Reklamı Kapat

Geçmişten anılar, bugün de devam edenler…

Adnan Menderes İzmit’e gelecekmiş dediler. Babama sordum: “Kim bu Adnan Menderes” diye.  “Başbakanımız, bizi yönetenlerin başı ”, dedi. Sonra ekledi: “Gel seni de onu karşılamaya götüreyim…”

Rahmetli Demokrat Parti’yi tutar, Menderes’i severdi.

Evdeki dört çocuktan tek erkek bendim. Onun için, siyasi toplantılara elimden tutar götürürdü.  Bu yüzden kısa pantolonlu günlerimde yaşadıklarımla, siyaseti öğrenmeye çalıştığım dönemin önemli anılarına sahip oldum.

Bu anılar içinde bugün yaşayan, emekliye ayrılmış, önemli siyasi kişiler de vardır. Örneğin Hüsamettin Cindoruk.

ATEŞLİ BİR SUNUCU

Bir gurup Demokrat Parti’den ayrılıp Hürriyet Partisi’ni kurmuşlardı. Babam yine beni elimden tutup yeni partinin İzmit kongresine götürdü. Sabahattin Öztan’ın Fethiye Caddesi’ndeki kahvesinde, oldukça büyük kalabalık toplanmıştı. Mikrofondaki genç adam sırasıyla konuşmacıları çağırıyordu. Ama öyle hırslı, dinamik çağrılar yapıyordu ki, her şeyi bıraktım onu izlemeye başladım. Benim gibi etkilenenler olmuştu. Aralarında ateşli gencin kim olduğunu konuşuyorlardı. Adı Hüsamettin Cindoruk’muş… Avukatmış. O isim benim belleğimde öyle yer etmiş ki, siyaset sahnesine çıkar çıkmaz kendisini anımsadım. O Cindoruk bugün de bir siyasi duayen olarak, zaman zaman demokrasimize yön vermeye çalışan değerlerden biri.

MENDERES İZMİT’TE…

Gelelim Adnan Menderes’in İzmit’i ziyaretine.  Demiryolu ve Hürriyet Caddesi  iki taraflı insan seli  olmuş, ortadaki tren yolu  sanki ortadan kaybolmuştu. Büyük bir heyecan vardı. Kaybolmamak için babama sıkı sıkı yapıştım. Epey bekledik. Yaşantımda ilk kez böyle bir kalabalık görüyordum. Bir şey görmediği söylediğimde babam “merak etme Başbakan gelirken seni yukarı kaldıracağım” dedi. Siyasilerin törenlere bildirilen saatte katılmayışlarını da ilk kez orada, kalabalık içinde sıkıntıyla beklerken yaşadım. Sonunda büyük bir hareket oldu, herkes alkışlamaya başladı. İtiş kakış içinde babam beni omuzuna yerleştirdi. Adnan Menderes üstü açık bir arabanın içinde ayakta el sallıyordu. Gözlerinde bugün bile rengini unutmadığım güzellikte renkli gözlükleri vardı. Kalabalık ve alkışlar arasında yavaş yavaş ilerleyen otomobil içinde bayağı gösterişliydi.

ŞAŞIRTAN MANZARA

Menderes İzmit’te durdu mu durmadı mı anımsamıyorum. Kalabalık onun arkasından uzun bir süre takip etti. Sonra yine Demiryolu Caddesine döndüler. Sanırım Menderes gitmişti. Halk heyecanını kaybetmemişti. Yüzler gülüyor, neşeli sloganlar atılıyordu. İşte o sırada üç çeyrek asırlık yaşantımda hiç unutmadığım, çocukken hayretle, ergin olduktan sonra da üzüntü ile izlediğim bir tabloyla karşılaştım: Bize doğru gelen kalabalığın içinde kümelenen bazı kişiler, siyah elbiseli, kravatlı kişileri sırtlarına almışlardı. Sırttakiler hallerinden memnun, gülerek düşmemek için tutunmaya çalışırken, onları sırtlayanlar da mutluluk denizinde yüzüyorlardı sanki… Yani alan da satan da keyif içindeydiler.

Babama sordum: “Bu adamlar kimler? Neden onları sırtlarında taşıyorlar…”

Babam gülerek;” Onlar partinin Kocaeli Milletvekilleri. Taşıyanlar da partililer. Sevdiklerinden sırtlarına almışlar .”

Ben o gün bunun anlamını pek fazla farkına varmamıştım sanıyorum. Ama öyle değilmiş. Bu durum benim ta içime kazınmış. Ne zaman bir törende milletvekili görsem, bu anları acı acı anımsarım.

O gün sırta alınan milletvekillerini sonradan tek tek tanıdım. Bazılarıyla uzun sohbetlerim bile oldu. Ama hepsi rahmetli oldukları için saygı olarak adlarını vermiyorum. Aslında belki kendileri böyle bir şey istemiyorlardı, bilemiyorum.

İnsanın siyasi yandaşlıkla da olsa birbirlerini sırtlarında taşımaları beni hep rahatsız etmiştir.

KARŞI ÇIKANLARI DA GÖRDÜM

Bazı siyasiler bu tür duruma karşı çıkmaya çalışmışlardır. Rahmetli İsmet İnönü’nün İzmit’i ziyaretinde, kendisini sırtlarına almak isteyenlere karşı nasıl direniş gösterdiğinin tanığıyım. Oğlu Erdal İnönü de, resimlerinden biliyorum, bu konuda babasının izinden gitmiştir.

Bugün bu kötü alışkanlığı pek görmüyorum. Çünkü koruma önlemlerine gerek duyulduğu için, bu ilkel sevgi gösterisine imkan kalmıyor. Ama küçük yerlerde bu çirkin alışkanlığın sürdüğünü sanıyorum.

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Doğrusunu söylemek gerekirse bu çağda biz milletvekillerini yine sırtımızda taşıyoruz. Ama bu kez sırtımıza alarak değil. Bizim kendi seçtiklerimizi öylesine kutsal mertebeye taşıdık ki, onların büyük çoğunluğu aslında “milletin vekili” olduklarını farkında değiller.

Atatürk vekil maaşları gündeme geldiğinde “Öğretmen maaşından yüksek olmasın” diye emir vermiş. Bugün vekillerin maaşlarına bir bakın, bir de zorlukla geçinen öğretmenlerimizin. Emekliye, emekçiye, memura yapılan zamlara bakın, bir de onlarınkine. Tedavi olanaklarına bakın, prim ödeyen emekçi SGK hastanelerinde, kendileri ömür boyunca kendi seçtikleri özel hastanelerde. Nalıncı keseri hep onlara çalışmış… Hiçbir zaman ve hiçbir şeyde vekalet ettikleri bizler gibi olmamışlar.

Kısacası demokrasi kültürümüz bunca yılda arpa boyu kadar yol alamamış.

Maddi ve manevi sırtta taşıma alışkanlığımız sürdükçe yabancı ülkelerdeki seçilmişlerin bisiklette işe gidip gelmelerine, özel uçak yerine tarifeli uçak kullanmalarına, salgın gibi felakette vatandaşları gibi sıralarını bekleyip aşılanmalarına imrenerek, özenerek bakıp, yutkunup duracağız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?