Reklamı Kapat

Şakir Balkı’yı tanımak…

Bir insanı tanırsınız, sonra bir süre sonra adını bile anımsayamayabilirsiniz.

Hatta, tanıdığınıza pişman da olabilirsiniz.

İnsanlar çoğu kez, bir insanı tanıdıklarını sanırlar!

Oysa, “tanımak” ve o insana “içten bir sevgi ve saygı duymak” kolay değildir.

Sevgi ve saygı, “ortak değerleri yaşamak” ve “maskesiz bir dostluk” kurabilmektir.

Yıllar önceydi. Yanılmıyorsam, 1993 yılında bir öykü yarışmasına katılmıştım. Seçici kurul, ilk üç dereceye değer öykü bulamamış, benimle birlikte bir kız kardeşimize mansiyon ödüllerini layık görmüştü.

O güzel insanla o gün, ödül töreninde tanıştım.

Sıcak bir tebessümle yaklaşmış ve öyküm hakkında görüşlerini belirtmişti. Sözün sonunda, rahmetli amcamla askerlik arkadaşı olduğunu söylemişti.

Şakir Balkı ile tanışlığımız böyle oldu.

Sonra, KOCAELİ gazetesinde kesişti yollarımız. Giderek daha sık görüşüyor ve her görüşmemizde ondan yeni bir şeyler öğreniyordum.

Zamanla, o benim “Şakir Amcam” oldu.

Mustafa Kemal’in 16 Şubat İzmit Basın Toplantısı’nı ilk kez ondan öğrendim. İsmail Aral’ın bu konu üzerindeki kitabını daha sonra okudum.

16 Ocak Basın Toplantısı’nın Kocaeli’deki yayın organları ve basın emekçileri için “Basın Onur Günü” olarak belirlenmesinde onun emeği vardır.

Şakir Balkı’yı tanıdıkça, duyduğum saygı daha da artıyordu. SEKA’da Teknik Atölye’de görev yaparken, SAVARONA’nın mekanik sorununu çözen usta Şakir Balkı idi.

Üstelik, edebiyat dünyasına sessiz ama etkin eserler kazandıran bu adam, bir zamanlar boks sporu da yapmıştı!

Rahmetli Süleyman Emek’le de onun sayesinde tanıştım.

Şakir Balkı, çoğu zaman beni kızdıracak ölçüde tevazu içindeydi.

Oysa, özellikle SEKA ve İZMİT tarihi üzerine yazdığı eserleriyle, köşe yazılarıyla, engin tarih bilgisi ile önünde saygı ile eğildiğim bir bilge insandı.

Daha da ötesi; bu adam uzun yıllar Cumhuriyet Gazetesi’nde “Ciddiyet” adlı köşesinde mizah yazıları yazmış bir mizah ustasıydı.

İlhan Selçuk’la onun sayesinde tanışma, sohbet etme olanağı buldum.

Aziz Nesin’in de yakın arkadaşıydı.

Bir de Semih Onat’ı vardı. Semih Ağabeyi de çok erken yitirdik.

Bilge bir insandı.

Zaman içinde Şakir Balkı ile “baba-oğul” gibi yakın olduk.

Yazdığım kitapları önce o inceler, eleştiri ve görüşlerini söylerdi.

Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği en sık buluştuğumuz ortak mekandı.

Sağlığına çok titizdi. O’nun bir diğer “manevi evladı” da rahmetli Yılmaz Gün idi. Şimdi ruhları yine el eledir.

Aklıma, Edip Cansever’in “Ölü mü denir” adlı şiirinden şu dizeler geliyor;

“…Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı

hüzünlensin yaşayanlar o zaman

sırası değil hüznün daha…”

Evet, İNSAN kişilikleri ve geride bıraktıkları eserleriyle ölümsüzlük mertebesine ulaşmış insanlara “ölü” mü denir?

Ruhun huzur içinde olsun Şakir Amcam.

Saygılarımla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ersi̇n Soykan - ALLAH RAHMET EYLESİN.HER İŞİNİ SEZSİZCE YAPARDI,YAYGARA ,YOK REKLAM YOK.HEM TEKNİSYEN OLARAK HEMDE YAZI VE ŞİİRLERİ İLE GÜZEL BİR MİRAS BIRAKTI İLİMİZE.İNŞALLAH HATIRLANMASI İÇİN,ÖNEMLİ BİR MEKANA ADI VERİLİR.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 31 Mayıs 13:09


Anket Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?