Kriz, Vatandaş, Planlama

Ülkemizin ciddi ekonomik bunalımda olduğu, bunun adına kestirmeden kriz desek de aslında bir kriz değil, ama çalkantı durumu olduğu ve olası bir krizin her geçen gün daha da büyüyerek illa ki bir gün geleceğini tüm aklı başında ekonomistler ve akademisyenler söylüyorlar. Kriz tanımı elbette insanların ceplerindeki paranın alım gücü düştükçe, birikimleri buhar oldukça, işsizlik korkusu arttıkça yaygın olarak kullanılıyor ama şu an içinde bulunduğumuz durum bir kriz değil; devasa bir krize doğru sürüklenme hali. Kısacası kriz noktasına gelene kadar bir şekilde siyaseten ve ekonomik olarak gemiyi sakin ve korunaklı bir limana çekemezsek; gelecek krizin büyüklüğü her geçen gün artıyor.

Elbette kriz denilen şeyin akabinde ülkelerin iflas etmeleri gibi sonuçlar da ortaya çıkabiliyor. Ülkenin iflas etmesi dendiği zaman insanların kafasında tam bir şey şekillenmiyor. Hizmetler sürüyor, bir şekilde insanlar yine işe gidip geliyor, hayat devam ediyor. Bir şirket iflas edince kepengi kapatır, elinde ne varsa borçlarına karşılık paylaşılır ve ticaret sahnesinden arkasında bir enkaz ve belki de iflaslar silsilesini tetikleyen bir aktör olarak çekilir gider. Ancak devletler iflas edince ülkenin kapısını kapatıp, hepimiz dünyanın bir yerine dağılıp buraları da kendi haline bırakmıyoruz. Batan para çok uzun vadeli ve çok yüksek faiz oranlarıyla yeniden yapılandırılıyor, bu parayı verenler ekonomi ve siyasete dair kural koyucu rolünü de üstleniyor. Hayat devam ediyor ama gelecek yirmi yılın otuz yılın olası ekonomik katma değeri de şimdiden ipotek altına alınmış oluyor.

Türkiye iflas eder mi?

Bu soruya yanıt verecek derecede büyük bir ekonomi bilgisine sahip değilim ancak ülkede dolarizasyon almış başını gitmiş durumdayken, devletin döviz rezervi sürekli erirken; dövizle borçlanmış ya da ticari hayatını sürdürmek için dövizle mal, hizmet, ara malı, hammadde almak zorunda olan bir sanayi ve ona bağlı hizmetler sektörüne sahip durumdayken tablo çok iç açıcı değil.

Ama şunu unutmamak lazım. Türkiye çok ciddi bir çalışabilir ve üstelik motive olduğunda da iyi bir şekilde çalışabilen insan gücüne sahip. İş insanlarımız risk almayı seviyorlar ve girişimcilik üst düzeyde. Dünya üzerinde belirli bir standardın üzerindeki ürünü en hızlı ve en ucuz şekilde gelişmiş ülkelerin pazarlarına sunabilen yegane ülkeyiz. Batı demokratik sistemi içindeyiz ve bu yatırımcılara ya da alıcılara ciddi anlamda hukuki güvenceler sağlıyor. Yetişmiş insan gücümüz çok fazla, lojistik konumumuz dünya üzerindeki en kupon noktada.

Türkiye’nin önündeki senaryolardan en kötüsü bile yaşansa; iflas kavramı belki teknik olarak geçerli olabilir ancak dünya üzerindeki diğer iflas etmiş ülkelerin hikayelerine baktığımızda, o noktaya geleceğimizi sanmıyorum.

Hayat Pahalılığıyla Mücadele Edilmeli

Makro ekonomik kavramlar, büyük rakamlar, dış ticaret, döviz rezervi, faiz, döviz kuru gibi büyük büyük kavramlar ve kelimeler üzerinden konuşuldukça ekonomik yaklaşımın perspektifi kayıyor. Kriz ortamında paramızın değeri sürekli düşerken bizim yapmamız gereken bir şekilde insanları pahalılık kıskacından kurtarmak olmalı. Zira insan sermayenizi yemeye başlarsanız; işte o gerçek anlamda bir iflasın gelişi demek olur. Ekonomik iflastan kolay çıkılır, sosyal iflas bir ülkeyi bir milleti yok eder.

Ancak ekonomi sürekli büyük kavramlar üzerinden konuşuldukça, halkın pahalılık karşısında yükselen tepkisini dindirmek ve bir çare bulmak için yine “büyük” kavramlar üzerinden bir siyaset geliştirilmesi ülkeyi yönetenlerin en büyük hatası olarak görülebilir. Zincir marketlere yönelik tutumun ne derece anlamsız olduğunu aklı başında herkes anlıyor ve görüyor. İktidar kanadı bunu yaparken muhalefetin popüler figürleri de bu söylemin peşine takılarak eli daha da yükseltip “hepsini şehir dışlarına taşıyacağız” gibi iktidarınkinden daha da absürt laflar ediyor.

Pahalılıkla mücadelenin temel hamlesi, üretim maliyetlerini düşürmektir. Yaşadığımız çağda gıda, telekomünikasyon, barınma ve ulaşım artık birbirinden ayrılmaz şekilde bir temel yaşam seti olarak görülmeli ve bu mal ve hizmetlerin üretimindeki girdi maliyetleri düşürülmelidir. Bunu yapmak için üreticiyi desteklemek gerekiyor. Genel bir popülizmle herkes aracılara söyleniyor ama aracılar da bu çarkın dönmesinde ciddi ve önemli bir role sahipler. Yapılması gereken üretenle aracılık edenin elde ettikleri kar oranlarını birbirine yaklaştırmaktır. Devletçi ekonomi atıl bir düzen kurar, ancak devlet gibi güçlü bir silah da yeri geldiğinde çekilmeli ve abartmadan belirli noktalarda hayat pahalılığının önüne geçecek adımların atılmasında ateşlenmelidir. Sonra yerine geri konmalıdır.

Tarım ürünlerinde kooperatifleşme ve bu yapıların etkin denetimi gerekli. Ulaşım konusunda yapılan yatırımlar güzel ve başarılı ancak kamuya yük yaratan yapıları belirli oranda gözden geçirilmeli; devletin imzasına güvenerek dünyadan finans piyasalarından borçlanmış sermaye grupları da komünist kafayla boğulmamalı. Barınma konusunda kira kontrolü gibi abukluklar yerine, gerçek manada sosyal konut projeleri planlanmalı ve buraların telekomünikasyon ve ulaşım altyapıları doğru organize edilmeli. Kentsel dönüşümün önündeki en büyük engel olan yerel imar planlarında merkezi bir düzenlemeye gidilmeli ancak bu yapılırken de betona karşı yeşil alan dengesi de insanın namusunu, onurunu, gururunu koruduğu gibi hassasiyetle korunmalı.

İşin özü gerekli olan şey bütüncül yaklaşım, akıldan ve bilimden beslenerek hareket etmek. Planlama yapmak ama işi planlı ekonomi gibi radikal noktalara taşımadan piyasanın dinamiklerini özgür bırakmak gibi her şeyi dengeli bir modelle yürütmekten geçiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Rambo - Doları düşürmek laf ile olmuyor.sen iktidar olarak dolar düşürmek için ülke içindeki insanları üretimi destekleme yapmak lazım.yoksa bende iş güç yok bende hayaller çok.bir ev alayım arabam olsun Nasrettin hoca hikayesi gibi dikenli tele takılan koyun yünleri gibi bir tezgah kurayım çalışmadan zengin olayım.politikalar hep yanlış bu dolar bu krizden yüzde yüz zamlı çıkacak (feed piyasaya para desteklerini bitirdiğinde) yani dolar fiyatı bu krizde 15 TL olacak.faizler düşük paralar dolara.biriktirebildigim her kuruşa dolar almaya devam bankaya yatirayimda param durduğu yerde değerini mi kaybetsin.bankalardaki bu hırsızlığın sebebi sensin MB başkanı ve ekonomiden iyi anlayan başkan.biri bizim birikimlerimizi çalıyor.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Ekim 08:31
01

Yapısal Problem - Sayın yazar Turkiyenin problemi çok fazla esnaf olması Almanya'da 1 milyon ülkemizde 5 milyon esnaf var.. bu kadar esnafı yaşatmak için devlet vergi almıyor sgk almıyor net cebe para koyuyor. Bunun içinde hazine bosaltilip esnafa dağıtılıyor.. Esnaf cenneti gibi ülke.. ancak ekonomi bu kadar yükü taşımakta zorlanıyor..bu yanlış politikanın gözden geçirilmesi lazım bu kadar esnaf olması doğru degil

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 05 Ekim 14:33


Anket İzmit Yürüyüş Yolu yıl sonunda bitecek mi?