Bayramdan dönerken…

Sanıyorum tuşlarım izleniyor. Yazıyı bitirdim ve tam kayıt edecekken hangi komut parmaklarımın yönünü çevirdi anlayamadım. Yazı uçtu gitti. Bir süre arayıp durdum ama nafile. Şimdi sıkı durun, öncekinden daha sert köşeli bir yazıya hazır olun…

 

Bayram bitti ama Cumartesi günü bu tatile bağlı olduğu için küçük de olsa bir kent turu yaptım. İlk olarak aracıma bir park yeri buldum. Yer Acısu civarı. Sonra, evdeki bir bakır sahan ve bakır tavanın kalaylanma zamanı geldiği için bakırcıma uğradım. Kaç para öderim dediğimde söylediği rakam, onları satın alırken ödediğim miktara eşit idi. Merak etmeyin, satın alalı 2 yılı geçmemişti.

 

Ardından yaşlı bir yakınımın telefon işi vardı. Biliyorsunuz izciler her gün bir iyilik yapmak zorundadırlar. Bu işi tamamlamak için 3 ayrı telefoncuya uğradım. Birincisinde sahibi var teknik elemanı yoktu işlem yapamadık. İkincisi ünlü bir telefon şirketinin ofisi idi. Bu türden işleri bir buçuk yıldan bu yana yapmadıklarını söylediler. Üçüncü uğradığım yer ise küçücük bir dükkân idi.

 

Tavsiye üzerine oraya gittim. Daracık bir yer, iki basamak çıkıp onların seviyesine geliyorsunuz. İki kişi vardı, ikisinde de maske yoktu. Biri sanki misafir gibiydi. Ardından patron dedikleri kişi geldi. Sonra biri daha gelip yandaki merdivene oturup telefonu ile oynamaya başladı. Derken bir müşteri uğradı. Telefonun çalışmadığını anlattı. Onda da maske yok. Dikkat ediniz, bu teknik servisin alanı 3 metrekareyi geçmez, üstelik kod farkı da bulunuyor. Sordum, “Arkadaşlar neden maskeniz yok?” Cevabı hemen aldım: “Abi virüs falan yok, o yüzden takmıyoruz…” Yorumu size bırakıyorum. Neyse ki, bunları konuşurken yakınım için talep ettiğim iş sona ermişti. Bir miktar bahşiş bırakarak oradan hızla ayrıldım.

 

Teknik servisten çıkıp geriye doğru giderken kentteki ünlü bir tatlıcıya uğramam talimatı geldi. Yolumun üzerinde olduğu için oraya doğru yöneldim. Köşedeki dükkânın önünde bir kadın ve bir erkek sohbet ediyor. Adamın elinde sigara. Bir an durdum, tatlı almasam mı diye düşündüm. Fakat talimat çok güçlü bir şekilde geldiği için dükkânın önüne geldim. Erkek sigarayı ya attı ya da bir yere bıraktı ve içeriye girdi. İki farklı tatlıdan yarımşar kilo aldım. Elinde eldiven yok, maske mi, o da yoktu…Biraz cesaretlenip neden sigara içtiğini, gıda işleri ile uğraşanların daha hassas davranmaları gerektiğini, vb. anlattım. İfadesinde sigarayı bırakmak istemediğini ama azaltmakta olduğunu söyledi. Bir daha oraya uğrar mıyım? Çok zor…

 

Şimdi bir başka konu… Bahsettiğim yerlerin İzmit-Kapanönü civarı olduğunu belirteyim. Çünkü bu yazımı farklı mecralarda da yayınlıyorum. Ankara ve İzmir taraflarında daimî okuyucularım bulunuyor, onları merakta bırakmam istemem. Devam ediyorum; yoldaki kaldırımlar da berbat, yol üzerindeki döşenen taşlar da… Bir araç geçerken üç ayrı ses duydum. Birinci ses kanalizasyon kapağından geliyordu. İkincisi sanıyorum su ile ilgili bir kapak idi. Üçüncüsü ise telefon hatları için yapılmış bir malzeme idi… Birkaç gün sonra bu kapaklar ya kırılır ya da üzerinden geçen araçlara zarar verebilir.

 

Peki, üzerinde yürüdüğüm yaya kaldırımların durumunu merak ediyor musunuz? Bence hiç sormayın. Bu kadar düzensiz, kırık, çeşitli çökmelerle darmadağın olmuş bir endüstriyel taşlarla yapılmış yaya kaldırımı… Kentimin yöneticilerinin esnaf ziyaretleri yaparak hizmette olduklarını göstermeleri yerine, nerede yürüdüklerini görmeleri daha hayırlı olacaktır. Bu tablo gözleri normal olanlar için böyle. Görme sorunu yaşan vatandaşlarımın durumunu hiç düşünemiyorum. Önerim şudur: Ya iyi yapın ya da olduğu gibi bırakın…

 

Ardından aracımı olduğum yerden aldım ve kent içinden gidiyorum. Daralan yollar. Ne yapıldığı belli olmayan inşaat görüntüleri, kurallara uymayan sürücüler ki, bu durum her zaman aynıdır aslında, yürüyüş yolu denmesine rağmen değil yürümenin, ayakta olmanın tehlikede olduğu bir güzergâh…Bu yolda eskiden trenler ilerlerdi. Keşke bu demiryolunu kaldırmasaydık.

 

Avrupa’da, Dünya’da çoğu kentin içinden veya kenarından nehirler geçer. Bizim kentimiz içinden demiryolu geçen şehir olarak anılabilirdi. Onu da beceremedik. Yeri gelmişken kent içinden gelip Körfeze kavuşan bir deremiz var. Biraz bundan söz edeyim, onun yatağını temizleyip, biraz da güçlendirip üstünde kanoların, küçük teknelerin gezineceği şekle getirebiliriz. Hatta yerel yönetimlerimiz girişimcileri kullanarak bu derenin kenarlarına Hollanda tipi evler yaptırtarak turizme katkıda bulunabilirler.

 

Bayrama gelirken yazdıklarımdan sonra bu defa bayramdan dönerken bizzat şahit olduğum konuları sizlerle paylaştım. Maske, mesafe ve temizliğe bu defa eskisinden daha fazla hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Gelecek bayramda görüşmek üzere…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yavuz Taşkıran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?