İklim Değişikliğinden Kaçış Yok

Bundan birkaç ay önce “Bitmeyecek Pandemi: İklim Değişikliği” başlıklı bir yazıyı bu köşede yayınlamıştım. Son bir aydır Ege’de ve Akdeniz’de yaşadığımız yangın felaketleri ve bir de üzerine üç gündür Karadeniz’de bilançosu halen daha tam anlamıyla çıkmamış olan sel felaketlerini gördükten sonra halen daha iklim krizi meselesine eğilmeyecek olanların akıllarının yerinde olduğundan şüphe etmek gerekiyor.

Milyonlarca yıldır kendi devinimi içerisinde var olagelmiş olan tabiatın son yüz senede insan eliyle dönüştürülmesi mücadelesinde öyle bir noktaya gelmiş durumdayız ki bundan sonra açıkçası her şeyi başa döndürebilecek bir durumda değiliz. Ancak işin daha kötüye gitmesini engellemeye çalışabilir ve oluşacak felaketlere karşı önlem almaya gayret edebilir durumdayız.

Müsilaj, yangınlar, seller, soluması bile insanı öldürecek hava kalitesi… Bunların tamamı doğanın bize etki – tepki denilen en temel fizik yasası çerçevesinde ele almamız gereken yanıtları. Biz doğayı amansızca tahrip ediyoruz, doğa da bu etkilere karşı bir tepki veriyor.

Ha keza depremler de aslında yerkürenin çok normal ve olağan bir olayı ancak biz bu dinamiği yok sayan bir şehirleşme yaptığımız için depremler bizlerin gözünde büyük afetler oluyor. İnsanoğlu öylesine bir yanılgının içerisine düştü ki; doğanın doğal eylemlerini felaket olarak görüp ağlar durumdayız. Aslında olanlar normal. Biz anormaliz.

Küresel Mücadele Mümkün Değil

Bugün dünyanın üzerine kurulmuş olduğu ekonomik düzen ve sanayi üretimi anlayışıyla bizim bu gezegen üzerinde uzun bir süre daha sağlıkla yaşamamız çok mümkün değil. Fosil yakıtları merkeze alan bir enerji anlayışı var oldukça, arsa ve imar rantı üzerine kurulu bir kentleşme hakim oldukça, doğal afetlere hazırlıklı olmayı kar – zarar hesabına oturtan bir anlayış var oldukça dünyanın dört bir yanında bu felaketler sürüp gidecek.

Uzak Doğu ülkelerinin doğayı yok sayan deliler gibi kirli üretim hatlarını büyütmeleri, buralardan mal alan sözde doğayı korumaya çalışan batılı ülkelerin tüketim alışkanlıkları sürüp gidiyor. Sürecek gidecek. Bundan bir geri dönüş mevcut şartlarda mümkün değil.

AB bu konuda bazı kriterler getirmeye çalışıyor ama mutlaka ekonomiyi stabil tutmak için istisnalar, süre uzatmaları vs. gibi yollara başvuracaklar. ABD’de Demokratların içinde marjinal olarak nitelendirilen Progressive (İlerlemeci) ekip de sürekli olarak merkez politikadan hem Cumhuriyetçiler hem Demokratlar eliyle dışlanıyorlar ve dünya ekonomisinin merkezi olan ülkede de bu yönde adımlar atılamıyor.

Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi sürekli olarak hızlı bir büyüme ritmini tutturması gereken; tutturmazsa kitlesel ekonomik çöküşlerle karşı karşıya kalacak ülkelerin de bu yönde bir ajandaya hızlı bir şekilde geçmeleri içinde bulundukları şartlar gereğince imkansız. Çin, Rusya vs. gibi diktatörlerce yönetilen ülkeler zaten kimseyi takmıyor, sattıkları mala bakıyorlar. Batılı müşterileri de ucuz ürün için bunlara ses etmiyor. Al gülüm ver gülüm ticareti sürüyor ve buralardan mesnetli önlemler çıkamıyor.

Dışı Yeşil İçi Kara Siyaset

Almanya’da Yeşiller Partisi iktidar ortağı olacak gibi duruyor ancak onların da kafaları öylesine karışık ki çevrecilik sanki başka ülkelerdeki etnik sorunlarda haksızca taraf olmaksızın yapılamazmışçasına bir tutum sahibi oldukları için oralarda yükselen çevreci dalganın dünya genelinde bir siyasal harekete dönüşmesi imkansız hale geliyor. Bu Alman Yeşillerle ülkemizde sözde aynı fikirde olan parti, STK ve toplumsal hareketlerine baktığınız zaman çevre konusundan çok “sözde kültürel meseleler” üzerinden ayrıştırıcı, tarihi tahrif edici ve ülkelerin geleceğini yok etmeye yönelik bir ajanda karşımızda beliriyor.

Bütün bunları alt alta yazdığınız zaman ne yazık ki kafası allak bullak edilmiş insanlığın sürüklendiği felakete karşı devletler ve küresel şirketler eliyle bir düzeltme çabasına girmesi mümkün görünmüyor. Bireyler de ancak örgütlü yapılarda bir araya gelerek bir değişimin parçası olabilecekleri için; tüm örgütlü yapılar da iki güzel vitrin fikrinin yanına yüz tane zehirli ajanda sokuşturulduğundan ötürü insanları kavrayamıyor. Hep beraber cehennemin dibine doğru sürükleniyoruz.

Gerçek Siyaset Yok Oldu

Dünya genelinde vahşi kapitalizm ve neo-liberalizm denen insanlık dışı hareketler klasik liberal düşünceyi yutup yok ettiler.

Etnik başta olmak üzere kimlik siyaseti üzerine küresel çapta bir dejenerasyonu ve bölücülüğü destekleyen fikirler sosyalizmi yutup yok ettiler.

Dinci ve ırkçı psikopatlar klasik muhafazakarlığı yutup yok ettiler.

Elimizde tutunacak ideolojik bir çerçeve, düşünsel olarak tutarlı bir politik ajanda kalmadı. Bu sebeple insanlar bireysel olarak gidişatın farkında olsalar da bir araya gelip güçlü bir şekilde “tabiatı yok etme savaşını kazanırsanız; insanlık olarak kaybedeceğiz” düşüncesine sahip olsalar da bir şeyleri değiştiremiyorlar. Oportünizmin adının pragmatizm olduğu, lümpenliğin “ideolojiler üstülük” olarak pazarlandığı bir fikirsel habitatın içinde insanlığın geleceğe dair bir şansı ne yazık ki kalmamıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?