Kendine yetebilme hali!

Kriz anlarında halkımızın kendi kendine yetebilme dürtüsü ile organize olması, sanırım son zamanlarda birçoğumuzun fark ettiği bir durum…

Ülkemizin uzun zamandır çeşitli krizlere maruz kalması, halkımızda kendine yetebilme kabiliyetini geliştirmiş görünüyor.

Öyle ki, ekonomik krizlere karşı yastık altı birikimlerle, siyasi krizlere karşı verdiği oylarla, afetlere karşı birlikte hareket ederek her olayın üstesinden gelme gayreti içerisinde olduğu görülmekte...

Yani halkımız kriz anlarında adeta “her şey” olabiliyor.

Belki sıra dışı bir misal teşkil edecek ancak gelinen noktayı göstermesi açısından önemli bulduğum bir örnek de bu sene yapılan üniversite sınavında soruların zorluğuna binaen öğrencilerin birçoğunun “gelecek yıl nasıl olacağı belli olmaz” düşüncesi ile tercih yapması…

Neticede, sınavın akabinde birçok eğitim danışmanın “puanlar düşecek” demesine rağmen belli bölüm ve okulların puanlarının, beklentinin de üzerinde yükselmesinde, belirttiğimiz endişe ile krizle baş etme psikolojisinin yatmakta olduğu kanısındayım.

Bir başka yazımızda ele aldığımız üzere, yurtdışında Türklerin, özellikle iş hayatında “ yangın söndürücü” olarak görülmesinde, yani kriz anlarında çözüm üreten olarak algılanmasında da milletçe yaşadığımız bu gibi deneyimler önemli rol oynamaktadır.

Ancak…

Her ne kadar kendi kendine yetebilme önemli ve gerekli bir beceri olsa da, bu becerinin, vatandaşlık bilincinin gelişmesine sekte vurabildiği de görülmektedir.

Çünkü bir milletin her kriz anında özne olarak bizzat çözüm üretmesi, resmi kurum ve kuruluşların görevlerini gereğince yapmamalarına “mazeret” olabiliyor ya da zemin teşkil edebiliyor.

Buna göre vatandaşlık bilinci gelişmiş bir halk bu kurumların görevlerini yerine getirmeme zafiyetine karşı bir baskı oluşturur ve görevlerini yerine getirmelerini sağlarken, vatandaşlık bilinci daha geride olan halk ise tepkisiz kalarak bu kurumları zafiyete sürükler.

Hayatta her şeyin dengede olması gerektiği gibi vatandaş ve devlet arasındaki ilişkide de denge söz konusu olmalıdır. Devletin yapacağı görevleri halk üstlenmemeli, devleti zinde kılmak için halk, hakları doğrultusunda, gerektiğinde hesap sorabilmelidir.

Halk ve devlet arasında güvenin tesisi de rol dağılımının uygunluğuna bağlıdır. Rollerin birbirine karışması zamanla güven eksikliğini doğurur.

Güven eksikliği ise bir ülkenin geleceği açısından önemli sorunlara sebep olur.

Bu minvalde halk olarak kriz anlarında resmi kurumların rollerini nasıl yerine getirdiklerine dair denetimi sağlayarak, kendimize yetme becerimizi “arttırmanın” yanında “kendimize verilecek hizmetin” sağlıklı ve verimli bir biçimde yerine getirilmesi hususunda da gereğini yapmalıyız.

Bir başka ifadeyle, herkesin kendi rolünü oynamasına da vesile olmalıyız.

Aksi halde rollerin karışmasının yarattığı kafa karışıklığı ve güvensizlik, hem kendimizin hem de resmi kurumların yıpranmasına yol açacaktır/açmaktadır.

Saygılarımla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nihal Özgirgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmit Yürüyüş Yolu yıl sonunda bitecek mi?