Sakarya Savaşı’nın 100. Yılı

Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından olan, devletimizin kuruluşunda ölüm – kalım savaşı olarak tarihte yerini almış Sakarya Meydan Savaşı’nın 100. yılına girmek üzereyiz. 23 Ağustos 2021’de bu savaşın başlangıcının, 13 Eylül 2021’de de bu savaşın Türk ordularının zaferiyle sonuçlanmasının 100. yılını kutlayacağız. Ancak ne yazık ki ne merkezi yönetim ne de yerel yönetimler bu büyük zaferin yıldönümü için şimdiden başlamış büyük etkinlikler ve anmalar konusunda bir adım atmış değiller.

Sakarya Meydan Savaşı öncesinde yaşanan muharebelerde ordumuz ciddi kayıplar vermiş, askerin büyük bir kısmı cepheden kaçmış ve sürekli olarak taze ekipmanlarla beslenen Yunan orduları Polatlı’ya kadar gelmişti. Büyük Millet Meclisi’ne birkaç on kilometre mesafeye kadar gelmiş olan düşmana karşı direnmekte zorlanmış olan ordumuz Sakarya Nehrinin doğusuna çekilmiş ve gerek dış dünya gerekse iç kamuoyu bu süreçte istiklal mücadelemizin artık bitmek üzere olduğunu, düşmana karşı şansımız olmadığı fikrine kapılıyordu.

O dönemde olağanüstü şartlara rağmen tüm kararları bir Meclisle alan ve aynı zamanda içinden hükümet çıkartarak yasama ve yürütme süreçlerini olabildiğince katılımcı bir zeminde yürütmeye çalışan Mustafa Kemal Paşa’ya muhalifleri bir tuzak kurmak niyetindeydiler. O dönemde askeri görevi olmayan ve Meclis Başkanı olarak bir nevi devlet başkanı görevlerini yürüten Mustafa Kemal Paşa’nın bu dezavantajlı durumu lehine çevirmesinin mümkün olmadığını düşünerek “ordunun başına geç, elimizdeki en büyük komutan sensin, Meclis yerine orduyla ilgilen” diyerek hezimetin baş sorumlusu yapmak istediler.

Gerçekten de en yetenekli ve bilgili kurmay subay Mustafa Kemal Paşa’ydı. Bir general olarak orduları en iyi o idare edebilirdi ancak Meclise verdiği önem ve o güne kadar düzenli ordunun kuruluşundan bu yana olağanüstü şartlara girmemiş olması sebebiyle askeri yönetimi ilgili generallerle stratejik boyutta yapıyordu ve sahadaki taktik mücadeleleri diğer görevli komutanlar yürütmekteydi.

Tuzakları Başlarına Çaldı

Mustafa Kemal Paşa da bu tuzağı görmüş ve görevi kabul etme şartı olarak Başkomutanlık Yasasının çıkmasını istemişti. “Olağanüstü hallerde olağanüstü tedbirler şarttır” diyerek Meclisin orduyla ilgili tüm yetkilerini 3 aylığına kendisine devreden bir yasa talep etti. Ayrıca ülke genelinde milli bir seferberlik olan Tekalif-i Milliye Emirleri’ni yayınlayarak halkın elindeki tüm hayvan ve silahlardan tutun da çoraplara, ayakkabılara kadar her şeyin bir kısmının orduya verilmesini istemişti. Bu elbette Kemalist yerel yöneticiler eliyle biraz zorla biraz da gönüllülüğü teşvik eden bir kampanya eliyle yapıldı.

Ordunun eksiklerinin ciddi bir kısmı bu sayede giderildi. Askerden kaçanların yerine askerlik görevini yıllar önce Balkan Harbinde ve Birinci Dünya Savaşında yapmış olan eski askerlerle kapatmak adına bir çağrı yayınlandı. Ciddi sayıda eski asker “bize ihtiyaç duyulacak duruma gelindiyse demek ki vaziyet vahim” hisleriyle yeniden askere yazıldı. Hem savaştılar hem de savaşmayı bilmeyen acemi askerleri eğittiler. Böyle bir cenderenin içinden çıkılarak başlayan Sakarya Meydan Savaşları 22 gün 22 gece sürdü. Tarihin en uzun süren meydan savaşı olarak Türk ordularının kesin bir zaferiyle sonuçlandı. Bu savaşın akabinde de Meydan Savaşı kazanan komutanlara verilen Mareşal unvanı Mustafa Kemal Paşa’ya verildi.

Siyasi hırslarıyla kendisini milli mücadelenin başarıya ulaşmasına adamış ve bunu yaparken halkın desteğini de arkasına silah zoruyla değil, rızayla almak adına işin merkezine Meclis kurumunu koymuş bir lider olan Mustafa Kemal’e düşmanlık eden bir grup hainin tuzakları boşa çıktı. Kazdıkları kuyuya kendileri düştüler ve Mustafa Kemal Paşa o güne dek hiç olmadığı kadar güçlü bir lider olarak bir sene sonra Yunan Ordularını tamamen imha ederek Anadolu’da düşman askeri bırakmayacak şekilde Başkumandanlık Meydan Muharebesini de zaferle sonuçlandırdı.

Kan Seli

Turgut Özakman’ın senaryosunu yazdığı, Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı, harika müziklerini yakın zamanda aramızdan ayrılan Türk Beşleri denilen ilk büyük bestecilerimizin ardından gelen ikinci kuşak isimlerden Muammer Sun’un yaptığı, Rutkay Aziz, Savaş Dinçel, Ayda Aksel, Müşfik Kenter, Haluk Kurtoğlu, Cezmi Baskın, Altan Erkekli, Yaman Okay, Kenan Işık, Sümer Tilmaç, Ali Sürmeli, Macit Koper, Mehmet Aslantuğ, Aytaç Arman, Ege Aydan, Orhan Aydın gibi bir kısmı aramızdan ayrılmış çok büyük oyuncuların harika performanslarla devleştiği bir eser olan 6 Bölümlük Kurtuluş Dizisinin 3. Bölümü Diriliş Sakarya Savaşı’na giden günleri, Dördüncü Bölümü Kan Seli’yse Sakarya Meydan Savaşlarını anlatır.

Bu 6 bölümden sonra çekilmiş olan 5 bölümlük Cumhuriyet Dizisi de yine aynı teknik kadro ve çoğu aynı oyuncuların yine devleştiği Cumhuriyetin ilk 10 yılını anlatan abide bir eserdir. Çocuklarınızla birlikte oturun izleyin, o zorlukları, dönemin şartlarını, ne zorluklarla bu vatanın kurtarılıp bir devlete sahip olduğumuzu anlatın. Bu anne babaların en büyük vazifesidir.

Kurtuluş Dizisinde Sakarya Meydan Savaşı’nı anlatan bölümün adının Kan Seli olması hamasi bir isimlendirme değildir. Sakarya Meydan Savaşı tarihin en uzun meydan savaşıdır. Tarafların arasındaki güç dengesine bakarsak aslında ne kadar dezavantajlı bir durumda olduğumuz da ortadadır. Üstelik askerlerinin epey bir kısmı köylerinden yeni cepheye gelmişlerden oluşan, elimizdeki birkaç uçak için gereken havaalanlarının ayaklarla toprağı ezerek düzleştirme çalışmasıyla yapıldığı, askeri kadar silahı olmayan bir ordudan bahsediyoruz. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa, Kazım Orbay, Halit Karsıalan (Deli Halit), Fahrettin Altay Bey, İzzettin Çalışlar, Yusuf İzzet Paşa, Kemalettin Sami Bey, Cemil Cihat Toydemir, Abdurrahman Nafiz Gürman ve başka onlarca subay gibi kendisini vatanın topraklarına adamış büyük kurmay askerler ve liderler olarak destan yazmalarının hikayesidir. Bu isimlerin hayatta kalanları savaştan sonra kurulan Cumhuriyete askeri, idari ve siyasi anlamda büyük hizmetler vermişlerdir.

Türk ordusunun o savaştaki envanteri: 96.000 er, 5.400 subay, 55 bin tüfek, 825 makinalı tüfek, 196 top, 1300 kılıç, 32 bin hayvan, 1300 at arabası ve 2 uçaktır.

Yunan ordusunun envanteriyse: 120.000 er, 3.800 subay, 57.000 tüfek, 2.700 makinalı tüfek, 386 top, 1.350 kılıç, 3.800 hayvan, 600 adet 3 tonluk kamyon, 240 adet 1 tonluk kamyon, 18 uçak.

Türk orduları bu savaşın sonunda 5.800 şehit, 18.500 gazi vermiştir. 828 asker esir düşmüştür ve 14.000 kişi de kayıptır (bunlar büyük kısmı savaş sürerken firar edenler, bir kısmı da naaşları tespit edilemeyen şehitler, esir düştüğü tespit edilemeyen askerlerdir)

Yunan ordularıysa 15.000 ölü, 25.000 yaralı ve 400 kayıpla savaşı tamamlamıştır.

Envanter olarak çok geri bir ordunun bu savaşı kazanmasının temel sebebi bir tarafta işgal eden bir ordu varken karşılarında vatanını savunmak için savaşan bir ordu vardır. Türk kurmay subayları karşılarındaki Yunan subaylarına göre çok daha rasyonel bir şekilde ve bilimsel metotlarla savaşı idare etmişlerdir. Duygularına ve hırslarına yenik düşmemişlerdir. Yunan karargahının o dönemki durumunu aktaran hatıratlar kurmay kadronun direncinin günden güne kırıldığını ve mantıksız kararları hırsla alarak Türk tarafının savaşın psikolojik yönünü ne derece iyi yönettiğini bizlere aktarmaktadır.

Ayrıca bu savaşta Mustafa Kemal Paşa yeni bir savaş doktrini geliştirmiş ve “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” metodunu uygulamıştır. Devamındaki “o satıh bütün vatandır” cümlesi işin hamasi tarafıdır. Temel olarak bu doktrinle klasik cephe savaşlarında uygulanan, cephenin bir kısmının yarılması halinde bütün cephenin geri çekilmesi esasına dayalı olan hat savunması yöntemi terk edilerek; konumunu koruyamayan birlik yeniden mevzi kurabileceği en yakın mesafeye çekilerek direnmeye devam etmiştir ve diğer hiçbir birlik yerinden kıpırdamamıştır.

Bu o güne kadar askeri eğitimlerde ve uygulamalarda görülmemiş; tamamen Mustafa Kemal Paşa’nın mevcut şartlarda bir zafer için düşünüp hayata geçirdiği bir yöntemdir. Bu yöntem başarılı olmuştur ve Yunan karargahının gün be gün aldıkları çatışmalardaki zaferlerin bir işe yaramadığını görmeleri üzerine moralleri bozularak, mantıklı karar alma mekanizmaları ortadan kalkmıştır. Mustafa Kemal Paşa, zaferi kafada kazanmış ve cephede bunu uygulamaya geçirmiştir.

İşte böyle büyük bir tarihi olayın 100. yılına geldik. Ancak ne yazık ki bu savaşın gerek askeri gerek siyasi gerekse tarihsel önemini anlatan hiçbir çalışmayı bugüne kadar ne duyduk ne gördük. Umarım bu büyük dönemecin yıl dönümüne sayılı günler kalmışken ilgili kurumlar; tarihimizdeki büyük kahramanlara yakışır etkinlikler düzenlerler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?