Kabotaj Bayramı’nı kutlamaya yüzümüz var mı?

Bayramı, kutlanacak “gün”ü ve “haftası” çok olan bir ülkeyiz.

Bugün filanca bayram, yarın falanca bayram, öbür gün ne bileyim ne bayramı…

Her gün, her hafta kutlanacak bir şeyler var.

Salonlar, heykel önleri kutlamalardan geçilmiyor.

Bürokratlar, kutlama ve anma törenlerinden çalışmaya fırsat bulamıyor.

Törenden törene koşturmaktan helak oluyorlar.

Yapılan törenler de bir işe yarasa.

Halkımızın bilinçlenmesine ve ülkemizin kalkınmasına bir katkısı olsa…

Tamamına yakını, “adet yerini bulsun” diye yapılan kutlama ve anma törenleri.

Basmakalıp!

Her yıl aynı formatta!

Araştırın, konuşmalar bile daha önceki konuşmaların aynısı…

Anıldı mı, anıldı!

Kutlandı mı, kutlandı!

Hiç kimse bu anma ve kutlamaları sorgulamaz.

“Yahu biz bu anmayı neden yapıyoruz, yahu biz bu kutlamayı neden yapıyoruz” demez.

İşine gelir.

Bürokratsa, kaytarmak için bir fırsattır.

Siyasetçi ise, eee törende kendisini gösterecek, konuşma yapacak, demeç verecektir.

Bunlar, ülkemiz için verimsiz, amaçsız, eğlenceli, boş işlerdir.

Bizler de böyle boş işlerle uğraşmaya bayılırız.

Bir önerim var

*********

Türkiye’nin şimdiye kadar uğraştığı “boş işler”in araştırılmasını ve bunlarla ilgili karar ve anlayış değişikliğine gidilmesini istiyorum.

Bayram olarak adlandırılan bütün etkinlikler alt alta yazılsın.

Kutlanan gün ve haftalar da…

Adam gibi adamlardan oluşan bir kurul oluşturulsun, bu kurul otursun şu “bayram”, “gün” ve “haftaları” bir ayıklasın.

Bu anma ve kutlamalar için, kaç kişi ne kadar zamanını harcıyor?

Bu anma ve kutlamalar için, ne kadar harcama yapılıyor?

“Zaman”ın da değeri var, hepsi hesaplansın, bir görelim “boş işlerle uğraşmamızın bedeli” ne?

İnanın, bu boş işlere milyarlar harcıyoruz.

İsraf bu, yazık ve de günah!

Bizim, borçla yaşayan bir ülke olarak “tek kuruşu” dahi yerinde harcamamız gerekir.

Bizim, “bir dakikayı” dahi boş işlerle geçirmememiz gerekir.

O zımbırtı bayramlara bir örnek

*******

Sevgili okurlarım, bugün sizlere o zımbırtı bayramlardan birini, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı anlatacağım.

Nasıl doğmuş?

Neden hâlâ kutlanıyor?

Böyle bir bayramı kutlamaya yüzümüz var mı?

Yıl, 1926…

Aylardan temmuz…

Temmuzun biri…

Yani 95 yıl önce bugün…

Türkiye’de çok önemli bir kanun yürürlüğe girdi.

815 sayılı Kabotaj Kanunu…

Bu kanun, “Türkiye limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşıması ile kılavuz ve römorkaj hizmetleri, Türk vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılır” hükmünü getirdi.

Yani ne oldu?

Yabancıların elinde bulunan limanlar millileştirildi…

Kanunda belirtilen hizmetleri sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapabilmesi karara bağlandı.

Ne için?

Ülkenin çıkarları için…

Ne güzel değil mi?

İşte o gündür bu gündür, 1 Temmuz, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olarak kutlanır.

İyi de, “Kabotaj” nedir?

Kabotaj, Fransızca kökenli bir kelime…

“Bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı” anlamına geliyor.

Bu hak, Osmanlı Devleti tarafından kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine verilmişti.

Lozan Barış Antlaşması’yla, bu hak yabancılardan geri alınarak Türklere verildi.

Yasa, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.

O günden bugüne, bakın neler oldu?

********

Yıl, 1926…

Yıl, 2021…

Bugün denizciliğimizin, kabotaj hakkımızın, limanlarımızın durumu ne?

Geride bıraktığımız 95 yılda denizciliği, liman işletmeciliğini geliştirmek için neler yaptık?

Ülke olarak denizcilik karnemiz” artı mı, eksi mi?

Lafı uzatmadan söyleyeyim.

Bu konudaki karnemiz, kelimenin tam anlamıyla “felaket”.

Bakın, anlatayım.

Lozan’dan sonra, yabancıların elinde bulunan limanlarımızı millileştirdik.

Kabotaj Kanunu ile de liman işletme hakkını geri aldık.

Ancaakkk…

Aradan geçen 95 yılı çok kötü kullandık.

Çok ama çok kötü…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar dönemine geri döndü.

Millileştirdiğimiz tüm limanlar, “özelleştirme” adı altında yabancılara yeniden peşkeş çekildi.

Karadeniz’deki Samsun, Ordu, Trabzon, Ereğli ve Sinop limanları yabancılara satıldı.

Ege’deki İzmir, Dikili ve Kuşadası limanları da bizim değil.

Akdeniz’deki Antalya, Mersin, Alanya, İskenderun limanları da artık Türk değil.

Limanların durumu böyle!

Ya 95 yılda “denizden yararlanma başarımız” ne?

Üç tarafı denizle çevrili olup da, denizi bu kadar sevmeyen, denizden bu kadar yararlanmayan başka bir millet yoktur.

Denizde ıslanmayı biliriz de, yüzmeyi bilmeyiz.

Avlanmayı bilmediğimizden deniz ürünlerini tükettik, şimdi ağzımızı açıp bakıyoruz.

Deniz yolunun yük taşımacılığındaki payı ise çok gülünç… Binde 3…

300 milyar dolar olan dünya deniz taşımacılığından, Yunanistan 60 milyar dolar pay alırken, bizim payımız sadece 2 milyar dolar.

Japonların yaptığı araştırmaya göre, karayolu taşımacılığı, deniz yoluna göre yüzde 166 daha pahalı.

Hal böyleyken, Türkiye’de, Avrupa’daki sayıdan daha fazla kamyon ve otobüs var.

Görüldüğü gibi, “denizden yararlanma başarımız” da çok kötü.

Başkalarına yaptırmıyoruz da kendimiz yapıyor muyuz?

Yabancı bayraklı gemiler; ülkemize sadece yolcu veya yük getiriyor, ülkemizden sadece yolcu veya yük götürüyor.

Bizim limanlarımız arasında yük ve yolcu taşıyamıyor…

Kabotaj Kanunu’nun düzenlemesi böyle!

İyi de, yabancılara yasakladığımız bu işi kendimiz yapabiliyor muyuz?

Türkiye, bir yarımada…

Üç tarafımız denizlerle çevrili.

Kıyı şeridimizin uzunluğu, 8 bin 337 kilometre.

170 limanımız var.

Ama gelgelelim, bu limanlar arasında düzenli yolcu ve yük taşıyan gemilerimiz yok.

Hatırlarsınız, eskiden “Devlet Demiryolları” mız gibi bir de “Devlet Denizyolları” mız vardı.

Birilerinin bir yerlerine battığı için özelleştirdiler…

Bu işletmenin gemileri, dış hatta 16 limana, iç hatta ise 50 limana düzenli yolcu ve yük seferi yaparlardı.

İstanbul’dan vapura binip, Karadeniz sahillerindeki herhangi bir kente gidebilirdiniz.

Abana, Akçakoca, Fatsa, İnebolu, Zonguldak, Samsun, Trabzon, Rize, Hopa…

Veya Ege ve Akdeniz’deki şehirlere…

Bozcaada, İzmir, Kuşadası, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Kaş, Finike, Antalya, Alanya, Mersin, İskenderun…

Var mı şimdi bu seferler?

Yok…

Denizyolları İşletmesi’ni özelleştirdik, hepsi kalktı.

Limanlarımız arasında ne yolcu, ne de yük taşıyabiliyoruz.

İstanbul’dan gemiye binerek Samsun’a, Trabzon’a, İzmir’e, Antalya’ya gidemezsiniz, ama Yunan adalarına gidersiniz, İtalya’ya veya Fransa’ya gidersiniz…

Ülkemizi böylesine garip bir duruma düşürdüler.

Marmara bölgesinde üretilen ev eşyaları, buzdolabı, çamaşır makinesi ve diğerleri, Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı bulunan kentlere gemilerle değil, kamyonlarla taşınıyor.

Böylesine bir “mantıksızlık”, affedersiniz böylesine bir “gerilik” olabilir mi?

Aynı şekilde o bölgelerde üretilenler de İstanbul’a yine kamyonla getiriliyor.

Bırakın şehirlerarası yolcu ve yük taşımayı, acaba İstanbul’da, Kocaeli’nde denizi ne kadar kullanıyoruz?

Toplu ulaşımın yüzde kaçı deniz araçlarıyla yapılıyor?

İstanbul gibi bir kentte bu oran yüzde 2.5…

Kocaeli’nde ise yüzde sıfırın biraz üzerinde!

İşte “denizi kullanma” konusunda böyle ağlanacak durumdayız.

Ama biz ağlanacak halimizi “bayram” olarak kutluyoruz.

Yıllardır kutlamaya da devam ediyoruz.

Ne yerel ne de genel bazda, birileri çıkıp da bu sorunlara el atmıyor.

Sabahtan akşama kafa ütülemekten, böylesine önemli konulara zaman ayıramıyorlar.

Üç tarafımız denizlerle çevrili…

Ne balık üretebiliyoruz, ne de üzerine ulaşım yapabiliyoruz!

Deniz bize bakıyor, biz denize…

Ben de her yıl bunları yazmaktan inanın bıktım.

Bugün yine bayram

Sevgili okurlarım, bugün Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 95’inci yıl dönümü.

Yine Atatürk Heykeli önünde tören var.

“Törenciler”, Atatürk Anıtı’na çelenk koyacaklar, “günün anlam ve önemine uygun” konuşmalar yapacaklar.

Muhterem büyüklerimiz, mesajlar yayınlayacak.

Ne söyleyecekler, çok merak ediyorum.

95 yıl önce alınan kararları mı, yoksa bugünün gerçeklerini mi anlatacaklar?

Şimdi sizlere dönsem, desem ki, “Biz neyin bayramını kutluyoruz?”

Olmayan limanlarımızın bayramını mı?

Denizlerimizi, yabancılara peşkeş çekmenin bayramını mı?

Denize bu kadar yabancı kalmamızın bayramını mı?

Hangisini?

Böyle bir bayramı kutlamaya yüzümüz var mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengi̇z Şahi̇n - Karayollarından kamyonları kısıtlamanız biraz sıkar. Malum kamyon üreten firmalar kimler, ağır vasıta taşımacılığı ve satışı kimlerin tekelinde araştırın, önce onlara bakmalısınız.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Temmuz 00:26


Anket Yaz tatilinizi nerede geçirmeyi tercih edersiniz?