Büyük beyaz perde

“Sinema size bir salonda oturduğunuzu unutturmalıdır.” (Roman Polanski)

Sinema ne inanılmaz bir şey… Boyumuzun neredeyse üç katı büyüklüğündeki bir perde ve bu perdenin üstünde akan kareler bazen ne çok şey anlatabiliyor bize.

Bazen yüz yaşındaki bir insanın bedenini, zihnini, düşüncelerini ve yaşantısını, bazense bir bebeğin saf aklını izliyoruz. Bazen o perdeden sinestezik bir kişinin adımları yansıyor beynimize, bazen bir tutku, bazen ölüm, bazense hayatın ta kendisini görüyoruz o büyük beyaz perdede.

Duygular sinema ile daha bir güzel gözükür gözümüze. Daha yaşanılabilir, daha mümkün olur her şey. Sinema icat edilmeden önce yaşamış bir insana “İki saat boyunca karanlık bir odada oturacak ve beyaz bir perdeden akan görüntüleri izleyeceksin. Bu görüntüler bazen seni ağlatacak kadar duygu dolu olmanı sağlayacak, bazense kahkahalarla güldürecek.” desek, bu kişi muhtemelen sadece güler. Bize pek inanmaz. Çünkü bu inanılacak gibi bir şey değildir. Sinemanın üstüne biraz düşünürseniz, bu durumu siz de fark edersiniz. Hiç tanımadığınız onlarca insan ile karanlık bir odada hiç konuşmadan, ses çıkarmadan oturup tek bir noktaya bakarak gülüp ağlayacak kadar duygulu olabilmek sahiden ilginç bir durum. Sinema ise bunu bize yaşatabilen nadir varlıklardan biri.

Sinemaya gitmeyi çocukluğumdan beri çok severim. Beni her daim inanılmaz mutlu eder. Bir yandan önümde hızlandırılmış koskoca bir hayat gibi akıp giden film, diğer yandan o filme verdikleri tepkileri yüzlerine yansıyan hiç tanımadığım insanlar ve o rahat koltuklara yayılıp heyecanla çevresine bakan ben…

Filmlerin her karesinde kendime ait bir şey bulmak, anlatılan konunun içime işlemesini sağlamak, yeni fikirler edinmek öyle hoşuma giden bir olay ki… Filmlerde izlediğim farklı bakış açılarını anlamak bana, düşünce dünyama çok fazla şey kattı. Bu yüzden düşünce dünyamda açan çiçeklere sahipsem, bunları onlar için yağmur gibi olan filmlere borçlu olduğumu düşünürüm.

Her filmin anlattığı kişi, olay, mekân, zaman farklıdır ve bu farklılık insanın yalnızca bir hayat yaşamasını engeller. Her film yeni bir hayattır bizim için. Bu yüzden bir hayat içerisinde yüzlerce yaşam yaşayabiliriz.

Şu ana kadar çekilmiş olan her filmin konusu farklı olsa da çekildiği yer mutlaka aynı. Dünya. Şu ana kadar izlediğiniz ve izleyebileceğiniz tüm filmler dünyada çekildi. Bu belki de hepsinin sahip olduğu tek ortak özelliktir. Ama artık her şey değişiyor. Film sektörü çok yeni bir döneme giriyor ve bu hem heyecan verici hem de biraz korkutucu. Çünkü Rusya uzayda çekilecek olan ilk film için aktörlerini seçti ve bu oyuncuları 5 Ekim 2021 tarihinde Baykonur İstasyonu’ndan Soyuz MS-19 füzesi ile uzaya gönderdi.

Evet, yanlış okumadınız. Uzayda çekilecek olan ilk film için 36 yaşındaki YuliaPeresild ve 37 yaşındaki KlimŞipenko Uluslararası Uzay İstasyonu’na bir uzay yolculuğu gerçekleştirdi. İnanılmaz bir şey, değil mi? Bir film gerçekten uzayda çekilecek ve biz bu filmi küçük gezegenimizde izleyeceğiz.

Sputnik’in yapmış olduğu açıklamalara göre “Vıyzov” (The Challenge) isimli film, bir doktorun sağlık durumu nedeniyle dünyaya geri dönemeyen bir kozmonotu uzayda ameliyat etmek zorunda kalmasını anlatacak.

Sinema sektörü ve insanoğlu olarak yeni bir döneme, yeni bir teknolojiye adım atıyoruz ve bu bana çok ilginç bir his veriyor. Uzayda çekilmiş bir filmi sinemalarda izlemek nasıl olacak? Bu soruya yanıt vermem çok zor. Ama bu yeniliğin bize vereceği hissiyatı sizlere anlatmaya çalışabilirim.

Kafamızı yıllar, uzun yıllar öncesine çevirelim. 1902 yılına gidelim. 1902 yılı insanlık için inanılmaz bir yenilikti. Çünkü bu yılda George Meleis tarafından ilk öykülü film çekilmişti. Bu film sessiz bir filmdi ve tamamen görsel bir sanattı ama bu kadarı bile insanları büyülemeye yetmişti. 1902 yılında çekilmiş olan bu filmin adı ise “Ay’a Yolculuk”tu.

Gördüğünüz üzere, insanlığın aklı 1902 yılında da 2021 yılında da aynı yerde. 1902 yılında Ay’a Yolculuk ismiyle uzay ile ilgili bir film çekilirken, 2021 yılında gerçekten uzayda çekilen bir film bizlere sunuluyor. Aradaki fark 119 yıl ve büyük bir gelişmişlik. Ama konu, anlatılmak istenen olay bir nebze de olsa aynı.

Bazı zamanlar teknolojinin bizi, insanları değiştirdiği ve robotlaştırdığı düşüncesine kapılıyorum ama bu benzerlik fikrimi biraz da olsa çürüttü. İçime huzur, mutluluk verdi ve bana bir şey hatırlattı. Aradan 119 yıl geçse de, teknoloji çağında olsak da biz aslında her zaman aynı insanız. Duyguları, merakları olan varlıklarız. Gelişiyoruz, ama değişmiyoruz. Duygularımız yerli yerinde duruyor. Bir film için heyecanlanıyoruz. Aynı 119 yıl önce yaptığımız gibi…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Korkut Akın - Yedinci sanat, bir diğer deyişle bütün sanatları bağrında buluşturan...

Her ne kadar ekip işiyse de yönetmenin estetik duygularıyla öne çıkıyor zaman içinde (oysa toparlayıcı, denetçi imiş bu görevi üstlenen...)

Teknoloji de belirleyici...bize "gözleri ışıldadı" yazmayın senaryonuza diye öğretmişlerdi şimdi gözün içinde bir dünya yansıyor.

Emeğine teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Ekim 22:22


Anket İzmit Yürüyüş Yolu yıl sonunda bitecek mi?