İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor!

Hayatta hepimizin korkuları vardır ve korkusuz olmak mümkün müdür, henüz benim bilmediğim bir durum. Ancak bildiğim bir şey vardır ki, o da birçok şeyi olduğu gibi korkuları da yönetebileceğimizdir. Milliyet gazetesinin sitesinde Oya Uysal imzasıyla yayınlanan yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum…

**

Problem korkuya sahip olmamız veya bir kez yaşamış olmamız değil, ama bu duyguyla kullanılan şeklin hayatımızı engellemesidir. Önemli olan korkuyu yönetebilmektir. Öncelikle korku nedir? Korku, ne yeni bir his ne de zamanımıza özgüdür. Gelişmekte olan uygarlaştırıcı şekillerle ilgili olarak her zaman insanlığı korkutan unsurlar olmuştur. Korku kelimesinin kelime kökeni de, felaket anlamına gelen disaster’dan gelir. Kaç çeşit korku vardır? Risk korkusu, Bir şeyleri kaybetme korkusu/ yalnızlık, Değişim korkusu, Bilinmeyenin korkusu, Ölüm korkusu, Başarısızlık korkusu, Acıdan korku ve daha neler neler… Çok çeşitli korkularımızın 4 temele dayalı olduğunu keşfettik:

FİZİKSEL KÖKENLİ KORKULARIMIZ:

Hayvanlardan korku, yükseklik, kapalı mekan, açık alana çıkamama korkusu, hastalıktan korku, ölüm korkusu v.b. Bu korkular, takıntı haline getirilmediği sürece yararlı olarak değerlendirilmiştir. Aksi halde, hayatı deneyimlemek için sahip olduğumuz bedenimizi çok kolay ve gereksiz bir şekilde yitirebilirdik. Bu korkularımız, bizim hayatta kalma dürtümüzü besler.

PSİKOLOJİK KÖKENLİ KORKULARIMIZ:

Kaybetme, yalnızlık, sevilmeme korkusu, acı, evlenememe korkusu, v.b.

FİKİRSEL KORKULARIMIZ:

Nedenini bilmediğimiz şeylerden korku, başarısızlık, insanlar insanlardan korkuyor, değişim korkusu, risk alma korkusu, aç kalma korkusu, v.b.

ILAHİ KÖKENLİ KORKULARIMIZ:

Allah Korkusu, Cehennem Korkusu, v.b.

**

Ayrıca öğrenilen korkular vardır (yılandan korkmak gibi ama Afrika’daki bir çocuk ise timsah ile nehir kıyısında oynayabilir!) ve geçmiş tecrübelerimizden gelen korkular da (denizden ya da karanlıktan korkmak gibi) bulunmaktadır. Hali hazırda yeni ürettiğimiz korkularımız olduğu gibi (başarısızlık, ayıplanma, güçlenmediğinde tek başına kalmaktan korktuğumuz gibi).

KORKULARA SAHİP İNSAN NE OLUR?

Bu korkuları yendiğimiz zaman, beraberinde sadece iyilikler ve büyük ruhsal gelişmeler taşıdığını bildiğimiz halde neden korkuyoruz? Korkuyoruz çünkü bu değişiklikleri tek başına yapmalıyız; kendisi ile karşı karşıya iken, diğerlerinin rızası bir anlam ifade etmezken ve yine alkış ve eleştiri önemli değilken. Korkulara sahip insan ne olur? Genel olarak yaşam akışımızı engeller. Fiziksel olarak, katılaştırır, donuklaştırır (dondum kaldım!), eylemsizliğe sürekler. Ya da tam tersi panik yapar yani dengesizleştirir. Psikolojik olarak, olumsuzlaştırır, negatifleştirir, asabi yapar. Alışkanlık haline de gelebilir.

İĞNECİDEN KORKMAK…

Örneğin saldırıya uğradığımız sokaktan bir daha geçememek, bizi herkesin içerisinde azarlayan patronumuz önünde konuşamamak, çocukken yaramazlık yaptığımızda iğneciden korkutulduğumuz gibi. Diğerleri veya birinin önünde utanç duymamızı sağlar, güvensizlik yaratır, yalan söyletir, zayıflık yaratır. Korkuları kabul etmek ve onları yenmek için harekete geçmek arasında uzun bir yol vardır. Yenmek, bir fırsattır, bir eylem halidir. Yüzleşmeyi ve mücadele etmeyi kapsar. Kelime, içerisinde “hakimiyet” ve “yönlendirme” kelimelerini de barındırır. Bakış açısını değiştirerek olayı aşma durumudur.

ÇÖZÜMLER NELER OLABİLİR:

Çözümü bulabilmek için ilk önce korkuyu tanımlamak gereklidir. Çünkü kökenini bilmediğimiz korkuya doğru panzehir uygulanamayabilir. Bir panzehir her tip korku için uygun olmadığı gibi, herkes için de aynı panzehir benzer durumlarda doğru olmayabilir. Bu açıklamayla yapılan genel ipuçları şu şekilde dile getirilmiştir:

KORKUYA ÇÖZÜM BULUNABİLİR

Korku durumunun aşılabilmesinde en yararlı unsur, onun hakkında bilgi sahibi olmaktır. Bilinç anahtar kelimedir. Korku bir enerji yayar ki bu enerjinin dönüştürülmesi gereklidir. Bilgi ve tecrübe ile beslenmiş “Bilinç” ile korkuya çözüm bulunabilir. Kararlı olmak gereklidir, yani korkularımızla mı hayatımızı devam ettireceğiz, yoksa onların hayatımızı yönlendirmesi ve engellemelerine seyirci mi kalacağız? Hareketsiz kalmaktansa, eylem halinde olmak, belki de zihnin fantezisinden rahatça kurtulmamızı da sağlayabilir.

ÖN KOŞUL CESARETTİR.

Örneğin, kapı arkasında bir kişinin var olduğunu sanmak yerine kapının arkasına bakmak gibi. Elbette, üzerine gidebilmek için ön koşul cesarettir. Cesaret, bilincin harekete geçireceği bir erdemdir, çünkü içerisinde zeka ve aşk pırıltıları taşır. Zeka taşır, çünkü bizi aptallıklardan korur, doğru ve yanlışı ayırt etmemizi sağlar. Aşk taşır ki bizim ileriye hareketimize neden olur. Kısaca, ölümden korksan bile örneğin ülkesini seven bir asker yine de savaştan kaçmaz, ya da ailesini seven bir adam teröristlere ailesini vermez, veya doğayı seven bir kişi orman yangınını seyretmez, veya işini seven bir kişi işinden kovulacağını bile bile doğruyu yapmaktan çekinmez. Elbette korkularımıza bir kerede ve kısa bir zaman sürecinde hakimiyet kuramayabiliriz, ancak bu konuda göstereceğimiz istikrar bizi zafere yaklaştıracaktır.

**

Korkularla mücadele ederken bize yararlı olabilecek bir ipucu sonuca odaklanmamaktır. Her zaman doğru eylem içerisinde bulunmak, yani beklentilerle hareket etmemektir. Örneğin, kariyer isteyen bir gencin patronu önünde konuşma korkusu! Burada önemli nokta eylemin yöntemine odaklanmadır, sonuç bundan sonra gelecektir ve eğer yöntem doğru ise sonuç da ona uygun olacaktır. Belki de en yararlı olanı kendimizi değil, başkalarını düşünmektir.

**

KORKMAK…

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için… W.Shakespeare

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bilgi herkesin içindedir

yeter ki öğrenmek isteyelim

Acı, nefret, yalnızlık, gıcık olmak, endişe, can sıkıntısı... gibi pek çok duygu yoğunluğunu hissetmeyi sevmediğimiz için onlar kötü duygular olarak anlamlandırırız. Hoş olmayan bir duygu içine girdiğinizde de, bu duygunun sebebini kaynağını sorgulayarak, ya da içinde bulunduğumuz duygu durumunu tekrar tekrar dile getirerek kendinizi daha da kötü bir ruh haline sokarsınız. Çok kötüyüm, moralim bozuk, üzgünüm, yalnızım, neden böyleyim, kim yaptı, o yaptı, senin yüzünden vs. gibi konuşmalarla, o beğenmediğiniz duygu durumunu daha fazla içinize çekersiniz. Unutmayın ki '' ne ararsanız onu bulursunuz''. Niyetiniz ne, kötü durumundan çıkmak mı yoksa daha fazla kötü duygu yaratmak mı?

**

Eğer sürekli geçmişinize bakıp bugününüzü zehir eden sebepler arıyorsanız, ya da neden bu duruma düştüğünüze yoğunlaşıyorsanız, beyniniz size bu doğrultuda kanıtlar sunacak ve kendinizi daha kötü hissettirecektir. Oysa acilen farkına varılması gereken geçmişin sizin geleceğiniz olmadığıdır. Hayat yolunda hiç bitmeyen bir öğrenme vardır. Bilgi herkesin içindedir. Yeter ki öğrenmek isteyelim. Her yer mesajlarla doludur.

**

Duygularınız da birer öğrenme aracıdır. Duygularınızı olumlu bir şekilde kullanırsanız onların size hizmet ettiğinin farkına varırsınız. Örneğin kendinizi yalnız hissettiğiniz ve sıkıldığınız bir zaman olumsuz duygular içindesinizdir. Böyle bir duygu size acaba neyi fark etmenizi işaret ediyor olabilir? Size nasıl bir eylem çağrısı yapıyor, nasıl bir mesaj yolluyor olabilir?

**

Belki daha fazla sosyalleşmeniz gerektiğinin mesajını veriyordur, belki de arkadaşlarınıza daha iyi davranmanız gerektiğini söylüyordur. Herkese göre mesajın içeriği farklıdır. Birde böyle düşünseniz, olumsuz duyguları size bir şeyler öğretmeye çalışan dostlar olarak görseniz, acaba yaşam kalitenizi ne kadar arttırırsınız?

**

Duygular bize dışarıdan gelmez, biz onları içimizde üretiriz. Yani kaynak BİZİZ. Kaynak biz olmasaydık herkes aynı olaya, aynı kişiye karşı aynı duyguyu hissederdi. Bunun böyle olmadığını, herkesin olaylar ve kişiler karşısında farklı duygular beslediğini biliyorsunuz. Aynı duyguyu besleyenler de olabilir ama onlarında bu duygu durumları içinde kalış süreleri farklıdır. Kimi insan işten kovuldu diye 2 gün üzülür, kimi aylarca. Belki de kendini hasta edene kadar.

**

Olumsuz duygularınıza odaklandıkça, iç kaynağınız (duygu üretim merkeziniz) o duyguyu daha yoğun bir şekilde üretmeye devam eder. Kendinizi çok iyi hissettiğinizde, o gün kaç kere '' kendimi harika hissediyorum, çok iyiyim '' dersiniz. İki-üç bilemedin beş. ( belki de nazar değer korkusuyla hiç). Peki kötü duygular içindeyken bu durumu kaç kez içinizden ya da dışınızdan tekrar edersiniz? On-onbeş, yirmi belki sayılamayacak kadar çok. Sonuç; kendinizi daha kötü hissedersiniz, ta ki güzel bir olay, ya da kişi sizi etkileyene kadar. O zaman size şu soruyu sormak isterim. Sizin dışınızda bir olay veya kişi, sizin içinizdeki kaynağı olumlu ya da olumsuz şekilde kullanmanız için etkileyebiliyorsa, siz kendi kaynağınızı kendiniz istediğiniz şekilde neden kullanmıyorsunuz?

**

Kaynağı kullanmanın en güzel yolu da kendinize doğru soruyu sorarak başlamaktır. Bu duygu bana ne demek istiyor? Neyi değiştirmem gerekiyor? Ne yaparsam bu duyguyu olumlu hale getirebilirim? Bu tip sorular sizi ileriye götürür, eyleme geçirir. Ben neden böyleyim, bana ne oldu?'' Kendimi kötü ve çaresiz hissediyorum...'' gibi konuşmalarda dibe çeker. Birisinin ya da bir olayın gelip sizin duygularınızı değiştirmesini beklemeyin. Yoksa hep kişilere ve olaylara bağımlı bir hayat yaşarsınız. Kaynak içinizde, iplerinizi kendi elinizde sıkı sıkı tutun ve dilediğiniz gibi duygu üretin. Olumlu duygu üretebilmeyi hem kendim, hem de çalıştığım pek çok danışanım başarmıştır, en güzel yanı da bir müddet sonra olumlu duygular üretmek alışkanlığınız haline geliyor :)

**

Şimdi gülümseyin ve '' bugün kendimi iyi hissetmeyi seçiyorum, KAYNAK BENDE, GÜÇ BENDE'' diye bağırın. ( ortam müsait değilse zihninizden de bağırabilirsiniz). (Alıntı: NLP uzmanı ve Yaşam Koçu- Arzu Bıyıklıoğlu)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mesut Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Okulların açılması Covid-19'un yayılmasına etken mi?