Muhammet Şengöz ile Karikatür Tarihi üzerine…  

Bizler Muhammet Şengöz’ü daha çok karikatürleriyle tanıdık. Bizlere çizimleriyle düşünmeyi, sorgulamayı öğretti. Algıyı, anlam yüklemeyi öğretti. Fikir alıp vermeyi sanatsal bir farkındalıkla mizahi bir şekilde bizlere aşıladı karikatürlerinde.

Karikatürü anlatırken “Çizdiğiniz kadar düşünebilir, düşünebildiğiniz kadar çizebilirsiniz. Okumak, izlemek, sorun etmek, duyarlı olmak işin özü. Sonrası mürekkep, kalem, bilgisayar fark etmez.” diyor her yaştan sanat öğrencisini sanat üreticisine dönüştüren Muhammet Şengöz.

Muhammet Şengöz yürümeyi de çok seviyor, “en sevdiğim eylemdir” diyecek kadar.

 

Muhammet Bey bize kendinizden bahseder misiniz?

1964 İzmit doğumluyum. Atatürk İlkokulu, Namık Kemal Ortaokulu ve İzmit Endüstri Lisesi Elektronik Bölümü’nü bitirerek ve iki yıllık Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümü’nün birinci yılından sonra terk ederek Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’ne girince dünyanın en mutlu insanı olmuştum ama babamın erken ölümü ve kazandığımı görememesinin burukluğunu hep içimde taşıdım. Sonra aynı okulda Yüksek lisans ve Sanatta Yeterlik yaptım. Üniversite öncesi ve sonrası Gırgır ile tanışmam ve Oğuz Aral’ın eleştiriyle karikatür vazgeçilmezim oldu. Gırgır Dergisi’nde ‘ Çiçeği Burnunda Karikatürcüler’ den, sonrasında ‘ Taze Ustalar’ dan biri oldum. O yıllar trenle okula gidip gelince- İzmit’ten kopamadım babasız altı kardeş olunca- Barış Gazetesi ile kısa bir tanışıklıktan sonra Özgür Kocaeli Gazetesi sahibi Dündar Çiğit’e uğrayıp çizmek istediğimi söyleyince kapılarını bana açtı -ki beni etkileyen önemli bir kişidir, basın çizeri olmuştum. Yıllarca Kocaeli Gazetesi ve Gırgır’a çizdim. Kocaeli Fuarı ve İzmit’te karikatür ve resim sergileri açtım. Ardından yarışmalarla tanışma ve ilk kez girdiğim Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Armağanı’85 Karikatür Yarışması’nda Mansiyon ile ödüllerindirilince yazısız karikatüre daha bir fazla yöneldim ve ulusal ve uluslararası altmış beş’e yakın ödül kazandım. Fikret Mualla Resim Atölyesi’ni yıllarca yönetip, güzel sanatların çeşitli dallarını derecelerle kazanan öğrencilerim oldu ki şimdi her biri ülkemin ve dünyanın değişik yerlerinde sanatlarını sürdürüp insanlara dokunuyorlar ve artık meslektaşım ve dostum oldular. Halen Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığını yürütüyorum.

Karikatürün tarihi nasıl ve kimlere uzanıyor?

Dünyada karikatürün Batı’da ki doğuş ve gelişme sürecinde bakıldığında damgasını vuran bence          “Aydınlanma” olmuştur. Ama pek çok yoruma rastlayabilir, ilk mağara resimlerindeki çizimlere kadar da götürülebilir olsa da Server Tanilli’nin dediği gibi “daha insanca bir dünya” adına gericiliğe karşı savaşım vererek, “insan hakları” için mücadele de öne çıkmıştır. Bize 19.yy sonlarında giren ve İstibdat Dönemi’nde sadece bir resim dalı olan karikatür, II. Meşrutiyet’in ilanıyla siyasal düzeni eleştirmeye yönelmiştir. 1870’de Teodor Kasap’ın yayımladığı ilk mizah dergimiz “DİYOJEN” de karikatür tarihimizin ilk basılı karikatürünü görürüz. Gerçek anlamda karikatürle karşımıza çıkan ilk isim CEM’ dir. Cumhuriyet Dönemi iki önemli usta olarak Ramiz ve Cemal Nadir görülür. Sonrasında bugünkü pek çoğu evrensel diyebileceğimiz 50 Kuşağı YAZISIZ KARİKATÜR’ün ustaları olarak Turhan Selçuk, Ferruh Doğan, Semih Balcıoğlu, Tonguç Yaşar, Ali Ulvi, Tan Oral vb. pek çok sanatçıyı sayabiliriz. Sonrası yer yer az kalsa da basında ve sosyal medyada sizlerin izleyebildiği yazı ağırlıklı mizah dergilerindeki çizerlerin yanı sıra uluslararası yarışmalarla kendilerine yer edinen çizerler ve sosyal medyayı yoğun kullanan benim gibi çizerler diyebiliriz.

Muhammet Bey, sizi karikatüre iten kırılma noktanız neydi?

Beni karikatüre iten kırılmalar aslında tek değil ve hiçbir şeyin tek nedeni yoktur kanımca. Makedonya’dan göç eden bir ailenin yerleşiminde yaşadığı gündelik hayattaki “ÖTEKİLEŞTİRİLME”, işçi babamın hastalığı süresince yaşadığımız kayırma ve haksızlıklar ve bunlara duyulan öfkenin dışavurumuydu belki başlarda. Bu olumsuzluklar yanında ortaokul 2. sınıfta TRT’ de yayınlanan bir çocuk programında karikatürümün yayınlanması ile okulda ve çevremde parmakla gösterilmenin büyüsü ele geçirmişti beni farkında olmadan belki de.

Karikatürü yazı olarak da kabul edebilir miyiz?

Karikatürü yazı olarak kabul edebilir miyiz? Sorunuzdan yazılı karikatürü sormuyorsanız ki öyle anladım. Güzel bir anımla yanıtlamak isterim.

İstanbul Kitap Fuarlarını hiç kaçırmazdım. Bazı yayınevleri yazarlarına kitap imzalatır ve popüler olan! Yazarların stantlarının önünde kuyruklar oluşurdu. Bir başına oturan Server Tanilli’yi görünce-kendisini izler ve kitaplarını okurdum-bir kitabını alıp imza istedim. O yalnız, ben yalnız olunca imzadan önce beni tanımak istedi. Adımı soyadımı söylediğimde ne iş yaptığımı sordu. Karikatürcü olduğumu söyleyince gözlerinin içi gülerek  “Ne güzel, bizim sayfalar dolusu yazdığımızı sizler bir çizgide anlatıyorsunuz”  dediğinde, koca Uygarlık Tarihi Kitabı yazarına haksızlık edemezdim ve hemen ekledim “Sizin o kitaplarınızı okuduktan sonra ama.”

Karikatür çizmenin tekniği var mı, nelerdir?

Karikatür için sevdiğim tanımlardan biri de “Anası resim babası mizah olan bir fırlamadır.” Yani önce gördüğünü çok iyi çizebilme yetkinliğine ulaşmak, biçimi bozup abartmak ve kendiliğinden içindeki mizah duygusunu tüm heyecanları ve coşkusuyla diri tutarak ilerlemek en önemli şey... Çizdiğiniz kadar düşünebilir, düşünebildiğiniz kadar çizebilirsiniz. Okumak, izlemek, sorun etmek, duyarlı olmak işin özü. Sonrası mürekkep kalem bilgisayar fark etmez.

Karikatürün kategorileri var mı, “Bant karikatür” kategoriye giriyor mu?

Usta Turhan Selçuk’un ilk kitabıma yazdığı önsözde belirttiği gibi “Mizah çizerleri çizgi ile düşünmek zorundadırlar.” der ve ekler. “Bu çizginin eğiliminde mizah vardır. Bir başka deyimle, çizgi mizahla yüklüdür. Aklın perspektifi içinde düşlenen bu mizahi çizginin kağıda yansıtılması ise işlevin ikinci bölümünü kapsar. Karikatür sanatının ‘mizahı grafik çizgiyle bütünleştirmesi’ işlevi, onu güçlü ama o denli zor bir sanat haline getirmiştir…”

İşte Ustanın söz ettiği bu karikatür SANAT ağırlıklı, kalıcı ve evrenseldir. Bir de güldüren, o an etki bırakıp rahatlatan karikatürler vardır ki bunlar da mizah dergisinde gördüklerimizdir ve kalıcı etkileri yoktur belki ama anlık rahatlamalar da önemlidir tek düze giden yaşantılarımızda. Her ne türde yapılırsa yapılsın hepsinin ayrı bir işlevi vardır ve kanımca zenginliktir. Dijitalleşen bu çağda karikatür de yeni olanakların olumsuzluklarına tutsak düşmeden kendi çıkışını yenileyerek ilerletecektir.

Çizmekten uzaklaşmak istediğiniz zamanlar oluyor mu ve böyle zamanlarda ne ile ilgileniyorsunuz?

Karikatür yaşam biçimim olsa da;  bazen çizmek istemiyorum elbet ama kısa sürüyor.

 Zorlamıyorum kendimi. Zorla yapılan işten hayır gelmez. Ayrıca nefeslenmelere de ihtiyaç var. Yoksa kendinizi tekrarlama tehlikesine düşersiniz ki, korktuğum şeydir.

Yürümek en sevdiğim eylemdir, hele hele bu pandemi de kilometrelerce yürüdüğüm olmuştur. Bazen neredeyse her güne yayılan, derin düşüncelere dalmamı, doğayı ve insanları izlememi ve kendi bedenimi duyumsamamı sağlayan yürümeler yeni enerji ve yaşama sevinciyle masaya mıhlar.

Çizerlik yaptığınız kitap ya da dergiler var mı?

Notos Dergi, Yemek ve Kültür dergilerine yıllardır çiziyorum. Bir dönem de Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’ ne karikatürler çizdim.

Karikatür kitaplarınız var, peki akademik olarak ya da başka bir konuda kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Karikatürler, Orada Kimse Var mı, Çizdimgitti ve Aşk Çizisi kitaplarım var. Aslında daha kitap olmayı bekleyen o kadar çizgi var ki, üretmekten ve yoğunluktan fırsat bulamıyorum. Ayrıca yıllarca sürdürdüğüm eğitmenlik yaşantımı kitap haline getirmek en büyük dileğim. Zira eğitmenlikteki deneyimlerim ve farklı yaklaşımlarımı kitapla belgelemek gelecek kuşaklara da ışık tutacaktır. Yazmaya korktuğumdan değil arşivcilikte ve bilgisayar başına oturmakta biraz dağınığım sanırım. Hep aklımda ama fırsatını bulduğumda niye olmasın.

Bizler sizi, öncelik olarak karikatür ile tanıyoruz, biraz da baskı resimden bahseder misiniz?

Yüksek lisans ve Sanatta Yeterliği baskı resim alanında yaptım. Baskı tekniklerinin hepsini sevsem de ağacın direngenliği ve en eski baskı tekniği olması kendine çekti. Türkiye’de ilk büyük boyutlu tek parça baskıları yaptım diyebilirim. Anne evinin alt katında kurduğum atölyemde katalitik gaz sobasıyla soğuğa meydan okuyarak geç saatlere kadar yaptığım baskı heyecanlarını hala içimde taşırım. Sonra Fikret Mualla Resim Atölyesi ve misafir öğretim üyeliği yaptığım Kocaeli Güzel Sanatlar Baskı resim Atölyesi’nde öğrencilerle birlikte baskı resimler yaptım ve ödüllerle taçlandırdım.

Tahta Baskı ile Taş Baskı arasında ki fark nedir, Tahta Baskı Tekniği hakkında bilgi verir misiniz?

Tahta baskı tahta kalıplar kullanarak oyulup kağıda basılan resimler. En ilkel baskı tekniği ve manuel herkesin yapabileceği-atölye ve baskı presine gerek dahi duymadan yapılan bir teknik. Taş baskı da çok sevdiğim bir teknik ama presi olmadan yapılamayan, işlem sırası çok ve özel taşlara ihtiyaç duyan bir teknik. Taş baskıda suluboya ve kurşunkalem tadında desen etkileri alabilirsiniz. Tahta baskı daha bir sınırlayıcı ve zorlayıcı... Zaten oldum olası sınırlarla oynamayı ve zoru severim. Beni ötelere taşır ve ben olmaktan çıkarır, ne güzel bir duygudur bilseniz.

 Fikret Mualla Resim Atölyesi gibi bir atölye daha kurmayı düşünüyor musunuz?

Fikret Mualla Atölyesi benim hayatımdı. Çizdiklerim iktidarı rahatsız ettiği için beni susturmak adına elimden alındı. Ne güzel insanlar gelip geçti- yetişti. Biri demişti geçenlerde, “Efsaneydi” diye. Sonrasında çok kötü günler geçirdim. Şimdi aslında ikinci hayatımı yaşıyorum okulumda. Gidip- gelmekte zorlansam da eski geride kaldı. Aslında bir ara “İzmit’te böyle bir atölye açayım” diye çok düşündüm. Bir öğrencim ve babasının desteğiyle ama neden bilemiyorum birden caydım. Sanırım eskiye dönmek ve hüzünleri bir daha yaşayacağım hissi durdurdu beni. Ama ileride niye olmasın. Çok önceleri yazmıştım böyle bir söyleşi için “Sadece üretmek, ürettiklerimi ve deneyimlerimi aktarabileceğim bir-kaç öğrenci ve küçük bir atölye özlemim hep, sade yaşantı isteği o kadar.”

Marmara bölgesini etkisi altına alan Müsilaj hakkında ne düşünüyorsunuz?

Musilaj konusu için söyleyebileceğim tek şey; kendisine yapılanlara sustu, sustu ve sonunda kustu. Umarım ders olur herkese. Hırslarımızdan arınabilsek keşke...

Son olarak gençlere neler tavsiye ediyorsunuz?

Gençlere önerebileceğim, hareket halinde olmaları, sonrasında kendi yollarını zaten bulacaklardır.

Muhammet Bey, bizlere verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

Ben de size çok teşekkür ederim.  Sorularınız gerilere taşıdı beni ve duygulandım da, her şeye karşın İzmit’i, insanlarını ve doğasını seviyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?