Erdoğan-Biden görüşmesinin nasıl geçtiğini dolara sorun, o söyler

Önce şunu belirteyim:

4 Nisan 1949’da kurulan NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 30 üye ülkeden oluşan uluslararası bir ittifak.

Üyelerden ikisi Kuzey Amerika’da (ABD ve Kanada), 28’i ise Avrupa’da.

NATO zirvesi önceki gün Belçika’nın başkenti Brüksel’de toplandı.

Yani 30 üye ülkenin devlet veya hükümet başkanları bir araya geldi, NATO’nun geleceği ve işlevi konularında önemli kararlar aldı.

Türkiye hariç 30 ülkenin hiç birinde, ülke yöneticilerinin ABD Başkanı Joe Biden ile yapacağı görüşme “gündem konusu” olmadı.

Sadece Türkiye’de, evet sadece Türkiye’de; Erdoğan-Biden görüşmesi gündemin en tepesindeydi.

Görüşecekler mi, görüşmeyecekler mi?

Görüşmeleri kaç dakika sürecek?

Biden, samimi davranacak mı?

Elini Erdoğan’ın omzuna koyup espri yapacak mı?

Biden’ın vücut dili, Erdoğan’la yapacağı görüşme için bir ipucuydu.

Doların inişi ve çıkışı

Ben, Erdoğan-Biden görüşmesini televizyon başında “dolar üzerinden” de takip ettim.

Dolar; hangi davranışa, hangi mimiğe, hangi görüntüye ve hangi açıklamaya ne tepki verecekti acaba?

İnanılmazdı…

Hani Biden salona girdi, Erdoğan’ı görüp ona doğru yöneldi, Erdoğan ayağa kalktı ve ikili samimi şekilde gülerek yumruklarını tokuşturdular ya…

Tam o saniyelerde dolar 8.28’i gördü.

Erdoğan-Biden görüşmesinin “olumlu” geçeceği beklentisi, piyasalar tarafından anında satın alınmıştı.

Yüzler gülüyordu.

Tamam, çabalar sonuç vermişti, görüşmede Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar çözüme kavuşturulacaktı.

Sonra…

48 dakika süren görüşme bitti, Erdoğan basın toplantısına başladı, anlattı anlattı, soruları yanıtladı, baktım dolar yönünü çevirmiş yukarı doğru yol alıyor.

8.28’den 8.56’ya kadar çıktı.

Euro da öyle…

10.11’i görmüştü, 10.38’e yükseldi.

Döviz piyasası, Erdoğan-Biden görüşmesine notunu vermişti.

Görüşme, Türkiye yönünden başarısızdı.

Dolar ve Euro, öyle söylüyordu.

“14 Haziran masası”na hangi şartlarda oturdular?

Türkiye’nin zorlukları, sorunları ve krizleri saymakla bitmez.

“Hah, şu yönümüz sağlam” diyebileceğimiz hiçbir şeyimiz yok.

Tel tel dökülüyoruz.

Ekonomik kriz bizde…

Türkiye, dünyanın en yüksek faizini ödeyen ülkesi.

Ülkemizde herkes borçlu.

Devlet, borçlu…

Özel sektör, borçlu…

Halk, borçlu…

“Üretim ekonomisi” değil, “borç ekonomisi” uyguluyoruz.

Dolayısıyla “yüksek faiz”, “yüksek enflasyon” ve yüksek işsizlik” sarmalındayız.

Kriz sadece ekonomimizde değil, ekonomisi düzgün olmayan bir ülkede “demokrasi” olur mu, “hukukun üstünlüğü” olur mu, “özgülükler” olur mu, “ahlak” olur mu, “güçler ayrılığı” olur mu, “düzgün ve onurlu dış politikası” olur mu?

Nerede görülmüş?

Türkiye’nin “14 Haziran masası”na otururken durumu böyleydi.

Ya ABD’nin durumu?

ABD, ister kabul edelim ister etmeyelim, dünya ekonomisinin ve siyasetinin “kilit taşı”.

Tabii yanında AB de var.

Birlikte “paranın kasası” durumundalar.

Kasanın anahtarı da ceplerinde.

Onlar isterlerse o kasa açılır, istemezlerse açılmaz.

İstedikleri ülkelere para musluklarını açarlar, istemediklerine zırnık koklatmazlar.

Sermaye “özgür” değildir, hep emperyalist ülkelerin kontrolündedir.

Sermaye, önce “avlanmak” için kullanılır.

Bizim gibi hesabını kitabını bilmeyen ülkelere ne kadar para isterlerse verirler.

Hortum bağlar, para akıtırlar.

Bir şey daha yaparlar…

Para verdikleri ülkeleri üretimden koparıp “tüketim toplumu” haline getirirler.

Üretme tüket, üretme tüket; sonunda o toplum ulusal benliğini, kimliğini ve değerlerini kaybeder, “borca bağımlı” hale gelir.

Borcu borç dilenerek kapatmaya başladıklarında, artık “operasyon vakti” gelmiştir.

Verdikleri paraları geri isterler, para yok dersen de “siyasi faturayı” önüne koyarlar.

“Ya malını, ya canını” hesabı…

Türkiye’yi tam bu kıvama getirdiler

Konu derin ve uzun.

İşin içinde 100 yıllık hesaplaşma da var.

Ama Türkiye’nin esas tuzağa düşürülmesi 20 yıl önceye rastlar.

AKP ile adım adım yol yürüdüler.

Bugün yürünen o yol “çıkmaz sokak” oldu.

Önümüze konulan fatura her yıl daha da ağırlaşıyor.

Öyle 48 dakika bir araya geleceksin…

Hoş geldin beş gittin süresini çık, tercüme süresini de düş, geriye kalır 20-25 dakika, bu kadar sürede hangi sorunu müzakere edeceksin, hangi sorunu çözeceksin?

Mümkün mü?

*ABD’nin, terör örgütlerini Türkiye aleyhine kullanmasını mı görüşeceksin?

*FETÖ konusunu mu konuşacaksın?

*Ermeni konusunu mu tartışacaksın?

*Kıbrıs konusunu mu masaya yatıracaksın?

*S-400 konusunu mu?

*Doğu Akdeniz konusunu mu?

*Yoksa Halkbank davası konusunu mu?

Hangisini, daha hangi birini sayayım?

Sonuç

Sonuç olarak, söylenenler, yazılanlar, gösterilenler, hepsi fasa fiso!

Sonuç şudur:

Üretmeyen, sürekli borçla yaşayan, aldığı borcun faizini ödemekte dahi zorluk çeken bir devlet, müzakere yapamaz.

Masaya “eli güçsüz ve yenik” oturmuştur, bu nedenle “üstün” gelmesi de çok zordur.

Erdoğan-Biden görüşmesini ben bu açıdan değerlendiriyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder

# AKP, Sokak

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Hamdi - Tanzer abi çok net özetlemişsin durum gerçekten vahim ve hala büyük zafer kazanmış rollerinde iktidar yazık iyice rezil oluyoruz dünyaya bu ülkeyede devletede yazık artık

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 16 Haziran 11:00


Anket Yaz tatilinizi nerede geçirmeyi tercih edersiniz?