapacak olan insan hemen bulunmalıdır, çünkü eğer o iş yapılmazsa, tüm gökdelen bu durumdan etkilenir.

İnsan vücudu için de aynı şey geçerlidir. Vücudun tek bir bölümünde var olan küçük bir sorun bile tüm vücut fonksiyonlarının bozulmasını sağlayabilir. Stres, neredeyse tüm organlarda bozulmaya ve hastalıklara sebep olabilirken, tüm vücudumuzu sarıp sarmalayan kudretli damarlarımızdaki tek bir tıkanıklık vücudu mahvetmeye yeter.

İnsan vücudunun pek çok özelliği keşfedilmiş gibi dursa da, aslında onun hakkında hiçbir şey bilmediğimizi çok geçmeden anlayabiliriz. İnsan vücudu hakkında her şeyi bildiğimizi düşünmek, aynı evreni tümüyle anladığımızı düşünmek kadar saçma bir durum. Çünkü evrende ve insan vücudunda teknolojimiz ve ‘zekâmız’ ne kadar ilerlese de hiçbir zaman nedenini anlayamayacağımız pek çok şey var.

Vücudumuz ile gezegenimiz ve evren resmen paralel olarak yaratılmış gibi gözüküyorlar. Nebulalar ile DNA’mız, ağaçların içindeki çizgilerle parmak izlerimiz, gezegenler ile gözlerimiz, nöron ağıyla evren, ağlamadan önce gözlerimizin buğulanması ve bulutların oluşması… Her şey birbirini andırıyor ve her şey birbirine benziyor.

Evrende keşfedilmeyi bekleyen milyonlarca varlık gibi, vücudumuzda da keşfedilemeyen pek çok şey var. Bunlardan biri benim de en çok meraklı olduğum konulardan biri olan rüyalardır fakat onlardan başka bir yazımda bahsedeceğim. Bugün bahsedeceğimiz ve üstünde konuşulmuş teorileri tartışacağımız konumuz ise aslında çok yakından tanıdığımız, her yorgun olduğumuzda ve uyumak istediğimizde yaptığımız bir eylem. Evet, doğru bildiniz, bugünün asıl konusu “esnemek”.

Esnemek aslında çok sıradan bir eylemmiş gibi gözükse de bilim dünyası için çok büyük bir gizem. Bu konu üzerinde pek çok araştırma yapılsa da tam olarak neden esnediğimizi hâlâ anlayabilmiş değiliz.

M.Ö. 4. yüzyılda Hipokrat, esnemenin ‘kötü’ havanın dışarı çıkmasını sağlayarak beyne ‘iyi’ havanın gitmesini sağladığını söylemiş.

Bugün esnemek ile ilgili düşünülen en yaygın teori esnemenin kandaki karbon dioksit seviyesini azaltıp, oksijen seviyesini arttırdığıdır.  Eğer bu teori doğru olsaydı spor yaparken daha çok esnememiz gerekirdi. Aynı zamanda oksijen yetersizliği çeken ciğer ve kalp hastalarının da çok daha fazla esnemesi gerekirdi. Fakat daha önce bu tip durumlar ile hiç karşılaşılmadı.

Bir başka teori esnemenin orta kulaktaki hava basıncı ile dışarıdaki hava basıncını eşitlemek için var olduğunu öne sürüyor fakat yutkunmak da aynı görevi üstleniyor. Maalesef ki evrimde aynı görevi iki farklı bölümün yapmasına gerek duyulmuyor. Eğer esnemenin görevi orta kulaktaki hava basıncını eşitlemek olsaydı sadece yutkunmak ya da esnemek yeterli olurdu. Vücutta iki özellik birden evrilmezdi.

Esnemek ile ilgili bir başka ilginç şey ise bulaşıcı olmasıdır. Esnemek kelimesini aklımızdan geçirdiğimizde, onunla ilgili bir yazı okuduğumuzda ya da karşımızdaki insan esnediğinde biz de esneriz. Bu durum insanlarda böyle olduğu gibi, pek çok hayvanda da böyledir.

İlginç bir şekilde, çocuklar 4-6 yaşlarına gelene kadar karşılarında biri esnerse esnemezler. Yani esnemek onlar için bulaşıcı değildir. 6 yaşını geçtikten sonra ise onlar da karşılarındaki kişi esneyince esnemeye başlarlar. Bu durumun keşfedilmesi ile birlikte ortaya atılan ilginç bir teori mevcut.

Büyük aslanlar ve bazı hayvanlar ailesini korumak için karşılarındaki rakibi ya da düşmanı korkutmak amacıyla kükrer, ağızlarını açarlar. Ağızlarını açmak, onların arasındaki iletişimi sağlar ve bu şekilde aslan ailesini korumuş olur.

Bu durumun o zamandan evrilerek insanlara kadar gelmiş olduğu düşünülmektedir. İnsanlar da bu şekilde iletişim kurmakta ve bu yüzden karşısındaki kişi esneyince esnemektedir. Yani esnemenin temeli çevresini koruma dürtüsüdür. Bu dürtü çocuklarda ve yavru hayvanlarda belli bir zamana kadar gelişmediği için onlar karşılarındaki kişiye göre esnemezler.

Tabii ki bu da kanıtlanabilmiş bir teori değil fakat bana çok ilginç gelen bir anlamı var. Bu yazıyı yazarken daha önce hiç esnemediğim kadar çok esnedim. Umarım sizde de aynı durum gerçekleşmemiştir.

Bir dahaki hafta görüşmek üzere…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?