“Soykırım ateşi” yakılırken (3)

Bu konuda yazılacak o kadar çok şey var ki…

İktidar bir zamanlar “Kürt açılımı” yapmaya kalktığı dönemde, “Ermeni açılımı” için de heveslenmişti.

23 Nisan 2014’te, yani sözde Ermeni soykırımının yıldönümünden bir gün önce, Ermenice dahil 9 farklı dilde “Ermenilere yönelik taziye mesajı” yayınlamıştı.

Adı “taziye” idi, ama içinde özür gizliydi.

Yani üst kapalı özür.

“Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir... 20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz…” 

“Kürtlerden sonra Ermenilerle de barışacağız” diyorlardı.

Özellikle Kürtçüler ve bir de dünyadan haberi olmayan “ağzı açık budalalar”, bu taziye işine pek de sevinmişlerdi.

Yandaş basından övgüler, övgüler…

Ermenilerin acıları paylaşılıyordu da, Ermenilerin öldürdüğü 506 bin Türk ne olacaktı?

O güne kadar öldürülen Türklerin torunlarından özür dilemek, kimsenin akıllarına gelmemişti.

Sahi 24 Nisan 1915’te ne olmuştu?

Üç gündür “soykırım… soykırım” diye yazıyorum da, yaşananların özü nedir, bir de benden dinleyin.

Rusların Doğu Anadolu’yu işgal ettiği yıllar…

Osmanlı Ordusu cephede savaşırken, Ermeniler “bağımsızlık” peşine düştüler.

Çeteler kurdular, devlete karşı isyanlar başlattılar.

Osmanlı’nın Kafkas bozgunundan sonra, Ermenilerin Müslüman halka karşı şiddetleri arttı.

17 Nisan 1915’te Van’da Ermeni isyanı başladı ve çevre illere de yayıldı.

Osmanlı Devleti, baktı olacak gibi değil, devlet aleyhine çalışan, Müslüman halkı katletmeye başlayan 2345 Ermeni’yi tutukladı.

Ve olay çıkaran Ermeni vatandaşlara tehcir (bulundukları yerlerden başka bölgelere gönderme) uyguladı.

Bu tehcir sırasında, bölgesel çatışmalarda ölenler olmuş.

Olabilir… 

Kargaşa varsa, çatışma varsa, savaş varsa insanlar ölür.

Ölenler kimler?

Osmanlı vatandaşı…

Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar…

Efendim, siz Ermenileri öldürdünüz…

Tamam da Türkleri kim öldürdü?

Ölen veya öldürülen Kürtler, Araplar ne olacak?

Bunun çetelesini tutan var mı?

“Soykırım iddiası” fasa fiso, esas hedef başka?

“Ermeni soykırımı” iddiası, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tepesinde, her an inmeye hazır bir balyoz gibi tutuluyor.

Kim tutuyor?

Emperyalistler…

ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri…

Neden tutuyorlar?

Sevr’in intikamını almak için!

Osmanlı Devleti parçalandıysa, sebepleri arasında Ermeni ve Kürtlerin hainlikleri de var.

Emperyalistler, hedeflerine ulaşabilmek için Ermenileri ve Kürtleri maşa olarak kullandılar.

Sonunda Osmanlı, 1.Dünya Savaşı’ndan mağlup çıktı, 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr’de ölüm fermanını imzaladı, paramparça oldu.

Emperyalist devletler, Sevr’de, Ermenileri ve Kürtleri “verdikleri üstün hizmetler” den dolayı ödüllendirdiler.

İşte o ödül maddeleri!

SEVR’DEKİ ERMENİSTAN MADDESİ: (Madde 88 ve 93) “Osmanlı, Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyacak. Türk Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek.”

(ABD Başkanı Wilson 22 Kasım 1920’de sınırı belirledi. Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis’i Ermenistan’a verdi.)

SEVR’İN KÜRDİSTAN MADDELERİ: (Madde 62 ve 64) “İngiliz ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti’ne bağımsızlık için başvurabilecektir.”

Kürtlerin ve Ermenilerin hevesleri nasıl da kursaklarında kalmıştı?

Sevr Antlaşması’nın imzalandığı dönemde Türk Kurtuluş Savaşı devam ediyordu.

Türkler savaştan galip çıkınca, Sevr çöpe atıldı, yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı.

Bu antlaşmayla şimdiki sınırlarımız çizildi, emperyalist devletlerin maşalığını yapanlar avuçlarını yaladılar.

Ermenilerin ve Kürtlerin “devlet kurma hevesleri” suya düştü.

Peki, emperyalist devletler, Ermeniler ve Kürtler bu sevdadan vazgeçtiler mi?

Vazgeçerler mi?

Ermenileri ve Kürtleri kullanarak Osmanlı’yı parçalayanlar, bu kez Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni parçalamak için hainliklere başladılar.

İşte cumhuriyet döneminde yaşadığımız terör olaylarının temelinde bu hainlikler var.

Taşnak-Hoybun ihanet anlaşması

Size, 5 Ekim 1927 tarihinde Lübnan’ın Bihamdun şehrinde imzalanan bir “ihanet anlaşması” ndan söz edeceğim.

Dikkatle okursanız bugünleri daha iyi anlarsınız.

Taşnak, 1889’da kurulan ve “Bağımsız Ermenistan” için çalışan bir Ermeni örgütü.

Hoybun ise 1907’de faaliyete başlayan, “Bağımsız Kürdistan” için çalışan Kürt örgütü…

Yani bugünün Asala ve PKK’sı…

İki örgütün yetkilileri, 5 Ekim 1927 tarihinde, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti daha 4 yaşındayken, bir araya geliyorlar ve devletimizi yıkmak için anlaşma imzalıyorlar.

19 maddelik bir anlaşma…

İhanet anlaşması…

Önemli maddeleri şöyle:

Madde 1- Her iki taraf bağımsız bir Kürdistan ve birleşik bir Ermenistan'ın kurulma hakkını karşılıklı olarak tanıyarak…

Madde 2 - Her iki taraf hangi toprakların Ermenistan'a, hangilerinin Kürdistan'a ait olduğuna bakmaksızın ve sadece iki ülkenin kurtuluşunu temel amaç edinmiş olarak , ortak düşmana karşı........... İki ulus arasındaki sınırlar aşağıdaki prensiplere göre belirlenecektir: Yerli Kürt ve Ermeni nüfusunun 1914 önceki sayısı bu belirleme de temel esas olarak alınacaktır.

Madde 3 - Mevcut antlaşma imza sahibi taraflar arasında, ortak düşman Turani- Türk öğesine karşı savunma ve saldırma işbirliği paktı olduğundan…

Madde 9 - Taşnaksutyun Partisi ve Kürt Ulusal Cephesi Hoybun, Ermenistan ve Kürdistan'ın kendilerine ait toprakları üzerinde bağımsızlıklarının tanınmaması nedeniyle, kendilerinin Türkiye ile savaş içinde olduklarını kabul ederler.

Madde10-İki tarafın hazırladığı rapor gereğince Taşnaksutyun Partisi askeri gücünü eylem halindeki Kürt güçlerine katacak ve söz konusu eylemler için gerekli olan silah ve mühimmatı sağlamaya çalışacaktır.

Madde 14- Taraflar kendilerine verilecek toprak miktarına göre, paylarına düşecek kamu borç miktarını ödemeyi kabul edeceklerini taahhüt etmektedirler. Ayni şekilde taraflar, yabancıların madenler ve demiryolu üzerindeki daha önce kabul edilmiş tüm imtiyazlarını tanıyacaklarını kabul etmektedirler. 

Madde 19- Bu anlaşma Fransızca yazılmış olup iki nüshadan oluşmaktadır. 

Tarafların anlaşması devam ediyor

Lübnan’daki Taşnak-Hoybun, yani Ermeni-Kürt Anlaşması’ndan bu yana kaç yıl geçti?

Tam 94 yıl…

Peki, o anlaşma unutuldu gitti mi?

Hayır unutulmadı.

Kürtler ve Ermeniler, hâlâ 94 yıl önceki anlaşmalarını sürdürüyorlar.

Her fırsatta birbirlerini kolluyorlar.

Emperyalist devletler de desteklerini sürdürüyorlar.

İşte kanıtları!

*Birinci olay… 11 Mart 2010… BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, TBMM Başkanlığı’na başvuruyor, “1915 Ermeni soykırımıyla ilgili Meclis araştırması” açılmasını istiyor. Kendileri o dönemde iktidarla el sıkışmışlar istediklerini almışlardı ya, sıra yaptıkları anlaşmaya göre Ermenilere gelmişti.

*İkinci olay… Ne tesadüftür ki, aynı tarihte İsrail Parlamentosu’nda da “1915 Ermeni soykırımı” için önerge veriliyordu.

*Ve üçüncü olay… 2013 Kasım ayının son günleri… Günümüz Kürt ve Ermeni ileri gelenleri Washington’da bir araya geliyorlar. Kimler mi? BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, BDP Milletvekili Nazmi Gür, BDP Washington Temsilcisi Mehmet Yüksel ve Taşnak örgütünden Hagop Der Khatehadourian… Toplantıdan sonra Taşnak’tan şu açıklama yapılıyor: “Görüşme, Ermeni-Kürt işbirliği imkânlarının yanı sıra, ilişkilerin geliştirilmesi ve Batı Ermenistan topraklarında (Ermenilerin talep ettikleri Türkiye toprakları) ve Kürdistan ile ulusal ve demokratik hedefleri açısından yararlı bir diyalog fırsatı sundu.” Taşnak yetkilisi, amaçlarını şöyle açıklıyor: “Sevr anlaşması üzerinde durmaya devam edeceğiz. Bu anlaşma, davamızın kilometre taşlarından biridir…”

ABD’nin çabası boşuna değil

Sevgili okurlarım, ABD Başkanı Joe Biden’in “soykırım” açıklaması boşuna değil.

Büyük fotoğrafın küçük bir parçası.

Türkiye üzerine hesaplar devam ediyor.

Ülkemiz, tekrar “Sevr Antlaşması” çizgisine getirilmek isteniyor.

Emperyalist ülkeler, Lozan’ın intikamını alma peşindeler.

Ne yazık ki, son yıllarda “dış politika” konularında üst üste yaptığımız hatalar, ülkemizin elini zayıflattı.

Tabii en büyük hatamız da ülkemizi onlarca yıldır “borç ekonomisi” ile yönetmemiz.

Mücadele için yüreğimiz var, ama borçlar elimizi kolumuzu bağlıyor.

Bir çıkış yolu bulmalıyız, ama nasıl?

Bugünlerde üzerinde en fazla kafa yoracağımız nokta burası.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kandıra Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?