Reklamı Kapat

Ermeni kervanına ABD de katıldı

Türkiye’nin perspektifinden Ermeni kelimesini kullanırken tanımlamayı üç parçaya ayırmak gerekiyor. Birincisi Ermenistan’da yaşayanlar, ikincisi Batı ülkelerinde yaşayan meşhur tanımıyla Ermeni Diasporası, üçüncüsü de ülkemizde hukuken azınlık statüsünde olan T.C. vatandaşı Ermeniler. Bu yazıda üçüncü grup konunun dışındadır. Zaten olaylarla da bir alakaları yoktur.

Türkiye’nin başına bela, ayağına dolanmış bir dikenli çalı olanlar aslında Ermeni Diasporasıdır. Fransa ve ABD başta dünyanın birçok ülkesinde özellikle belirli bölgelerde yoğunlaşarak yaşayan, kendi içlerinde kapalı devre bir ekonomik düzen kurmaya çalışan; bulundukları bölgede sosyal ve siyasal bir güç olmaya çalışan bu kitlelerin güttükleri soykırım siyaseti uzun yıllardır azimli bir şekilde üzerinde çalıştıkları bir ajandaydı ve 2021 yılı itibariyle ana hedeflerinden olan soykırımın tanınması konusunu tamamladılar sayılır. ABD Başkanı Joe Biden’ın kendisinden önceki Cumhuriyetçi ve Demokrat başkanların aksine ne şiş yansın ne kebap tarzı açıklamalar yerine doğrudan “genocide” yani soykırım tanımını kullanmasıyla Diaspora artık ajandasında bir maddenin üzerini çizmiş durumdadır.

Ermeni Diasporasının 4 T olarak özetleyebileceğimiz ajandasında tanınma ve tanıtma aşamaları artık tamamlanmıştır. Sırada bizden tazminat ve sonrasında da toprak talepleri de zaman içinde, uygun fırsat bulunursa gündeme getirilecektir. Ancak ilk iki maddede yaklaşık 100 senede aldıkları mesafeyi bu son iki maddede alabilecekleri şüphelidir, hatta imkansıza yakındır. Ancak bu bir tehlike olarak ülkemizin ajandasında bir yerde de elbette durmalıdır. Bir gün aciz bir duruma düşersek ki ülkemizdeki siyaset kurumuna ve en tepelerden en aşağılara tüm aktörlere bakınca maalesef imkansız görünmüyor; bu konular önümüze katmerleriyle beraber geleceklerdir.

ABD Neden Önemli?

Aslında bu soykırım masalını dünyada birçok ülke tanıyor. Rusya, Suriye, Lübnan, Yunanistan, Bulgaristan, Güney Kıbrıs, İtalya, İsviçre, Fransa, Portekiz, Almanya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Çekya, Avusturya, Slovakya, Polonya, Litvanya, İsveç, Libya, Kanada, Venezüella, Brezilya, Bolivya, Paraguay, Şili, Arjantin, Uruguay.

ABD Kongresi de geçtiğimiz senelerde soykırım hikayesini tanıyan bir karar almış ancak Beyaz Saray bu kararın arkasında durmamış ve topu taca atmıştı. Clinton, Bush, Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye bir şekilde bu kararın doğrudan Başkan tarafından da destekleneceği açıklamalar yapılmasının önüne geçmeyi başarmıştı. Clinton ve Bush dönemlerinde ikili ilişkilerin karşılıklı çıkar dengeleri sayesinde, Obama döneminde kendisinin tarih ve siyaset bilen bir adam olması sebebiyle, Trump döneminde de Erdoğan’la ikili ilişkileri sayesinde bu süreci tıkamayı başarmıştık.

Ancak Joe Biden’la beraber konu birçok noktadan farklı pozisyonlara doğru evrildi. İlkin, ABD seçimleri sürecinde Türkiye Demokratların kampanyasının karşısında açıktan yer aldı. Bize yönelik bir kin birikmesiyle karşı karşıya kaldık.

Ben soykırım hikayesi kararına rağmen, halen daha Biden yönetiminin varlığının Türkiye ve Dünya için, Trump yönetimine göre daha sağlıklı olduğu görüşündeyim. En azından bir gün öncesinde bizi arayıp “yarın bu kararı alıyorum” demiş bir muhatapla karşı karşıyayız.

Trump bir gün bu kararı alacak olsa herhalde Twitter’dan “katil Türklerin öldürdüğü Ermenileri seviyorum, soykırımı tanıyorum” gibi dengesizce bir şeyler yazardı ve ne olduğumuzu şaşırırdık.

ABD’nin bu masala kurumsal olarak inandığını açıklaması, dünyanın açık ara en büyük ve en güçlü ülkesinden alınan bir destek olarak Ermeni Diasporasının ve Diaspora güdümünde siyaset yapan Ermenistan’daki grupların moral depolaması anlamına gelecektir. Onun dışında pek de bir hükmü bugün için yok.

ABD Hazırlığı Uzun Süredir Yapıyor

Bir diğer mesele de Türkiye ve ABD arasındaki açmazlar ve çıkar çatışmaları öylesine yoğun bir noktaya geldi ki bu saatten sonra ABD’nin müttefiklik hukuku çerçevesinde hareket etmesini beklemek de safdillik olacaktır.

ABD bizi kendisine göre terbiye etme ajandasını açmış ve uygulamaya başlamış görünüyor. Suriye ve Irak’taki bölücü örgütler meselesi, Doğu Akdeniz, S 400’ler, Libya, İran ambargosu ve Halkbank meselesi derken liste çok kabarık. Bunların her birinin çözümü için adımlar atılabilir ancak en hızlı şekilde çözülmeleri bile belki yıllarca sürecektir.

Bu noktada sadece bugüne ve bugünün aktörlerine değil; biraz daha yakın geçmişe bakarak değerlendirme yapmak gerekiyor. ABD’nin son on senede bu coğrafyada açtığı askeri üslerin sayısına ve konumlarına baktığımız zaman çok net bir şekilde görüyoruz ki İran’ın kuşatılması politikasında Türkiye’yi devre dışı bırakacak bir hazırlık içindelerdi. Ürdün’den Yunanistan’a, Afganistan’dan Kuveyt’e Katar’a, Umman’dan Arap Emirlikleri’ne, Irak’tan İsrail’e kadar; İncirlik’in alternatifi olacak üsleri fazlasıyla bölgeye konuşlandırdı. Hatta kendi ajandalarına göre günün birinde ipler koparsa bu askeri üsler Türkiye’yi kuşatma anlamında da değerlendiriyordur.

Bizim 1970’lerde büyük devlet adamlarımız merhum Demirel ve merhum Ecevit’in yaptığı gibi askeri olarak ABD ve NATO’yu zorlayıcı adımlar atmamızın bir hükmü kalmamıştır. Sembolik anlamı dışında İncirlik’i kapatmak ABD için bir anlam ifade etmemektedir. Öte yandan NATO üssü olarak hukuki statüsü olan tesislerdeki ABD askeriyesi hakimiyeti de işin bir diğer tarafıdır.

ABD’nin “Türkiyesiz bir Orta Doğu Politikası” inşasının teorik olarak tamamlandığını bu kararla anlayabiliyoruz. Gerçi 24 Nisan günü yapılan açıklamanın son dakikasına kadar Amerikan Dış İşleri yetkililerinin Başkan Biden’a “soykırım demeyin” diye baskı yaptığı ve bu karardan vazgeçirmeye çalıştığını da kulis bilgilerinden öğrenmiş olsak da nihayetinde orada Pentagon’un borusu, Hariciyenin borusundan daha çok öter.

Bu Bir Tuzaktır

ABD yönetiminin ajandasında Türkiye’yi köşeye sıkıştırmış olarak yakalamışken en yüksek seviyede tavizi koparmak ve terbiye etmek üzerine bir yol haritası oluşturduğunu anlayabiliyoruz. Zaten ortada bir S-400 meselesi varken, bizi ABD’ye yönelik sembolik de olsa askeri yaptırımlara itmeye çalıştıklarını görmek için çok da alim olmaya gerek yok. F-35 programından resmen çıkartılıp bir hafta sonra da Türkiye’nin tarihindeki belki de en haklı meselede siyasi kararların önüne getirilmesi; bir sıkıştırma politikasıdır.

Amerikan yönetimi bizi “ya benim isteklerime göre hareket et ya da NATO’dan defolursun” noktasına sürüklüyor. Türkiye’nin AB ve NATO üyeliklerinin bu coğrafyada hayatta kalabilmek için temel çıpalar olduğu gerçeği de önümüzde duruyor. NATO’ya çok bayılmıyor olsam da işin askeri ve ekonomik boyutları önümüze geldiğinde başka bir alternatifimiz en azından bir sonraki Dünya Savaşı yaşanıp da kartlar yeniden dağıtılana kadar yok.

Bugün NATO envanteri dışında bir askeri donanım sürecine topyekün girmenin maliyeti yüz milyarlarca hatta trilyon dolar seviyesinde. Böyle bir paramız yok, bu sürece girince yaşanacak sıkıntılara direnebilecek ekonomik altyapımız hiç yok.

Sıcak paraya bağımlı ekonomimiz neticesinde de ABD merkezli paranın oluşturduğu fonlara çölde bir vahaya bağımlı olduğumuz kadar bağımlı olmamız sebebiyle de tepki verme noktasında elimiz kolumuz ne yazık ki bağlı durumda.

Bu sadece bugünün değil, son 70 yılın birike birike bizi getirdiği noktadır. Geçmişle kavga edecek, bugünü de siyasi itişmelerle geçirecek halimiz yok. Türkiye acilen dozunda askeri manevralar yapmalı, ekonomik bir dönüşüm sürecine girmeli ve bölgedeki tüm siyasi krizlerini ABD ve Rusya olmayan masalarda halletmek zorundadır. Aksi halde işimiz iş.

İsrail ve Mısır’la ilişkileri normalleştirmek, S-400’leri Rusya’nın da onaylayacağı başka bir ülkeye satmakla işe başlanabilir. Azerbaycan’a verdiğimiz askeri desteği olabilecek en üst seviyeye taşımalıyız. ABD’ye karşı AB’yle “sen mültecileri tut para işi kolay” seviyesine inmiş ilişkileri güncellemek zorundayız.

Ermenistan Artık Bitmiştir

Azerilerle savaşırken Rusların eteğinin altına giren, soykırım kararı tanınınca Amerikan bayraklarıyla sokaklarda gösteri yapan Ermenistan’ın zaten bir ulus olarak hükmü kalmadığı son altı aydaki bu olaylarda ortaya çıkmıştır.

Tarihi bir meseleyi politik malzeme yaparken kendi devlet arşivlerinin kapısına kilit vuran bir devletin zaten ne devletliği devletliktir, ne de milletinin ulusal bilinci vardır. Bir bölgede yerleşik bir grup insan yığını oldukları da tescillenmiştir. Tıpkı Afganistan gibi, tıpkı Afrika’da kabileden hallice sözde devletler gibi. Tıpkı Orta Asya diktatörlüklerinde yaşayıp gidenler gibi.

Karşımızdaki hasım olarak beynini, diasporaya kiraya vermiş olan Ermenistan siyasetinin ucuzluğu da ortaya çıkmıştır. Ancak bu ucuzluk bizim aleyhimizedir zira kullanışlı aparatlar olarak hem ABD hem Rusya tarafından Türkiye ve Azerbaycan’a karşı bir silah olarak kullanılabileceklerini ispatladıkları için artık daha çok kullanılma kapasitesine de sahiptirler. Efendilerine yaranmışlardır. Kutlama yapsınlar, Orhan Pamuk’u, HDP yönetimini ve soykırım yoktur diyemeyen “büyük acılar” edebiyatı yapan çakma solcu takımını da onur konuğu olarak çağırsınlar.

Son olarak; ABD’nin bu kararı üzerine Rusçuluk propagandası yapan sözde uzmanları ciddiye almayın; ABD’nin geçtiği bu köprüden Rusya çok önce geçti. Üstelik Azerbaycan Karabağ’ı özgürleştirirken Ermeni ordusuyla ve arkasındaki Rus ordusu kurmaylarıyla savaşalı daha altı ay olmadı.

Ermeni meselesini dini bir kimlik eksenine çekenleri de ciddiye almayın zira Müslüman ülkelerden bu yalanı tanıyanlar var ancak İsrail’e baktığımızda halen daha Türkiye’ye yakın bir pozisyonda duruyor. Üstelik ilişkilerimiz bozulana kadar da Ermeni lobisi karşısında ABD’de Türkiye’nin zayıf lobi kapasitesinden doğan açığı Yahudi Lobisi kapatıyordu.

1915 Olayı Nedir?

1915 olaylarının tanımlanması meselesine gelince. Biz soykırım yapmadık, düşman askerine destek veren bir coğrafyadaki insanları başka yerlere yolladık. Ermeni çeteleri on binlerce Türk’ü ve Kürt’ü öldürdü. Ermeniler Rus askerine yardım ve yataklık ediyor diye kinlenen Türkler de on binlerce Ermeni’yi öldürdü. Bunun adı “mukatele” yani karşılıklı katliamların olması durumudur.

İttihat ve Terakki’nin Üç Paşaları Enver, Talat ve Cemal Paşaların hatıratları, mektupları, resmi yazıları ortada. Kitlesel ve planlı bir etnik temizlik yapılmamıştır, bu tezi destekleyen ilaç namına tek bir delil yoktur. Zorunlu bir karar alınmış ve sonuçları da sıkıntılı olmuştur.

Doğu Anadolu’daki Ermeniler o dönem aynı din ve mezhepten oldukları için savaş ortamında bir tercih yaparak Ruslarla birlikte hareket ettiler ve sonuçlarıyla karşılaştılar. Ermeni diasporasının dedeleri yanlış tarafta savaştı diye buradan etnik bir mağduriyet çıkarmaları komiktir. Hitler’in Yahudi Soykırımıyla aynı kefeye konması zaten büyük bir kepazeliktir. Buna İsrail’in ve dünya Yahudilerinin en az bizim kadar karşı çıkması gerekir.

Yahudilere yapılan zulmün biricikliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan, soykırımcı ve katliamcı ülkelerin tarih önünde bulundukları rezil tabloda yanlarına “sen de yaptın ama” diyerek başka aktörler devşirmelerine biz suçlandığımız için karşı çıkarken; gerçek soykırımların mağdurları olanların da bize destek olmaları gerekiyor. Bu desteği oluşturacak zemini de ancak dünyaya barışık bir dış politika ve nitelikli bir diplomasi aklıyla başarabiliriz. Bitmiş savaşın sonunda keyfe keder iki atom bombası sallayan ABD’nin mağduru Japonya’nın da soykırımı tanımıyor olması önemli bir dipnottur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamürsel Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?