Bu acılar yetmiyor mu? 

Son günlerde iki sayıyla yatıp kalkıyoruz. Biri günden güne artıyor. Her artış biraz daha içimizdeki acıyı çoğaltıyor. Öteki sayı da mikrofonlarda yankılanıyor, çeşitli yerlere asılıp indirilen sonra yine asılan-indirilen pankartlarla dile getiriliyor.
Bu asma- indirme savaşına neden olan konunun yüreğimize indirdiği darbe, zaten çok olan derdimizi daha da artırıyor.

Acı diyoruz da, sanırım bu bireysel duyulan bir şey. Çünkü baktığımızda günden güne artan kayıp sayıları, sanki toplumda gerektiği etkiyi ve duyarlığı artırmıyor. Ya kayıpları doğrudan yaşayanların, ya da evlere mahkum edilmiş duyarlı kişilerin yüreğini yakıyor. Ötesi ne siyah ne de beyaz, gri mi gri!

Sanki hiç salgın yokmuş gibi ramazan alışverişi için Eminönü meydanındaki kalabalık içinden seçilen bir kadın, röportaj yapan TV habercisinin sokağa çıkış nedenini sorduğu:
“Hiç korkmuyor musunuz, bu koşullarda kalabalığa çıkmağa” sorusuna şu delirtici yanıtı veriyor:
“Korkmaz olur muyum, çok korkuyorum. Ama alıştığım peyniri yalnız burada bulabiliyorum. O nedenle ……..’dan buraya  otobüsle geldim.”

Bir yanda en fazla bir kilo peynir, öte yanda hastalık kapma olasılığıyla yaşamını kaybetme hatta kendinden başka hastalığı bulaştıracağı onlarca insanın canı… Kedi köpek bile yiyeceğini önce koklar, eğer kendisini tehlikeye sokacak bir şey sezerse onu yemez. Ne kadar aç olsa bile arkasını döner gider. Onun için “zorda kaldığınızda yiyeceğinizi önce hayvanlara verin” diye bir tavsiye vardır.

Parti genel kurullarına sanki düğüne gidermiş gibi maskesiz, mesafesiz hıncahınç dolu otobüslerle gitmenin de peynir hikayesinden farklı bir mantığı yoktur.
Bunu cehaletle bağdaştırabilir misiniz?
Hadi diyelim halkın durumu kalabalık psikolojisi içine giriyor. Ya genel kurula çağrı yapanlar, onlarda mı cehalet içinde? Devleti yönetiyorlar, ötesi yok.

Başından buyana salgın rakamlarında indirip yapıp, gelişmiş ülkeleri baz alarak durumu iyi göstererek halkı gevşetenler… Felaket tablosunun bu noktaya gelmesinde de aynı yöntemle “aşıda dünya sıralamasında ileriyiz” diyorlar ve bundan siyasi çıkar sağlamaya çalışıyorlar. İçinde bulunduğumuz sıkıntının nasıl giderileceği konusunda, gelişmiş ülkelerin sonuç alıcı önlemlerinden hiç söz etmiyorlar.

NELER GÖRDÜK NELER…

Bizin neslin ileride anlatılacak çok öyküsü var. Kurtuluş Savaşı sonrası gururlu, onurlu bir neslin çocukları olarak büyüdük. Her ne kadar 2. Dünya savaşında atalarımızı kaybetmesek de, etkilendik. Ana ve babalarımızın duyarlığı sayesinde bu zorluğu pek hissetmedik. Kurucumuz ve kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini öğretmenlerimiz sayesinde öğrendik. Bayrağımıza, toprağımıza Cumhuriyetimize saygı ve içimize silinmeyecek biçimde kazıdık.. Akıl almaz bir kalkınmanın tanıkları olduk. Türk Milleti olarak hiçbir ayrımcılığı yaşamadık. Hep bir beraber yaşamanın mutluluğu içindeydik.

Sonra siyasi kavgalar başladı. Çok partili demokrasinin doğum sancılarını duyduk. Sonra kamplaşmaları, kardeş kardeşi öldürdüğü dönemi geçirdik. Darbeler, muhtıralar, hayatımızda köklü acılar yarattı. Siyasi çalkantılar ve bunların sosyal, ekonomik dalgaları içinde boğulmamak için çabaladık durduk. Kıbrıs Savaşı bu dönemin birleştirici gücü oldu. Kimimiz bu savaş içinde rol aldı. Bu bizi kendimize getirirken, mezhep ayrılığı nedeniyle insanları, aydınları vurarak, yakarak millet olmak bir yana, insan olmanın kahredici acılarını yaşadık.

Ve bugünlere geldik. Oy nedeniyle desteklenen bir dini cemaatin yabancı emelleriyle iç içe vatanın tüm kurumlarını çürütmeye çalıştığına tanık olduk. O sarsıntı hala devam ediyor.
Bu arada asrın felaket dediğimiz Büyük Marmara Depremi’ni tüm acılarıyla yaşadık. Anne babalarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı kaybettik. Ve sanıyorduk ki bu büyük felaketten daha büyüğü olmaz.
Oldu. Dünya ölçeğinde bir felaket yaşıyoruz. Ve nereye evrildiğimiz konusunda bir bilgimiz yok. Aydınlatan da yok. Teknolojinin bu noktaya ulaştığı zamanda insanın ne kadar çaresiz ama umarsız bir yaradılışa sahip olduğunun şaşkınlığı içindeyiz.

Yaşadıklarımızın hayatın doğal akışı içinde, tarihin derinliklerinden buyana süren bir olgu olduğunu kabul ediyorum. Ama çok ağır koşullar altında dahi birleştirilmeyen, sürekli ayrıştırılan bir ülkenin çocuğu olmanın, kabul edilir bir yanı olmadığına inanıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamürsel Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?