Reklamı Kapat

Yaşan(may)an İyilik

Zannediyorum öğrencilerimle derste kul hakkı üzerine konuşuyorduk.

Öğrencilerime sordum:

“İçimizde ‘hayatımda hiç içki içmedim’ diyebilenimiz var mı?”

Önce yüzüme bir garip baktılar, sonra, benim gibi hepsi ellerini kaldırdı.

Tekrar sordum:

“Peki, içimizde ‘hayatımda hiç dedikodu yapmadım’ diyebilenimiz var mı?”

Bu sefer yüzüme bakışları tereddüt ve mahcubiyet doluydu.

Benim de öyle.

Devam ettim:

“Peki, Kur’an’da içkinin kötülüğüne dair ayetin ifadesi mi yoksa dedikodunun kötülüğüne dair ayetin ifadesi mi daha ürkütücü sizce?”

Şöyle bir düşündük:

İçki ile ilgili olarak Cenab-ı Hak onun şeytan işi pisliklerden biri olduğunu belirtmekte (Maide, 90), aynı zamanda birtakım faydalarının da bulunduğunu ancak zararının faydasından çok olduğunu (Bakara, 219) ifade ederek uzak durmamızı istemekteydi.

İnsanların sırlarını araştırma ile dedikoduyu ise “ölmüş kardeşinin etini yemek” şeklinde tasvir ederek yapılanın ne kadar “tiksindirici” olduğunu belirterek bizi men etmekteydi.

Oy birliği ile dedikoduya yönelik ikazın daha şiddetli ve ürkütücü olduğunu kabul ettik.

O zaman karşımıza şu soru çıkıyordu:

Nasıl oluyordu da İslam’ı hayatına referans olarak alan insanlar içki içmemeye olan hassasiyetlerini dedikodu yapmamaya göstermekte zorlanıyorlardı?

Nasıl oluyordu da yalan, dedikodu, iftira, insanların özelini araştırmak, zan ile hareket etmek gibi başka insanların hayatını alt üst edebilecek derecede olumsuz etkileyen ve dolayısıyla kul hakkına giren fiilleri işlemek hayatın “normal akışı” içerisinde kabul edilebilecek hale geliyordu?

Nasıl oluyordu da içki içmekten, Allah’ın emirlerine karşı gelmemek adına uzak duranlar, mesela içki içtiği için şahısları kınayarak ya da insanların özel hayatlarına dair “gizlice” elde edilmiş bilgiler üzerinden onları itibarsızlaştırmaya çalışarak, Allah’ın dedikodu yapmamaya, insanların özelini araştırmamaya ve dolayısıyla “ayıpları ifşa etmemeye” yönelik “şiddetli” uyarısını göz ardı edebiliyorlardı?

Böylesine kötü tutum ve davranışlarla iyiliği tavsiye etmek ya da yaymaya çalışmak İslam açısından mümkün müydü?

İçki her kötülüğün anası ise dedikodunun kötülüklerin kaynağındaki konumu ne olabilirdi?

Sordukça cevapladık, cevapladıkça sorduk…

Neticede şu sonuca vardık:

İnsanoğlu başkasına iyiliği emrederken kendini unutmamalı (Bakara, 44).

Hatta iyiliği emretmeye önce kendinden başlamalı.

Zira yaşamadığınız bir iyiliğin yayılmasına örnek olamazsınız…

Aksine, o iyiliğin insanlar nezdinde hırpalanmasına neden olursunuz ki bunun vebali belki içkiden bile fazladır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmit Yürüyüş Yolu yıl sonunda bitecek mi?