Feryat değil, uyarı sireni!

Şaşırmayı unuttuk mu, yoksa kanıksadık mı, bilemiyorum.

Gül kokulu ülkemde her gün öyle olaylara tanık oluyoruz ki; “bu kadarı da olmaz” demenin de anlamını kaybettik. 

Birçok değerli kavramın canına okuduğumuz gibi.

Haberleri izlemeye başladığımız andan itibaren, gülsek mi ağlasak mı, ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Acı gülümsemeler artık, dudağımızda asılı kalıyor.

Bu kadar olağandışı olayların, bu kadar izlemeye, duymaya alışmadığımız görüntülerin, açıklamaların, normal bir ülkede herhalde hepsini toplasan bir yıl içinde ya olur ya da olmaz.

Demokrasisi tıkır tıkır işleyen ülkelerde bunları izlemek zaten mümkün değil. Çünkü orada mantık var, hukuk var… Orada eşitlik var, güçlülerin üstünlüğünü değil yaşamak, akla getirmek bile mümkün değil.

EŞİTLİK HUZURUN ANASIDIR

Düşünün, empati yapın; asrın salgınında ananızı, babanızı, eşinizi, kardeşinizi kaybetmişsiniz. Dünya başınıza yıkılmış. Yaşam dallarınızın biri ya da birkaçı kırılmış, yüreğinizde her zaman bir kuş duyarlılığında taşıdığınız can ya da canlar uçup gitmiş.

Devlet demiş ki; cenazenizi en fazla 30 kişi ile kaldırabilirsiniz. Acınıza ancak bu kadar yakınınızı ortak edebilirsiniz. Onun dışında bir kişi daha fazla görürsem, cezalandırırım.

Şartlar olağandışı, kural bu, acınızı içinize gömer, bu acılar okyanusu içinde, yorgun bir dalganın kıyıya vuruşu gibi sessizce duruma katlanırsınız.

Ama ertesi gün bir siyasinin ya da tarikat liderinin cenazesinde binlerce kişiyi görürseniz, üstelik bunların arasında yasak kararını veren devlet büyüklerini tek tek sayarsanız… İçiniz ne olur? Kopan fırtınalarla baş edebilir misiniz? Neye, kime inancınız kalır?

Hiçbir parti ayrımı yapmadan soruyorum? Bir düz insan olarak soruyorum. Herkesin olduğu gibi, etten tırnaktan bir insan olarak soruyorum. İster muhalif, ister yandaş olun, içiniz sızlar mı, sızlamaz mı? 

Gönülden yapışkanlı yandaş olsanız bile içiniz sızlar. Ya da sızlaması gerekir. Eğer sızlamazsa, bilin ki siz insan olma vasfını daha kazanamamışsınız… Yani; insan bile sayılmazsınız.

İşte bize şaşırmayı bile unutturan olaylardan bir örnek. Acaba bu durumu gerçekleştiren kişiler, bunu farkındalar mı?

Hep öyle düşündüm, hep öyle yazacağım: Seçilmişlerin gerçek demokrasilerde seçenlerden hiçbir farkı yoktur. Yasalar herkes için geçerlidir. Yasalar bu eşitliğin güvencesidir. Uyulmadığı zaman demokrasi teknesi su alıyor demektir.


HALKA HİZMET NEDİR?

Seçilmişlerin görevi halka hizmet etmektir. Partiler halka hizmet yarışında daha iyi hizmet yollarını, daha yararlı hizmetlerin nasıl yapılacağını ortaya koymak, yönetenleri denetlemek görevi ile donatılmıştır.

Bir ölçüde rekabettir. Rekabet kaliteyi arttırır.

Öyle olaylar yaşıyoruz ki, artık konu halka hizmet değil, kendine hizmet biçimine dönüştü.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yıllar sonra el değişmesiyle ortaya çıkan durum çok iyi bir örnektir: Muhalif belediyeleri çalıştırmamak.

İlk günlerde iktidar partisinin genel başkanın bu konuya ışık tutan sözlerini, seçimleri kaybetmenin ortamında söylenen sözler olarak algıladık, pek ciddiye almadık. Çünkü ortada halkın iradesi vardı, halka hizmet sorumluluğu vardı.

Ama kısa sürede gördük ki, söylenenler kızgınlık ifadesi değil, planlı bir hareketin işaretiymiş.

İBB planlı ve başarılı biçimde hizmete devam ediyor. Bu nedenle kızgınlık daha da artıyor. Eğer önüne engel çıkarılmasa, halka bugün verilen hizmet birkaç kat daha fazlalaşacak, projelerin hayata geçirilmesi hızlandırılacak.

Sanılıyor ki, engellemeler belediyenin prestijini düşürecek.

Her şey artık açık seçik ortada. İktidarbaşı daha seçim sonuçları açıklandığında söylemişti: “Kazandılar ama, onları çalıştırmayacağız.” Bu demektir ki “Ey vatandaş sen oyunu bize vermedin. Bundan sonra bizden sana hizmet yok. Yapanları da engelleyeceğiz…” Bir çeşit vatandaştan öç alma. Bunu gerçek demokrasilerde yeri, mantığı var mı?

Dediklerini yerine getiriyorlar ama halka hizmeti engelleyemiyorlar. Halk yapılanların hepsini görüyor. Oynanan trajedilere şaşkınlık geçiriyor muyuz hala? Sanmam.

Ümraniye’de Büyükşehir Belediyesi’nin piyasadan yarı yarıya ucuz ekmek satacağı büfenin önündeki meydan kavgasının ortasından yaşlıca bir kadının acı feryadı duyuluyor. Bu bir feryat değil, uyarı sireni;

     “YETER, YETER ARTIK… BIKTIK YA!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamürsel Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?