Yangının İlacı: Adalet

Bir kış mevsimi birlikte kalan babaanneyle torun, her gün sobayı doldurmak için odun almaya evin deposuna beraber iniyorlarmış.

Babaanne her aldığı odunu silkeleyip orada bulunan bir kütüğe vuruyor, sonra da iyice kontrol edip kovaya koyuyormuş. Babaannenin bu yaptığı torununun dikkatini çekmiş ve sormuş:

“Babaanne o odunları niye kütüğe vuruyorsun ve alırken her yerine bakıyorsun?”

Babaannesi torununun başını okşayıp şöyle cevap vermiş:

“Yavrum bu odunlar kuru. Kabuklarının aralarında küçük böcekler oluyor. Aldığım odunda Allah’ın mahlukatından varsa yere düşsün diye yaparım. Yazıktır, odunla birlikte sobaya girip yanmasın.”

Sosyal medyada tesadüf ettiğim bu hikayeyi ilk okuduğumda duygulandığımı hatırlarım.

İnsanın yüreğini ısıtıyor, değil mi?

Nasıl ısıtmaz…

Kuru bir odun parçasının içinde, ilk bakışta fark edilemeyecek derecede küçük böceklerin olabileceğini düşündüren bir farkındalık karşısında…

O böceklerin yanarak ölme ihtimalini düşündüren bir hassasiyet karşısında…

Onların ölümüne neden olmaktan kaçınmaya vesile olan bir sorumluluk bilinci karşısında…

Yüreğimiz nasıl ısınmaz…

Aynı zamanda nasıl yanmaz…  

Zira göz göre göre yeşili yakan, yok eden, içindeki canlıların hayatını karartan ve bununla adeta gurur duyan “insanımsıların” da varlığını idrak ettiğimiz bugünlerde, insanı insan yapan “merhamet” eksikliğinin nelere yol açabildiğini hatırlatan bu hikaye karşısında yüreğimizin yanmaması mümkün mü?...

Nitekim yanıyor da…

İnsanın insana gösterdiği merhametsizlik yetmezmiş gibi, insanın tabiata yönelik merhametsizliği karşısında da yüreğimiz yanıyor…

Ancak yüreğimizin yanması çözüm değil.

Haksızlık karşısında yanan yüreği soğutacak ilk ilaç adalettir.

Öyle bir adalet ki, öncelikle can yakanları, yakmaya teşebbüs etmeden önce düşündürecek…

Yaktıktan sonra yakalarına yapışıp, yaktıklarına bin pişman edecek…

Yanan canların yanmasını önleyecek ya da durduracak tedbirleri ihmal edenlere bedel ödetecek…

Aksi halde yüreğimizi de yakarak yanan canların vebali, tıpkı yangın sonrası kararan topraklar gibi, geleceğimizi de yakıp karartacaktır…

Zira esasında insanoğlunun tabiatla ilişkisi karşılıklı…

Ve sizi bilmem ama, ben tabiatın mutlaka intikamını aldığını görüyorum…

Önünde ya da sonunda, ama mutlaka…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Cingiz - Sosyal medyada yayılan uydurma bir hikayeden doğan bir yazı!

Neneye de habersiz yalan bulaştırmışlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Ağustos 06:23
01

Cengiz Yalçın - Hocam,

Ailece yaptığımız okumalar listesine siz de aldık.

Atayurdu Özbekistan'dan selamlar...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 21:37
02

Banu Gürer - @Cengiz Yalçın 01 nolu yoruma cevabı: Ne mutlu bana Cengiz Bey, ilginiz ve katkınız için çok teşekkür ederim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Ağustos 12:15


Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?