Cennet Vatan

Anavatan, yavru vatan, mavi vatan… Ülkemizi vatan gören insanlar olarak bu kavramı birçok farklı anlatımların içine koyarak ne derece sevdiğimizi, sahiplendiğimizi ve değer verdiğimizi anlatmayı seven bir milletiz. İstiklal Marşımızda geçen “…kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda…” mısrası da milli andımızın içinde yer alıyor.

Tabi bir vatanı cennet yapan nedir diye sorarsak bunun başında o toprak parçasına olan insanların sevgisidir. Sevgi olmazsa dağlar yaylalar, dereler denizler, kuşlar kuzular, taşlar topraklar size hiçbir şey ifade etmez. O manzaralara bakan yabancı insanlar “ne kadar güzel yer” der ve geçerler. Siz eğer o toprakları vatan olarak görüyorsanız içinizde tarifi mümkün olmayan bir hisle birlikte hem hayranlık hem aşk hem de o manzaralarla, o topraklarla, o deryalarla bir bütünleşme hali hissedersiniz, gözleriniz coşkudan dolar.

İşin bir de bu topraklara bakarken ne bir vatansever gibi kendinden geçen ne de bir yabancı gibi “ne kadar güzel bir yer” diye düşünmeyen; o topraklara, o güzelliklere, o yeşile maviye kahverengiye bir düşman şeklinde bakanlar da var.

Kimisi o toprakları vatan belleyenlere düşmandır; kimisi o topraklara, denizlere, ağaçlara bakınca sadece kendi cebine girecek rantı ve görgüsüz şatafatını düşünür. Bunlar dünyanın her yerinde vardır, insanoğlu denen tür var oldukça da ne yazık ki hep olacaklardır.

Kim Yaktı mı? Neden Yandı mı?

Ülkemiz bir haftadır on küsur şehirde ellinin üzerinde farklı noktada çıkan yangınlarla kavruluyor. Ağaçlar yanıyor, hayvancıklar ölüyor; köyler yok oluyor… Seralar, tarım alanları, çiftçilerin geçim kaynağı hayvanları yok oluyor. İnsanlar hayatını kaybediyor.

Bu yangınların sebebi konusunda ortada hiçbir somut delil yokken yine karpuz gibi ortadan ikiye milletçe bölünmeyi başardık. Bir kısım diyor ki bunları PKK terör eylemi olarak yaktı. Bir kısım diyor ki otel yapmak, villa yapmak, maden ruhsatı almayı kolaylaştırmak için sermaye yaktı, devlet göz yumdu.

Öncelikle şunu belirtelim, elimizde bunların hiçbiri için bir delil yok. Bu yangınların arkasındaki gücü ve motivasyonu bilmiyoruz. Ama yukarıdaki iki teorinin de geçerli olmasını sağlayacak olağan şüpheliler mevcut.

PKK’nın bir terör eylemi olarak orman yakmayı geçmişte uyguladığına ve hatta bunun arkasında Yunanistan’la yapılan işbirlikleri olduğunu biliyoruz, delilleriyle kanıtlarıyla bunlar zamanında ortaya çıktı. Karşınızdaki PKK denen örgüt, dünya tarihindeki tüm terör örgütleri içerisinde gerçekten açık ara en rezil en kepaze üç beş yapıdan bir tanesi. Orman da yakar, kundaktaki bebeği de kurşunlar, kadınlara tecavüz de eder. Her şeyi yapar. Hatta bu yazı yayınlanmadan iki gece önce Cuma akşamı geç saatlerde kendi kendime dedim ki “benim bildiğim PKK bu gece en az on yeri daha kundaklar”. Öyle de oldu. Kimisi eylemini gerçekleştirdi, kimisi suçüstü yakalandı.

Bu işin arkasında PKK bir noktada mutlaka vardır. Tüm yangınların değil belki ama bazılarının arkasında illa ki vardır. Arkasında olmasa bile güç gösterisi yapmak için “biz yaptık” da diyebilirler. Başka şekilde çıkan iki üç yangının akabinde; ülkenin yangına müdahalede kısıtlı imkanlarını zorlamak adına birçok noktada daha kundaklama girişimine de başlayabilirler. Bu konularda kesin ve net bilgiye sahip olmak ve hüküm vermek çok zor. Zamanla güvenlik güçleri bunları ortaya çıkartacaktır.

İşin rantiye tarafına gelirsek; yangında teknelerle tahliye edilen Bodrum’daki otelin bundan sekiz on sene önce yanan bir orman üzerine inşa edildiğini hepimiz biliyoruz. Yanan yerlere oteller, siteler, maden işletmeleri kurulduğunu da biliyoruz. Bunlar bu ülkede yaşandı ve yaşanmaya da devam edecek. Zira mayamızda bu köşe dönücülük var. Kısa vadede büyük ekonomik gelir için uzun vadeli olarak sürdürülebilirliği göz ardı etmek sadece bu konuda değil; hemen her konuda var. Sanayi kalkınması için kocaman bir denizi öldürmüş bir milletiz. Üç beş hektar ormanın lafı mı olur?

Ancak yangınların çıktığı bazı bölgelerin ne rantiyeyle, ne madenle, ne otel ne villayla zerre kadar alakası yok. Ve üstelik aynı anda ülkenin birçok yerinde birden yangın çıkmasının pek akılla mantıkla izah edilebilir tarafı da bulunmuyor. Bu işin planlı bir şekilde ülkenin yeşil vatanına yönelik bir saldırı olduğu, düşmanca olduğu, arkasında dış bağlantılar olduğu ortadadır. Delil ve kanıt yok ama illa ki ortaya da çıkacaktır.

Ha belki bu yangın fırtınalarını fırsat görüp “iki otellik de biz yakalım, söndürecek durum yok zaten” diyerekten harekete geçmiş olanlar da vardır. Bunu da bize zaman gösterecek, yanan yerler belli; buralara neler olacağını zamanla göreceğiz.

İklim Krizi

Bu yangınları sadece küresel ısınmaya bağlayarak meseleyi ele almaya çalışanlar var. Evet iklim krizi şu an dünyanın başındaki en büyük meseledir ve böyle giderse “bitmeyecek bir pandemidir”. Ancak aynı anda bilmem kaç şehirde bilmem kaç noktada yangın çıkmasının da mantıklı ve bilimsel bir açıklaması değildir. İklim krizi gibi bilimsel olarak ele alınması gereken bir meseleyi bu derece mantıksız bir bağlamda değerlendirmek de rasyonel akılla zerre kadar örtüşmez.

Akdeniz havzasında birçok noktada şu anda çok büyük yangınlar var. Mısır’dan İspanya’ya, Ukrayna’dan İtalya’ya Yunanistan’a kadar her yerde çıkan, ülkelerde farklı noktalarda çıkan ve geçmiş dönemin normaline uymayan yangınlar var. Ama şunu unutmayalım ki bizim ülkedeki gibi aynı anda yüz civarı noktada yangın başlaması gibi bir durum söz konusu değil.

Evet iklim krizi çok önemlidir; bu kundaklama olaylarında bile normalde on birimlik kundaklama eforuyla çıkacak bir yangını bir birimlik bir eforla çıkartmayı da hava şartları sebebiyle sağlamaktadır. Söndürmeyi imkansız hale getirecek bir hava durumunu da beraberinde getirmektedir. İklim krizi sebebiyle kundaklamalara ve genel olarak orman yangınlarına karşı geçmiş yılların verilerini baz alarak planlama yapmak da saflıktır. İklim krizini ele alırken cennet vatanı koruma perspektifimizi genişletmeyi ve derinleştirmeyi de bir noktada ele almamız gerekiyor.

Yangınlarla Mücadele

Türkiye’nin günlerdir içine düştüğü durum ne yazık ki bir acziyet. Ve bu tablo karşısında insanların öfkelenmesi, öfkelerini de ülkeyi yönetenlere yönlendirmesi doğal olaylardır. Zaten 50 senedir birkaç mesele dışında hiçbir şeyi tam anlamıyla doğru düzgün yönetemeyen, bir işi dört başı mamur bir şekilde halletme yetisini gösteremeyen bir millet olarak cennet vatan yara aldıkça öfkeleniyoruz. Sebep olanlara da öfke duyuluyor, ortaya çıkan akut krizi bastıramayanlara da öfke duyuluyor.

Bunu siyasetin ve bürokrasinin kabullenmesi lazım. Eleştirilerin hepsini düşmanlık olarak algılamamaları lazım. Hoş bu durum üzerinden siyasi ya da dini rant devşirme peşine düşenleri de Allah bildiği gibi yapsın ama asıl sorumlu tarih boyunca tüm dünya çapında olduğu gibi icraat makamında olanlardır.

Türkiye 80’lerde terörle mücadelede çok aciz bir durumdaydı. PKK bölgesel hakimiyetler elde etmişti. Ne elimizdeki silahlı gücün ekipmanı yetiyordu ne de eğitim seviyeleri. Sonrasında TSK ve Emniyet bünyesinde özel harekat birlikleri kuruldu, terörle mücadele birimleri oluşturuldu. Gerek eğitim, gerek ekipman, gerekse konuya yaklaşım olarak işin silahlı mücadele tarafında Türkiye çok ciddi bir yol alarak bugün sahadaki savaşı kazandı. İşin küresel siyasi boyutu dışında Türkiye’nin sahada mücadele sorunu kalmadı, savaşı da çoktan kazandı. Bir sürü kahraman da bu mücadelede hayatını vatanı için feda etti. Tıpkı bugünlerde yangınlarla mücadele için alevler içinde can veren ormancılar, itfaiyeciler gibi.

Bugün yaşadığımız yangınlarla mücadele konusunda içine düştüğümüz durum da benzer bir milat olarak kabul edilmelidir. Devlet bir seferberlik ilan ederek dünyanın en büyük yangınla mücadele hava gücü filosunu kurmalıdır. Bunların masrafları bizim boyutumuzda bir ülke için fındık fıstık parası denecek rakamlardır. Eldeki atıl kapasiteli uçaklar yenilenmeli, filolara her tür coğrafyamız için en uygun uçaklar, helikopterler alınmalı ve bu konu bir bakanlık bünyesinde özel bir genel müdürlük olarak konumlanmalı; kendi bilgi birikimini zaman içinde inşa ederek tıpkı Emniyet gibi TSK gibi Sahil Güvenlik gibi bir kurum haline gelmelidir. Pilotlarını kendisi eğitmeli, bu konuda dünyaya AR-GE üretip sunacak bir seviyeye gelmelidir. Bu iş ne THK’ya kalmalı ne de özel şirketlere.

Serbest piyasa her zaman için daha hızlı gelişmeyi ve teknolojinin ucuzlamasını sağlar. Ancak Pandeminin başında gördük ki piyasa dinamikleri çok özel kriz anlarında felç olabiliyor. Bu çerçevede orman yangınlarıyla mücadele de özel bir statüde ele alınarak farklı bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

Şovmenler

Son bir cümle de “içimiz yandı, ciğerimiz yanıyor” diyen sosyal medya ağıtçılarına söylemek istiyorum. Bundan sonra ömrünüz boyunca orman yangını sonrası inşa edilen bir otelde kalmayın, öyle bir şekilde inşa olmuş sitelerden ev almayın, kiralamayın. Oralardaki madenlerden çıkmış ürünlerin kullanıldığı her türlü tüketim ürününü boykot edin.

Nasıl ki üzerinde Afrikalı çocukların kanı olan elmas mücevherlerden vazgeçmiyorsanız; bunlardan da vazgeçmeyeceksiniz. O yüzden birbirimizi kandırmayalım. Siz ekranda gördüğünüz dramatik diziye ağlamak benzeri bir tepki içerisindesiniz. Bu tavrınız sürdükçe de ne devleti, ne siyaseti, ne iktidarı, ne muhalefeti, ne bürokrasiyi, ne de özel şirketleri eleştirmeyin. Allah çarpar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?