Reklamı Kapat

“Köy enstitüleri” üzerine ağıt yakma etkinlikleri

17 Nisan 1940…

17 Nisan 2021…

81 yıl geçmiş aradan, biz hâlâ “Köy enstitüleri” diye sayıklıyoruz.

Ardından “ağıt” yakmaya devam ediyoruz.

Bu konuda üstümüze yok!

Kimse elimize su dökemez.

Her yıl aynı tarihte, aynı konsepte törenler düzenleriz, aynı sözlerle, aynı şiirler ve görüntülerle “Köy enstitüleri”ni anarız.

Ah vah, ederiz.

Bir günden bir güne de, üretime dönük o eğitim modelinden ders çıkarmayı, modeli çağın şartlarına göre yeniden düzenleyip günümüzde uygulamayı düşünmeyiz.

Öneride bulunmayız, proje ortaya koymayız.

Hep konuşuruz.

Anlatırız da anlatırız.

Nostalji yaparız.

81 yıl önce açılmış, 67 yıl önce kapatılmış.

Bir “cumhuriyet projesi” idi.

Devrimci cumhuriyetin bir ürünüydü.

1945’lerde “karşı devrim” başlayınca, ABD’nin isteği üzerine “kapatılma sürecine” sokuldu, 1954’te de kapısına kilit vuruldu.

Böylece Atatürk ve arkadaşlarının başlattığı “aydınlanma dönemi” büyük yara almış oldu.

O zamandan bu zamana da yerine “benzer bir model” konulamadı.

Hoş, şunu da kabul edelim, o zamandan bugüne kadar bazı kısa dönemleri saymazsak, “karşı devrimciler” hep iktidarda kaldı, benzer modellerin uygulanması olanaksızdı.

Ama hiç olmazsa, bu modelden önümüzdeki yıllarda yararlanılmalı.

Tabii “zihniyet değişikliği” olabilirse…

Türkiye, “üretimi” ve “bilimsel eğitimi” ön plana alan bir iktidara kavuşabilirse…

Köy enstitülerinin temel felsefesi neydi?

Köy enstitülerinin temel felsefesi, “üretim içinde eğitmek”ti.

Kırsal kesimi aydınlatmaktı.

Topluma; soran sorgulayan, çalışıp üreten, meslek sahibi bireyler yetiştirmekti.

81 yıl önce, 17 Nisan 1940 tarihinde açıldı bu okullar.

Nüfusumuzun yüzde 80’ninin köylerde oturduğu yıllarda…

Köy halkının aydınlatılması için “Köy Enstitüleri”, kent halkının aydınlatılması için de “Halkevleri” kuruldu.

Köy çocuklarını enstitüde okutup, kendi köylerine öğretmen yapmaktı amaç.

Bu eğitim kurumları, Türkiye’nin kalkınma hamlesinin kalesi olacaktı.

Her iki kurum da “üretim odaklı” idi.

Halk; hem eğitilecek, eğitilirken de “üretici olmaya” hazırlanacaktı.

Eğitimin özünde, “iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim” vardı.

Bu okullarda ders; bina yapmaktı, ağaç dikmekti, tavuk yetiştirmekti, hastalıklarla savaşmaktı, makine kullanmaktı, arıcılıktı, besicilikti, kooperatif yönetmekti.

Öğrenciler, 22 iş kolunda eğitiliyorlardı.

Mezun olup köylere dağıldıklarında, vatandaşlara sadece okuma yazmayı değil, meslek de öğreteceklerdi.

Enstitülerin kendilerine ait tarlaları, bağları, bahçeleri, hayvanları, arı kovanları ve atölyeleri vardı.

Fen, matematik, edebiyat, müzik, sanat, tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, sıhhiye, makine, biçki dikiş ve yabancı dil gibi dersler verilirdi öğrencilere.

14 yılda 21 enstitü kurulda, buralarda 17 bin 341’i öğretmen, 1599’u sağlıkçı, 8 bin 675’i eğitmen olmak üzere toplam 27 bin 989 köy çocuğu yetiştirildi.

Bunlar Anadolu’ya dağıldılar, dönemlerinde topluma ışık saçtılar.

Emperyalizme verilen ilk kurban

Köy enstitüleri, 1954 yılında emperyalizme kurban verildi.

ABD, Marshall Yardımı için köy enstitülerinin kapatılmasını şart koşmuştu.

Demokrat Parti kapattı, CHP de ses çıkarmadı, çıkaramadı.

Enstitüler, “karşı devrimcilerin” hedefindeydi, böylece Anadolu’da aydınlanmanın ilk ve en önemli ışığı söndürülmüş oldu.

Yıl, 1954…

Yıl, 2021…

Köy Enstitülerinin kapatılmasından bu yana tam 67 yıl geçti.

67 yıldır Köy Enstitülerinin yerine “üretim odaklı” yeni bir eğitim modeli koyamadık.

Koydurmadılar…

Engellediler…

“Siz üretmeyin, biz üretiriz size veririz, siz sadece tüketin” dediler.

Sonunda; çalışmayan, üretmeyen, artı değer yaratmayan, dış borçla yaşayan, bir “tüketim toplumu” haline geldik.

O dönemden bugüne, ülkemizi yönetenler de ne yazık ki emperyalist devletlerin huyuna suyuna gitti.

Borç alan bir devlet, “bağımsız karar” verebilir mi?

Borç verenler, istediklerini dikte ettire ettire Türkiye’yi bu hale getirdiler.

Bilimsel olmayan, dinsel ağırlıklı bir eğitim sistemi…

Sonuçta; mesleksiz, sormayan, sorgulamayan, itiraz etmeyen, biat kültürüyle yetişen bir nesil!

Bilgi, yok…

Bilim, yok…

Teknoloji, yok…

Çalışmak, yok…

Üretmek, yok…

Başkaları çalışıyor, başkaları üretiyor, biz başkalarından aldığımız borçla yine başkalarının ürünlerini satın alıp keyfimize bakıyoruz.

Sonuçta, gırtlağımıza kadar borç içindeyiz.

En avantajlı olduğumuz tarım sektöründe bile bizi kendilerine bağımlı hale getirdiler.

En acısı da bu!

Başkalarının ürettikleriyle karnımızı doyuruyoruz.

Başkalarının etiyle…

Başkalarının mercimeği, nohudu ve fasulyesiyle…

Başkalarının buğdayıyla…

Üretimden kademe kademe koparılan Türkiye’nin geldiği nokta işte burası!

Çalışıp üretmekten başka çaremiz yok

17 milyonluk Hollanda’nın tarımda nasıl mucizeler yarattığını yeri geldikçe yazıyorum.

Hollanda, yıllık 94.5 milyar Euro’luk tarımsal ürün ihracıyla ABD’den sonra dünyada ikinci.

Bizim neyimiz eksik?

Konya büyüklüğündeki Hollanda dünyayı doyururken, neden biz kendi karnımızı dahi doyuramıyoruz?

Bu kadar aptal mıyız?

Bu kadar geri zekâlı mıyız?

Bence artık deniz bitti.

Yolun sonu göründü…

Çalışıp üretmekten başka çaremiz yok.

Sürekli başka ülkelere el açarak, onursuzca yaşamayı sürdüremeyiz.

Mutlaka “tüketim toplumundan üretim toplumuna” geçmeliyiz.

Üretmekten başka çaremiz yok!

İşte bunu yaparken, “üretim odaklı eğitim modeli” olarak Köy Enstitülerini kendimize rehber edinmeliyiz.

Tabii, günümüzün ihtiyaç ve şartlarına göre yeniden yapılandırarak… 

67 yıl sonra Köy Enstitülerinin yaşama geçirilmesi, Türkiye’nin yeniden üretime dönüşünün simgesi olur.

Umutlanırız.

Moralimiz düzelir.

Her yıl 17 Nisan’da “Köy enstitüleri üzerine ağıt yakma” etkinliklerini bırakıp, bu modelden nasıl yararlanırız, bu modeli nasıl çağımız koşullarına uyarlarız, buna kafa yormalıyız.

İktidar hazırlığı yapanlardan bu konuda proje bekliyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

ahmet - Atatürk'ün partisindekiler şu an yarım domuzu tek oturuşta ailecek götürüyor, bişon parası 3000 Tl veriyor, he bir de 2000 Tl ye kitap satıp Atatürk üzerinden geçiniyor,Sermayeleri Atatürk ismi icraatları kapitalist sitem. 1945 yılında 2.dünya savaşı bitmiş Avrupa harap perişan bir buüday tanesine muhtaç ama başımızdan İsmet Paşa ne yapmış, bu fırsatı değerlendirmediği gibi, savaşa girmemiş ülkeyi savaşa girmiş gibi perişan etmiş. siz gidin suçluıları geçmişte arayın.

Yanıtla . 5Beğen . 2Beğenme 20 Nisan 11:52


Anket Karamürsel Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?