Reklamı Kapat

“Hey, çocuklar!.. Bakın size ne getirdim ”

Bugün 9 Nisan, doğum günüm. Çok büyük bir rastlantı; kızımın da doğum günü.

Yıl 1944. İzmit, Çukurbağ Mahallesi, Bahariye Caddesinde bir evde, bir pazar sabahı doğmuşum. Yani doğuştan İzmitliyim.

Beni henüz 9-10 günlük bebek iken Hendek’e götürmüşler. Çünkü babam TEKEL memuru olarak oraya tayin edilmiş. Hendek o zamanlar Kocaeli vilayetinin bir ilçesi ve 1943 yılı Haziran ayında Adapazarı-Hendek depremi sonucu büyük zarar görmüş bir yerleşim yeri. Orada 14 sene kaldık ve 1958’de İzmit’e döndük.

Ben çocukluğunda yaşadıklarını bile oldukça ayrıntılı olarak hatırlayan türdenim. Bunun nedeni belki çok duygusal olmam.

TEKEL’in, deprem sonrası yapılan memur lojmanları ile resmi dairesi ve birimleri, çevresi yaklaşık 1,5 m yükseklikte, oldukça geniş beton bir duvar ile çevrili bir alan içindeydi. Bu alanın uç noktalarında sabitlenmiş bir tür anahtar bulunurdu. Müdürlüğün özel bekçileri geceleri belli saatlerde bu noktalara giderek o anahtarla yanlarında taşıdıkları masa saati gibi cihazda işlem yapardı. Sabahları o cihazın içindeki karttan, bekçinin bu noktalara belirlenmiş saatlerde gidip- gitmediği kontrol edilirdi. Bizler bu şekilde Hendek’te, eşi benzeri olmayan çok özel ve güvenlikli bir ortamda yaşıyorduk. Bu arada lojman kirası olarak babamın ayda üç lira, su bedeli karşılığı ayda bir lira ödendiğini bugün gibi hatırlıyorum. Yanı sıra ağaçlar, çiçekler ve çimen bölümleriyle bu yerleşim alanı biz çocuklar için ideal şartlara sahipti. Hendek, etrafı ormanlar ile kaplı, havası son derece temiz, sebzesi, meyvesi çok bol, suyu son derece kaliteli bir kasaba konumundaydı. Çocukluğumdan hatırladığım bir başka şey çevredeki tütün tarlaları ve yerli halkın oturduğu evlerin duvarlarını örten tütün dizileri.

Yıl 1950. 6 yaşındayım. Lojmanlardan birçok arkadaşım ilkokula başladı. Annem ve babam beni yaşım ufak diye okula kaydettirmedi. Halbuki ilkokul oturduğumuz lojmandan görülecek kadar yakındı. Ben de okula gitmek istiyorum. Birkaç gün ağladım okula gitmek için. Sonunda babam bir gün, çarşıdan elinde bir kutu çanta ile geldi. İçinde alfabe, kurşun kalem, silgi ve bir defter. Hiç unutmam babam bunlar için 125 kuruş ödediğini söylemişti. Okul önlüğümü annem zaten hazırlamış. Ertesi gün şiddetli yağmur var. Okul açılalı bir hafta olmuş. Babamla Cumhuriyet İlkokuluna gittik. Başöğretmen Rıza Beşer’in odasındayız. (Rıza beyin şair olduğunu yıllar sonra öğrendim ve onun şiir kitabını görüp okudum) Kaydım yapıldı. Numaram 347. İlk öğretmenim Müşerref hanım.

İlkokulun son sınıfında yaşça büyük erkek ve kız öğrenciler vardı. Belki deprem yüzünden gecikmişlerdi. Öyle ki o sınıftan bir kızın evlendiğini ben bile duymuştum. Onları bahçede hiç görmezdik. Herhalde bizimle oynayacak durumda olmadıkları için teneffüsleri sınıfta geçiriyorlardı.

İlkokula başladığım ilk günler. Bir teneffüs sırasında sınıftayım. Beni arkamdan birisi kavradı, omuzlarına kadar kaldırdı ve beni adeta koşarak 5. sınıfa götürdü. Tabii ben cıyak cıyak… Ve sınıfa seslendiğini duydum: “Hey, çocuklar!.. Bakın size ne getirdim.” Sınıftaki kızların şaşkınlığı ve sevgi kokan sesleri yıllar geçti ama hep kulaklarımda. O kadar net hatırlıyorum ki… Kızlı erkekli küçük bir halka oluşturdular. Birisi beni havadan bir başkasına doğru atıyor, o tutunca bir başkasına. Ben yine cıyak cıyak… Sonra sevgiyle tek tek kucakladılar ve aynı öğrenci beni sınıfıma götürdü. Yıllar sonra okula gittim. İçeri girdiğimde o hoş sesi adeta yeniden duydum; “Hey, çocuklar!.. Bakın size ne getirdim.”

Çocukluğumda gördüklerimden ve yaşadıklarımdan hiç kopamıyorum. Örneğin lojmanın bahçesindeki ufak ağacı da hiç unutmadım. Bahar ve yaz günlerinde onun altında, masada yemek yerdim. Yaprakları hafif rüzgarda başıma değer ve bundan çok hoşlanırdım. Fakülteyi bitirince “Acaba o ne ağacıydı” diyerek onu görmek için Hendek’e gittim.

Lojmanların yerine park yapılmış ve o ağaç bizim bahçeden geçirilmiş yolun karşı kenarında kalmış. Meğer bir Göknar ağacıymış. Oldukça boylanmış ve gelişmiş. O kadar duygulandım ki… Etrafa bakındım, beni gören var mı diye. Sonra ona sarıldım ve gövdesini öptüm. Bu davranışımı “Kentleşmenin Biyolojik Faturası” isimli kitabımın “Bitirirken” bölümünde de yazdım.

Aradan bir müddet geçti. O ağacı tekrar görmeye gittim; ağaç yok…Kesmişler ve gövdesinin ufak dip kısmı beton kaldırımın bir boşluğunda kalmış. Yanında çömeldim ve ondan kalan parçaya bakarak bir müddet öyle kaldım. Çünkü o anda hissettiğim duygularımın ağırlığına dayanamadım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?