Bir sağa, bir sola…

Türkiye, televizyonun ilk günlerinde mikrofon önünde tutulup konuşamayan insan manzaraları sergiliyordu.

Bugün öyle değil.

Çocukları dinliyorum; meramlarını öyle güzel anlatıyorlar ki. Sanki her biri spiker. Güzel sözcüklerini yakışan mimikleriyle süsülüyorlar.

Gençleri dinliyorum; rahatlar. Mantıklı, tutarlı sözcüklerle kolay konuşuyorlar.

Kadınları dinliyorum; hiç de heyecanlı değiller eskisi gibi. TV kameralarını görünce yolunu değiştiren yok artık. En cesaretli konuşan onlar. Laflarını sakınmadan söylüyorlar. Kadınların çok dilli oldukları gibi bir olgu vardır, oysa onlar röportajlarda erkeklerden de az konuşuyorlar.

Artık liberali, muhafazakarı da farklı değil. Çatır çatır konuşuyorlar. Sıkılmadan, korkmadan konuşuyorlar.

Ununu elemiş, eleğini asmışlara gelince; onlar soru soranı acı bir tebessümle izleyip, çok kısa yanıt veriyorlar. Hatta çoğunlukla sorulan soruya verdikleri yanıt, ironi ile yansıttıkları karşı soru oluyor. Yani demek istiyorlar ki; ” Bu soruyu sordun, halimizi görüp de cevabını bildiğin halde neden soruyorsun?”

Gelelim politikacılara.

Onların mesleği konuşmak. Hem de vurgulu, çalgılı çengilisinden.

Ortak yanları mikrofon yani ses yükselticisinin karşısında bağırarak konuşmak.

Sanki seslerini çok uzaklardakilere ancak bağırarak duyuracaklarmış gibi.

UNUTAMADIĞIM BİR ANIM

Bu konuda lise yıllarından bir güzel anım var.

Okulda bir “Kahramanlık Günü” düzenlemiştik. Salon velilerle dolu. Ben sunum yapıyorum. Kısa sunumu bitirip konuşmacı kürsüye gelince, ön sırada en kenarda boş olan sandalyeye ilişiyorum. Yanımda tanımadığım kelli felli, orta yaşlı bir bey var. İlgiyle konuşmaları izliyor.

Mikrofon sırası bizim müdüre geliyor. Onu kürsüye çağırıp yine o beyin yanına oturuyorum. Müdürümüz heyecanlı bir kahramanlık şiiri okuyor. Ama ne okuma! Bağıra çağıra... Dizelerle birlikte ağzından saçılan tükürükler etrafa saçılıyor. Yanımdaki bey bana eğilip “Evladım, diyor, mikrofon varken nedir bu bağırma. Mikrofonla konuşmayı bile öğrenemedik…” Sonra bana göz kırpıp kurnazca gülümsüyor.

Ertesi gün tam ders sırasında kapı çalınıyor, müdür bey akşam yanımda oturan adamla birlikte sınıfa giriyor ve “Çocuklar müfettiş bey dersinizi izleyecek” diyor.

Müfettiş arka sıralarda boş olan yere oturmaya giderken beni görüyor. Aynı akşam olduğu gibi göz kırpıp gülümsüyor… Ben de tabii karşılık veriyorum.

EN ÇOK BAĞIRANLAR SİYASİLER…

En çok mikrofon karşısında bağırarak derdini anlatanlar bizim siyasiler.

Mecliste, toplantılarda, meydanlarda… Her yerde.

Tabii mikrofona hakkını verip saygı gösterenler de yok değil.

O kadar alışılmış bir durum ki bu, halk bağırıp çağırmadan konuşan siyasileri hafife alıyor. Neredeyse onları “pısırıklar” sınıfına dahil ediyor.

Yüksek sesle mikrofon karşısında konuşan siyasileri izledikçe, bizim müfettişin sözlerini ve bana bakıp alaycı şekil de göz kırpmasını anımsıyorum.

PROMTER DENİLEN ALET

Koca bir ülkeyi idare etmeye aday olan ya da bu yolu aşarak buna ulaşan siyasilerin promter denilen alete olan düşkünlükleri beni rahatsız ediyor.

Hele o kafalarını bir sağa bir sola çevirmeleri yok mu?

Mecburen çevirecekler. Çünkü, daha önce hazırlanan metni okuyor gibi görünmemeleri gerekiyor. Televizyonlardan izleyen neyse de, ya promterleri gören salon takipçileri. Onlar ne olacak? Bu aletle çok güzel, vurgulu ve anlamlı konuşan liderlerin, aletsiz konuşmalarındaki bozuk Türkçeleri, dil sürçmeleri, pot kırmaları içimi acıtıyor. Konusuna hakim olması gereken bir siyasetçinin çok özel konular dışında yaptıkları görüşmelerdeki hitaplarının, sorulara verdikleri yanıtların kalitesi, bize neyi gösterir?

Ülke sorunları ve çarelerine hakim olması gereken siyasilerin promterle konuşmaları, onlara duyulan güven duygularını zayıflatıyor. Promtersiz konuşan siyasilerin dinleyenlere saygı duyarak, konularına hazırlıklı gelmeleri de güven duygusunu güçlendiriyor.

Aldığı küçük notlarla konusunu anlatan, mikrofonun bir ses yükselticisi olduğunun bilincine varmış konuşmacılara, özellikle siyasetçilere büyük saygı duyuyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yaz tatilinizi nerede geçirmeyi tercih edersiniz?