Selanikli olmak…

Her normal insan gibi ben de aile geçmişimi merak eder ve rahmetli büyükbabamın anlattıklarını ilgi ile dinlerdim.

Daha sonra, lise yıllarımda, anlattıklarını tek tek yazdım.

Büyükbabam, Temmuz 1907 yılında Selanik’in Gevgeli kazasında dünyaya gelmiş. Balkanların karıştığı yıllar. Henüz 8 yaşındayken de babası ve dedesi ile Türkiye’ye dönmüşler.

“Dönmüşler” diyorum, çünkü aile geçmişimiz Anadolu’ya ve Karaman Beyliği’ne dayanıyormuş.

Tarihsel araştırmalar da gösteriyor ki;

Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda egemen olduğu 16. Yüzyılda, Anadolu’dan ve özellikle de Karaman Beyliği mensubu insanlar Balkanlara yerleştirilmiş.

Ömer Barkan’ın “Tereke Defterleri” adlı eserinde bunun somut kanıtlarını görebilirsiniz.

Anne tarafım da yine Anadolu’dan Bulgaristan’a göçmüş, Osmanlı Balkanlar’dan çekilince tekrar ana vatanlarına dönüp Kandıra’ya yerleşmişler.

Bir insanın “İNSAN” kimliğini nasıl ölçersiniz?

Bana göre; nasıl yaşadığı, ekmeğini nasıl kazandığı, ailesine, komşularına, başkalarının haklarına nasıl baktığı ve ülkesine olan sevgisi ile ölçülür.

İNSAN olmak kolay değildir!

Farklı inançlara mensup oldukları halde “İNSAN” kişilikleri uyumlu pek çok insan tanıdım.

Ama aynı dini inanca sahip oldukları halde kendi yakınının, komşusunun haklarına tecavüz eden, ülkesine zarar verenleri de gördüm ve görüyoruz.

Bir topluma, bir ülkeye en büyük zararı “Din adamı” kılıklı, inandığını söylediği dini gerçek anlamıyla anlayamamış, küçük yaştan itibaren “din dışı yalanlar” ile beslenmiş insan kopyaları veriyor!

Son örnek, “Selaniklilerin yüzde 90’ı Sabetayist’tir, dönmedir. Gezi Parkı olayında da bunların parmağı var” diye, içindeki KİN ve ÖFKEYİ kusan, din adamı olmaktan çıkıp, uydurduğu yalanla şeytanlaşan insan kopyasıdır!

Ailem, İslami inancına bağlı, dini yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren, başkalarının inançlarına da karışmayan duru bir aileydi.

Büyükbabam Hacca gitti, döndüğünde; “Onca peygamber gelmiş, şu Araplara temizliği öğretememişler” diye yakınmıştı.

Ramazan aylarında, TK 23 teyp ile Fevziye ve Yenicuma camilerinde vaazları kaydeder, sonra ev halkına dinletirdik.

“Sabetaycılık” sözcüğünü üniversite yıllarıma kadar hiç duymamıştım.

Sabetaycılık, 17. Yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkmış. Kendisini Mesih ilan eden Sabetay Sevi’nin ortaya attığı bir dini inanç biçimi.

Yahudi ve Hıristiyanlar arasında ilgi görmüş.

İddia o ki, Sabetaycılar Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kendilerini saklamışlar. “Müslüman” görünüp hala o inancın ritüellerini gizlice sürdürenler varmış!

Ama, “hocaefendi” ve benzeri kişilerin asıl kastı, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü vatandaşın gözünde küçültmek!

Yani, hocaefendi din adamı gibi değil, “SİYASET MİLİTANI” gibi davranıyor!

İbadethanede siyaset yapıyor!

Bu tipler, gizli-aleni cemaat eğitimlerinde ve çocuk yaştan itibaren, kafalarına sokulan yalanlarla beslenip yetiştiriliyor.

Siyasi açıklamalar yaptığı gerekçesiyle, öğretim üyelerine; “Çıkar cübbeni siyasete gir” diyenler, bu din dışı yalanlarla toplumu bölmeye çalışan bu yoz-yobaz takımına karşı neden sessiz kalıyor?

Yıllardır, din üzerinden siyaset yapıp toplumu ayrıştıran, KİN ve ÖFKE ile dolduran siyaset oyunlarından kurtulup, insanca ve evrensel hukuk değerlerini egemen kılan bir ülke olamayacak mıyız?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket MHP'de yeni il başkanı kim olacak?