Ferhan Şensoy’un Ardından Çok Kişisel Bir Yazı

Yaşadığınız ülkeyi aptalca bir histeri ve boş hamasetlerle seven birisi değilseniz ama gerçekten vatanınıza bir aşk duyuyorsanız; bunu bazı kişiler sağlar. Sizi alırlar, yoğururlar, şekillendirirler, hiç tanımasanız bile zihin dünyanızı inşa edip, sizi hayatın akışına bırakırlar. Büyük devlet adamları, sanatçılar, biliminsanları, sporcular, tarihi şahsiyetler… Bunlardır sınırları siyaseten çizilmiş bir coğrafya içindeki insan yığınını millet yapan, o anlamsız sınırların içini vatan yapan. Bir kültürdür bu inşa edilen. Bir ayağı vatan dediğiniz topraklarda, bir ayağı büyük insanlık ailesinin mirasında olan bu değerli isimler olmasa, hayat bombok bir şey olur ve çoğumuz sonunun doğal yolla gelmesini beklemeye zahmet bile etmeden fişi çekeriz aslında. Bu büyük insanlara borçlu olduğumuz şey aslında bir hayattır. Ve ben böyle büyük çıpalarından birini kaybetmiş olarak bu satırlara başlıyorum.

Ferhan Şensoy’a olan takıntı ve tutku derecesindeki hayranlığımı tüm çevrem bilir. Öyle ki 31 Ağustos 2021 sabahı uyanır uyanmaz elime telefonu alınca gördüğüm şey bu abide şahsiyetin hayatını kaybettiği haberiydi, o günü 35 senelik hayatımın en kötü günleri arasına en tepelerden bir yerden soktu. Ve sonrasında gün boyunca yirmiden fazla arkadaşım bana “başsağlığı mesajı” yolladılar. Ne ailesinden, ne yakın arkadaşlarından ya da yetiştirdiği öğrencilerden birisi olmamama rağmen; bir sürü kıymetli dostum “aklıma ilk sen geldin” diyerek bana ulaştılar. Benim için Ferhan Şensoy’un kaybının ne derece büyük bir vaka olduğunu belki biraz sizlere bu dost çevremden gelen tepkiyle aktarabilmişimdir. Genellikle kurduğum şu cümle aslında kişiye yaklaşımım hakkında fikir verebilir: “Atatürk dönemini yaşayamadım maalesef ama en azından Ferhan Şensoy’un hayatının bir bölümüne kendi yaşamımda rastladım”

Ferhan Şensoy’a olan hayranlığımı şöyle özetleyebilirim; tüm kitaplarını ikişer üçer kere okudum, hala dönüp dönüp okuyorum. Bir kitabı piyasaya çıktığı gün sipariş edip, elime geçer geçmez ne işim varsa bir kenara bırakıp kitaba mütecaviz bir şekilde hücum ederek “bitmesin Allah’ım” diye boş yakarışlarla okuyorum. Tuvalet dışında başka bir ara yok, uyumak yok. Uyuyup yarın devam etmek yok. Ele geçen hazine son satırına kadar okunacak. Sonrasında hazmetmek için bir kere de yavaş yavaş okunacak. Bütün oyunlarının kayıtlarını kişisel arşivimde tutuyorum hem video hem ses dosyası olarak. Sıkıldıkça izliyorum, dinliyorum. Haftada en az iki kere bir Ferhan Şensoy oyunu izleniyor evimde. Sırf internette olmayan oyunlarını izlemek için bir DVD oynatıcı aldım.

Yolculuklarda dinlemek için ulaşabildiğim tüm şarkılarını yüklediğim bir müzik listem var. Üç saat yol boyunca oyunlardan şarkılarını dinliyorum. Bir şey izlemek isteyip karar veremesem ya eski bir dizisini ya da filmini açıp izliyorum. Kolaya kaçmanın en güzel yolu benim için. Son yıllarda sadece sahnede oyunlarıyla ve kitaplarıyla bize cennet bahçesinden meyveler veren usta bundan sonrasında da en azından bir süre daha bizi aç bırakmayacak.

Ferhan Şensoy’un son yayınlanan kitabı Derdeste’de eşi Elif Durdu’yu işaret ederek “…fakir de tercih eder, doksan dokuz yıl yaşamayı, kitap olmayı bekleyen çok dosya var, onları kitap eylemem gerek, eyleyemediklerimi, Elif’im kitap eyleyecek” diyor. Elif Hanım cennetle aramızda meyve ticareti işini üstlenecek bir süre. Eline koluna aklına emeğine şimdiden sağlıklar dileyelim.

Ferhan Şensoy’un eşi Elif Hanımla arada sırada onların sakin hayatlarına burnumu sokarak, bundan dolayı öncelikle af dileyerek meramımı aktarıp, kendisine ve ustaya saygılar sevgiler sunarak sona eren kısa yazışmalarımız olurdu. Sağolsun hiç de beni geri çevirmedi. Örneğin Charles De Gaulle’ün Galatasaray Lisesini ziyaretinin videosunu bir arşivde bulunca kendisine iletmiş ve meşhur “ib.e de gaulle ziyaretini buldum” diyerek kendisine iletmiştim. Yine bir arşiv taramasında karşıma çıkan İsmail Dümbüllü hakkında bir belgeselde Haldun Taner’in Ortaoyunu ve İsmail Dümbüllü hakkındaki yorumları olan videoyu büyük bir şevkle yine kendilerine iletmiş ve çoğul bir teşekkür almanın mutluluğuna ermiştim. Olur ya ustanın gözünden kaçmıştır, kendi hayatının hikayesinde yeri olan bir bilgi; ben belki onu bulmasına yardım etmiş olurum diye çocukça bir hevesle hemen Elif Hanım aracılığıyla o güzel aileye ulaştırmak için mesaj atardım. Bir şekilde bir ruh gibi de olsa civarında olmaya gayretkeşlikten öte bir şey değildi bu aslında. İnsan kahramanıyla karşılaşınca dili tutuluyor zaten.

Sahnede 16 kere kendisini izledim. Ferhangi Şeyler’i ekseriyetle Ses 1885’te ve Beylikdüzü’nde, Büyükçekmece’de, DasDas’ta, Kadıköy’de, Sabancı Kültür Merkezinde, Sakarya’da, İzmir’de izledim. Ne zaman bir seyahatim olan yerde bir iki günlük bir farkla Ferhangi Şeyler’e denk gelme durumunda hemen oyunun tarihine göre işimi ayarlardım. Zira 2000’den fazla oynanarak bir dünya rekoruna sahip bu oyun her sahnelenişinde değişiyor, üstelik her şehirdeki seyircisinden farklı yerlerde, farklı tepkiler alıyordu. Bazen sadece salonu incelerdim, oyunu zaten ezbere biliyorum bir yandan ustayla beraber ilahi mırıldanır gibi dudaklarımın ucuyla ona eşlik ederek terennüm ederken; oyunun bam teline dokunan noktalarında bulunduğumuz bölgenin sosyokültürel yapısına göre gelecek tepkileri kestirmeye çalışır ve genelde de öngörülerimde haklı çıkardım. Bu da bende bir gurur yaratırdı. Ferhanperverler Derneği Fahri Genel Başkanı olarak, makamımın hakkını veriyor olurdum.

3 kere oyundan sonra sahnede imza seansına katıldım. Her seferinde sıranın en sonuna geçtim. Çünkü her seferinde bir çanta dolusu kitapla yanına gidiyordum. Oyundan sonra zaten yorulmuş, kitap imzalamakla geçen sürede yorgunluğu bir kat daha artmış ve genel yapısı olarak da biraz aksi bir insan malum, beni ilk seferinde biraz şaşkınlıkla karşıladı. Bir çantadan on küsur kitapla karşısına geçmiş, ellerini önünden bağlamış ve ona hayranlıkla bakan deve gibi bir herif gördüğü için olsa gerek. Adımı söyledim başladı seriden imzalara. Bir, iki, üç, beş, on derken şişti. Son bir iki tane kitap kala “yeter ama herkese imza vermek yirmi dakika sürdü, burada yarım saattir sana imzalıyorum” dedi. Ben de sesim içime kaçmış, dudaklarım titreyerek hafif bir sırıtmayla “teşekkür ederim” diyebildim. Gerizekalı bu adam diye içinden geçirmiş olabilir.

Bir sonraki seferde beni artık sahnedeki asistanı arkadaşlar tanıyorlardı. Hep oyunu izlemeye gittiğimden göz aşinalığı vardı. “Çok kitap getirdim sona geçeyim” deyince bir önceki seferden hatırladılar. Onlar da benim gibi karşılarındaki adama büyük bir hayranlık duydukları için güler yüzle benim için ayarlama yaptılar sağolsunlar. İkinci seferde yine bir çanta açıldı, içinden on küsur kitap çıktı. Üstelik bu sefer sadece kitaplar değil, oyun metinleri, oyun öncesi hazırlık notları gibi sapıkça bir koleksiyonu karşısında görünce dönüp bana dikkatlice bakıp “yine mi getirdin bir sürü” dedi. Ben de bu sefer daha kendimden emin şekilde gülerek “bir kere daha gelmem lazım, bitmiyor koleksiyon” dedim. Bu sefer biraz daha şakayla karışık sohbetle imzalama seansı yine uzun sürdü ama bir önceki seferki fırçamı yemedim.

Üçüncü ve son kez sahneye yine kuyruğun sonundan yanaşıp çantamı açınca bu durumu üçüncüye yaşayacak olan usta olayı kanıksamış olacak ki “getir bakalım neler çıkacak bu sefer” dedi. Baktı ki yine birkaç kitap, oyun senaryosu, eski oyunların posterleri ve tam takım olarak geçmiş tüm oyunların oyun hazırlık süreçleri. Sağolsun kitap satış standındaki abi normalde kimseye verilmeyen, verilmesi kat-i surette yasak olan oyuna hazırlık notları fasiküllerinin hepsinden bana tam bir takım yapıp, herkes salona oyun başlarken girdikten sonra çaktırmadan verip, “çantana koy hemen” diyerek vermişti. Ücret ödemek istemiştim, almadı. Ben de tüm kitaplardan birer tane aldım, hepsi bende ustadan imzalı olduğu için eşe dosta dağıttım. Bu üçüncü imza seansında usta yine sağolsun yorgunluğunu son bir nefesle içine çekip direndi ve yine otuz civarı “Arda Süar’a dostlukla” diye yazarak tarih atıp imzaladı. Baskısı bulunmayan kitaplarını, ben doğmadan 3 ay önce imzalamış olduğu ilk baskı bir Kazancı Yokuşu’nu görünce şaşırıp sordu. Ben de ona kendisine dair her şeyi biriktirdiğimi, bu imzalı eserlerin çocuğuma bırakacağım en kıymetli miras olduğunu söyledim. Gülümsedi, imza bitti tokalaştık. Ben teşekkür ettim, o teşekkür etti. İçinden ne geçirdi bilemiyorum. Belki kulise yürürken unuttu, belki bu cümleyi ara ara hatırladı. Önemli olan bu hislerimi benim kahramanlarımdan birisine yüz yüze söylemiş olma başarısını hayatımın hikayesine altın harflerle yazmamdır.

Aslında bu yazı için epey hazırlanmıştım. Oyunlarından, kitaplarından, bestelerinden; ortaya çıkarttığı sanatın her alanında damgalar vurmuş insanlardan söz edecektim ama bir anda yazı bu şekilde akıverdi. Kişisel bir hale büründü. Köşemi sizlerin de müsaadesiyle böyle kişisel bir hatıra olarak not düşmek olarak bu hafta kullanmış olayım. Üzerine üç gündür çalıştığım detaylı inceleme yazısını da sizlerle daha sonra, biraz daha hisler durgunlaşınca paylaşacağım.

Son bir not olarak, 1995 yılından 2003 yılına kadar Kocaeli Bölge Tiyatrosunda kentimizin büyük değeri Burhan Akçin’in öğrencisi olma gururuna sahip bir insanım. İçime tiyatro sevgisini aşılayan hocamın bu kentte tiyatro yapmak için ortaya koyduğu irade ve en önemlisi inat; tıpkı Ferhan Şensoy’un bu ülkede tiyatro yapmak için sergilediği inadın bir benzeri. Ferhan Şensoy’un deyimiyle tiyatro yapmak için gereken büyük paralar ve mekanlar değil “2 kalas 1 hevestir”. Yıllarca bizi her sene Sabancı Kültür Merkezi’nde küçücük yaşımızda sahnede kocaman insanlar gibi, hayatın karşısında çocuk bedeni ve çocuk yüreğiyle olsa da birer devmişçesine sahneye çıkartan Burhan hocamıza da bu vesileyle bir teşekkür etmek istiyorum. Ve onun sayesinde Sabancı Kültür Merkezinde en az yirmi kere oyun sırasında ve yüzlerce kez provalarda kullandığım kulise dair Ferhan Şensoy’un Dündeste kitabından kısa bir İzmit anlatısıyla yazıma nokta koymak istiyorum. Bu yazının yazıldığı günler bizim tam sene sonu oyun provalarımızı Sabancı Kültür Merkezi’nde yaptığımız günlere denk geliyor. Belki de hayran olduğum Ferhan Şensoy bir oyuncu olarak o kulisten çıktıktan on iki saat sonra 11 yaşındaki ben tiyatro yapma hevesiyle o kulise girip provaya ya da oyuna hazırlanmışımdır.

Doksan sekiz yılı, mayısın on sekizi, çık tuhaf soruşturma’nın ilk turnesi, Kurtiz’in sesi kısık, Baykal Kent gece nerde yemek yenilecek onun derdinde, Rasim evini terk etmiş bir erkek olarak indi İzmit’e, ekip yemeğe gitti, ben karımın hazırladığı sandviçleri yedim, Sabancı Kültür Merkezi’ne gittim, bir körfez rüzgarı, klakson sesi olarak dolaşıyor İzmit’te, her zamanki soyunma odamdayım, körfezde gemiler bildiğin gibi, ağaçlar büyümüşler, pencereyi bürümüşler, artık körfez görünmez gibi, devrisi gün On Dokuz Mayıs, gümbürt şakırt bir yağmur, gök gürültüleriyle uyandım, sanki bombalanıyor İzmit.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

10

Kibarcik - dr hıc merak etme allah cc dunyada bırbırlerını sevenlerı mahşerde beraber olacaklar heeee ne haıflanıyorsun yanına gıdeceksın veselam

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 23 Eylül 12:26
09

Nazmiye Bağcı Çaylıoğl - Çok teşekkürler... O harika bir sanatçıydı.

Ne güzel ki sizin kadar çok seveni varmış...

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 09 Eylül 16:38
08

Sema Karslıoğlu - Süper tam bir hayranlık bizimle paylaştığınız için teşekkürler

Yanıtla . 8Beğen . 1Beğenme 07 Eylül 16:01
06

Ayşe Sevgi Orhan - Sanki anlattıklarınızı sizinle birlikte yaşıyormuşcasına zevkle okudum.Yüreğinize,ellerinize,kaleminize ve emeğinize sağlık.Bu güzel paylaşımınız ve anlatımınız için çok teşekkürler.IŞIKLAR,NURLAR İÇİNDE UYUSUN GÜZEL İNSAN,GÜZEL VE BÜYÜK USTA...

Yanıtla . 7Beğen . 1Beğenme 07 Eylül 01:46
05

Aypar Altinel - Yazınızı zevkle okudum. Ellerinize yüreğinize sağlık. Ayrıca başınız sağ olsun.

Yanıtla . 5Beğen . 1Beğenme 06 Eylül 13:17
04

Betül İncedayı,,,,? - Bu yazıyı okuyunca sevgili Ferhan adına çok mutlu oldum,bir sanatçıyı böylesine sevgi ve saygıyla anmaktan daha güzel ne olabilir,,ayrıca aktardığınız bilgiler için teşekkürler,,,ışıklar içinde ol Ferhancım,,,

Yanıtla . 12Beğen . 3Beğenme 05 Eylül 19:18
03

Nesli - Arda Bey başınız sağolsun.

Spotfy da Ferhan Şensoy'un Soru Cevap podcast serisi var.Muhtemelen denk gelmişsinizdir. Şuraya birakiyorum

https://open.spotify.com/episode/3TRhAv5KJz7jpIcPV6LzXl?si=g0kyCOrDRQCE0zYgB50eFw&utm_source=copy-link&dl_branch=1

Yanıtla . 8Beğen . 1Beğenme 05 Eylül 10:11
02

Ayşegül Kara - Sabah bu yazıyı okuyarak güne başladım ve paramparçayım. Kaleminize aklınıza elinize sağlık hocam. Derslerde o ince ve akıl dolu, bizi kahkahalara boğan mizahınızın kökenlerini anlamış oldum. 2-3 haftada bir illa ki konunun gidişine göre ferhan şensoydan bir alıntı yapar, oyunlarını kitaplarını tavsiye ederdiniz. Hatta bir keresinde ferhan şensoyu sevmiyorum diyen bir arkadaşı baya rencide etmiştiniz :) Tavsiyenizle kitaplarından okuduklarım da oldu. Ama bu derece sizin için özel olduğunu bilmiyordum. Hem sizin hem sevenlerinin başı sağolsun.

Yanıtla . 10Beğen . 1Beğenme 05 Eylül 08:27
01

Engin Akkaş - Bir insanın hayran olduğu bir değer hakkında yazdığı en içten yazılardan biri ömrümde okuduğum. Kapsamlı inceleme yazınızı da lütfen geciktirmeyin.

Yanıtla . 13Beğen . 1Beğenme 05 Eylül 00:41


Anket İzmit Yürüyüş Yolu yıl sonunda bitecek mi?