Reklamı Kapat

Sürekli sadaka dağıtarak ülke yönetilebilir mi?

50’den fazla ülkeyi ziyaret ettim.

Gittiğim her yerde öncelikle şu sorunun cevabını ararım:

Acaba halk kendi ayakları üzerinde mi duruyor, kendi kazancıyla mı geçimini sağlıyor, yoksa devletin dağıttığı sadakalarla mı yaşamını sürdürüyor?

Yani vatandaş, “birey” olabilmiş mi?

Kendi mesleği, kendi işi, kendi kazancı var mı?

Bireylerin toplumdaki yüzdesi ne kadar?

Yüzde 20-30 mu, yüzde 80-90 mı?

Bir ülke için bu soruların cevapları çok önemli.

Ülke yönetimi hakkında fikir verir.

Eğer bir ülkede “birey” sayısı fazlaysa, yani halkın çoğu “yaşamını kendi kazancıyla” sağlıyorsa, bilin ki o ülke “demokratik” bir ülkedir.

Mesleği olan, kendi kazancıyla geçimini sağlayan kişi; bağımsızdır, hür düşünür, sorar soruşturur, kendi karar verir, verdiği karar da genellikle doğrudur.

Mesleği olmayan, düzenli kazancı bulunmayan, verilen yardımlarla yaşamını sürdüren kişiler ise, tutsaktır.

Beyinlerini, kendisine yardım edenlere “kiraya” vermişlerdir.

Onlar ne derse, onu yaparlar.

Yardımın sürmesi için “biat” etmenin şart olduğunu bilirler.

Bu ülkelerde, “yardım alanların” oyları, “yardım sağlayanlar” tarafından bloke edilmiştir.

“Gerçek demokrasi” değil, “sandık demokrasisi” vardır buralarda.

Görünürde “demokrasi”, özünde “teokrasi”!

Böyle ülkelerde sıkıntılar bitmez.

Halk, “cahil” ve “yoksul” bırakılarak yönetilir.

En kolay yönetim biçimi budur.

Çünkü cahil ve yoksul bırakılan halk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmez.

Sadece kendisine yapılan yardıma bakar.

O yardım devam ediyorsa, kimin ne yaptığı önemli değildir.

Ülke böyle bir kısır döngünün içindedir ve bu döngüyü kırmak çok zordur.

Avrupa ülkelerine, bir de dönün Ortadoğu’daki ülkelerin acıklı haline bakın.

Ortadoğu ülkeleri, cahillik ve yoksullukla yönetilen ülkelerdir.

Halk, devletin dağıttığı sadakalarla yaşamaya çalışır.

Bu nedenle ülkeyi yönetenlere “minnet” duyarlar, her şartta “biat” ederler.

Bütün bunları neden anlattım?

Türkiye de ne yazık ki uzun yıllardır aynı mantıkla yönetiliyor.

“Sosyal yardım” adı altında dağıtılan “sadaka”yla, toplumun düşük gelirli kısmının oyları uzun zamandır bloke edilmiş durumda.

Yaşanan bunca rezilliğe rağmen sandık sonuçlarının değişmemesinin altında yatan gerçek bu.

Dikkat edin, ülkemizde “modern bir devlet yönetimi anlayışı” yok.

İş başına gelenler, sadece “yoksulluğu” yönetiyor.

Yoksullara nasıl daha fazla para veririm de bana biat etmelerini devam ettiririm…

Bütün düşünceleri bu!

Yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi bir hedefleri hiçbir zaman olmadı.

Neden olsun ki?

Yoksulluk ortadan kalkarsa…

Yani herkes iş güç sahibi olur, kendi parasını kendisi kazanırsa…

Fikri özgürlüğüne kavuşur ve siyasilere biat etmekten kurtulursa…

Ülkede “yoksulluğu” yönetip “devleti” yönettiğini sananların hükmü kalmaz.

Türkiye, son 50 yıldır tarımdan neden bu kadar uzaklaştırıldı, dersiniz?

Türkiye’de “bilimsel eğitimden” uzaklaşılıp, “dinsel eğitime” neden bu kadar ağırlık veriliyor, sanıyorsunuz?

Türkiye’de sanayi neden istenilen düzeyde değil, dersiniz?   

Türkiye’de “tarlada üretilen ürüne” değil de, neden “boş tarlaya” doğrudan destek primi veriliyor, sebebi ne?

Türkiye’de neden iş dünyası gelişemiyor, neden kurulan firmaların yüzde 72’si ilk 3 yılda kapanıyor, hiç düşündünüz mü?

Türkiye’de neden “tarım kültürü”, neden “ticaret kültürü” ve neden “sanayi kültürü” yok, hiç araştırdınız mı?

Sevgili okurlarım, yaşadığımız olaylar tesadüfi değil.

Her gün karşılaştığımız olumsuzluklar, “beceriksizlikle” ifade edilemez.

Türkiye, onlarca yıldır emperyalizmin de telkiniyle “cahilliğe” ve “yoksulluğa” mahkûm ediliyor.

Ve dinimiz de bu amaca planlı bir şekilde alet ediliyor.

Dinimiz, hiçbir dönemde siyasetçiler tarafından böylesine istismar edilmemişti.

Yaşadığımız olayları izlerken, bu noktaları lütfen gözden kaçırmayalım.

Kadir İnanır ve “Kapı”

“Kapı”, bir filmin adı.

Netflix’te izledim.

Mardin Midyatlı Süryani bir ailenin dramını anlatıyor.

Ahşap ustası Yakup, Berlin’e göç etmek zorunda bırakılır.

25 yıl önce kaybolan oğlu Mikhael’in cesedinin bulunduğu haberini alınca, kızıyla birlikte köyüne döner.

Ganimetçiler tarafından soyulup harabeye çevrilmiş evinin çalınan kapısının peşine düşer.

Filme, Kültür ve Turizm Bakanlığı da destek vermiş.

Filmde, Yakup’u Kadir İnanır oynuyor.

Yıllardır filmini seyretmemiştim.

Kim bilir belki de film dünyasından epeydir uzaktı.

Ancak şunu söyleyebilirim, bugüne kadar seyrettiğiniz Kadir İnanırları unutun, Kadir İnanır bu filmde sanatının zirvesinde.

Mutlaka izlenmesi gereken bir film.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamürsel Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?