Pandeminin sonu göründü

Düzenli yazılarımı okuyanlar (ülke nüfusuna şamil bir kitle olduğunu iddia etmeyeceğim elbette : ) ama yine de hatırı sayılır bir grup) pandemi konusunda genel eğilimin aksine umut dolu satılarımın olmadığını, bu işin yeterince ciddiye alınmadığını düşündüğümü ve herkesin “of bıktık artık” dediği tedbirlerin kat kat daha sert olmasını ve yaptırımların da aynı şekilde çok daha ağır olmasını savunduğumu biliyorlar, okuyorlar.

Bunu tabi ki sadist hislerle savunmuyorum, benim gibi konuyu günlük hayatın “adam sendeciliğinden” uzak sadece veri ve mantıkla analiz etmeye çalışan kişiler de insanlara bir garez taşımıyor. Sadece bu işin toptan halledilmesinin çok sert uygulamalarla olabileceğini akıl mantık çerçevesinde görüyorlar. Bu sürecin atlatılmasının tek ve kesin çözümünün de aşı olduğunu dünya çapında tüm mesnetli uzmanlar ve aklı mantığı yerinde herkes bas bas bağırıyor. Pandeminin sonu hızlı aşılamayla dünya çapında göründü, daha yol var ama en azından sonu belli; üzerimize tren gelmiyor, gördüğümüz gün ışığı.

Maske, mesafe, temizlik, kapanma gibi uygulamaların salgının kontrolden çıkmaması için yapılan uygulamalar olduğunu; nihai çözümün ancak aşıyla mümkün olduğunu salgının küresel boyuta geldiği andan itibaren gördük ve yaşadık. Üstelik dünya çapında dört milyon insanın canından olması, on milyonlarca insanın uzun vadede yaşayacağı şu an için bilinmeyen etkilerle yaşayacağını da biliyoruz.

GERÇEK KİTLE BAĞIŞIKLIĞI

Salgının ciddiyeti ortada değilken başta İngiltere olmak üzere bazı ülkeler kitle bağışıklığı politikasını benimseme eğilimine girdiler. Ancak bu süreçte gözden kaçan, salgının sadece Çin’de ciddi biçimde yayılmış olmasıydı. Çin gibi faşist ve despot rejimlerden sağlıklı bilgi gelmediği için salgının ciddiyeti tam olarak anlaşılsa da etkileri ancak yaşanınca anlaşılabildi.

Zaten dünyanın medeni ve hukuk işleyen bölgelerine doğru salgın yayıldıkça kitle bağışıklığı tezinin, yani “bırakın herkes bir kere hasta olsun bağışıklık kazansın” şeklindeki yöntemin bu derece öldürücü bir hastalıkta; bu derece kalabalık ortamlarda yaşayan bir dünyada mümkün olmadığı idrak edildi.

Aşı, herkesi hastalığa karşı bağışıklık kazandırarak; bağışıklık kazanmış kişileri sayısal anlamda birer birer toplayarak kitlesel olarak bağışıklık kazanmasını sağlıyor. Ben de geçtiğimiz hafta içinde Biontech aşımın ilk dozunu oldum ve dandik bir virüs yüzünden inşallah genç yaşta ölüp gitmeyeceğim. Dandik diyorum çünkü aşı devreye girince milyonları öldüren, yüz milyonları hasta eden, hepimizi evlere kapatan, dünya ekonomisini ve sosyal hayatını allak bullak eden bu öldürücü virüs; dandik ve etkisiz sıradan bir mikroptan farksız hale geliyor.

İKİ BÜYÜK TÜRK

Önce Çin aşısıyla başlayan ülkemizin aşılama süreci, muhatabımız devletin aşıyı bir siyasi kaldıraç olarak kullanma ve bu kozla siyasi ayrıcalıklar koparma eğilimi yüzünden ciddi bir sekteye uğradı. Sonra Allah’tan ülkemiz yönetimi doğru kararı biraz geç de olsa verdi ve bilimsel çalışmaları iki kıymetli Türk bilim insanı Özlem Türevi ve Uğur Şahin tarafından yapılan Biontech Pfizer aşılarına erişimimizi sağladı.

Bu iki kıymetli isim dünyanın en büyük ilaç şirketi olan Pfizer’le anlaşma yaparken doğdukları yer olan Türkiye ve doydukları yer olan Almanya’nın aşı satış haklarını ve üretim önceliklerini kendi şirketlerine almışlar ve bizi Amerikan şirketlerinin Çinlilere benzer bir şekilde siyasi şantajlarına muhatap etmeden talebimiz üzerine aşıya kavuşturdular. Allah onlardan, onların medeni dünyaya ve bilimin sonsuzluğunun kapılarına erişebilecekleri devleti ve medeni yönetim sistemini kuran Mustafa Kemal Atatürk’ten razı olsun.

Biontech firması bir anda yüzlerce kat büyüdü ve şimdi de bu gelirin üzerine görgüsüz burjuvalar gibi yatmayacaklar, kanser ve MS hastalıkları konusunda aşı çalışmalarına başlayacaklar. Gelen parayı yine bilime yatırıyorlar ve milyonlarca insanın daha hayatını kurtaracaklar.

Aşıyı bulduklarında Yunan ortaklarıyla birlikte kutlama için çay demleyen ve bunu BBC yayınında gururla anlatırken “Biz Türkler de İngilizler gibi çok çay içeriz, kutlama için çay demledik” diyen bu toprakların evlatları olan bu iki büyük insanın heykellerini dikmek, hayatlarını romanlar tiyatro oyunları filmler yapmak, ders kitaplarında örnek Türk büyüğü diye anlatmak zorundayız. Bu bizlerin boynunun borcudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

A. Acurman - Haklısın hocam pandeminin sonu göründü:

Herkes 24 te yatağa girecek, istenirse 10 sayfayla sınırlı olmak kaydı ile kısık ışıkta kitap okunabilecek.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Haziran 11:15


Anket MHP'de yeni il başkanı kim olacak?