Reklamı Kapat

Kriz mi Tercih mi?

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta içinde faizi düşürme kararı birçok ekonomist ve uzman tarafından canlı yayında anlık olarak değerlendirilirken 200 baz puanı görünce hepsinin yaşadığı şoka bakıp açıkçası şaşırdım ve çok güldüm. Merkez Bankası’nın faizi düşürmeyeceğini, düşürse de 50, hadi bilemedin 100 baz puanlık bir göstermelik indirim yapacağı konusunda hemfikir bir hava hakimdi bütün bu uzman ve yorumcularda. Oysaki faizin ineceğini Cumhurbaşkanı gayet yüksek perdeden dile getirmişti.

Bu şaşkınlığın sebeplerine baktığımız zaman ne yazık ki ülkemiz ekonomistlerinin halen daha siyasetin gerçeklerinden kopuk bir şekilde değerlendirme yaptığını görmüş olduk. Bu uzmanların görüşleriyle ekonomik yatırım tercihi yapanların vay haline.

Son 5 senede dördüncü Merkez Bankası Başkanı görevini sürdürüyor. Önceki 3 başkan da iktidarın ekonomi politikalarıyla ters düşen para politikası kararları aldıkları için görevden bizzat Cumhurbaşkanı tarafından alındı. Böyle bir katı gerçek ortada dururken ekonomistlerin halen daha global para piyasası politikalarıyla eşgüdümlü karar alınması bekliyor olmalarını anlamak mümkün değil. Benim beklentim 500 baz puanlık bir düşüştü. Ama bir anda bu kadar sert bir hamle yapmaktan iktidar da çekinmiş olmalı ki 200 baz puanlık indirim yapıldı. Önümüzdeki aylarda yine peyderpey 100 – 200 baz puanlık düşüşlerle Nisan – Mayıs aylarına doğru faizin tek haneye indirileceğini ve o civarda da sabit tutulacağını, bunun da ekonomik değil siyasi bir kararla hayata geçeceğini düşünüyorum.

Zaten Para Politikası Kurulu toplantısından yaklaşık 10 gün öncesinde dünya finans çevrelerinden haberler aktaran yabancı kuruluşların haberlerine ve uzmanlarının yorumlarına baktığınız zaman bu indirimin kaçınılmaz olacağı da görülüyordu. İktidarın ekonomik yaklaşımının (doğru ya da yanlış) belirli bir yönde olduğu ve bu çerçevede kendi gittikleri istikamette tutarlı olduğunu söyleyebiliriz.

Enflasyonla Mücadele

Türkiye ne yazık ki 90’ların en büyük fenomeni olan enflasyon canavarıyla yeniden karşı karşıya. Sabit gelirli insanların ceplerindeki paranın alım gücü sürekli olarak düşüyor. Bunun önüne geçmek için faizin arttırılması ve neticesinde Dolarizasyon seviyesinin düşürülmesi çare olarak görülüyor. Ancak bu noktada da yatırım yapmak ve üretebilmek için sürekli borç para bulması gereken özel sektörün önüne ciddi ve aşılması imkansız bir engel geliyor. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumu.

Faizin düşmesi ve neticesinde dövizin yükselmesi şu anda bir tercih gibi görünüyor. Bu sayede ihracat rakamları büyüyor, Batılı ülkeler için Türkiye makul bir tedarik noktası haline geliyor. Dövizdeki artış ihracatı arttırırken ülke içindeki ithal ürün tüketimini de doğal olarak alım gücü düştüğü için azaltıyor. Bu da enflasyonu belirli kalemlerde aşağı çekebilmek adına bir yöntem olarak belirlenmiş gibi duruyor. Faizler düştüğü için özel sektör daha rahat kredi kullanabiliyor.Ancak petrol ve doğal gaz ithal eden, elektriğini de ağırlıklı olarak ithal ettiği enerjiden üreten bir ülke olarak kabı bu taraftan doldururken öteki taraftan boşaltıyoruz. Bu metodun uzun soluklu olarak uygulanması ve kemikleşmiş sorunlara çözüm olmayacağı muhakkak.

İhracat artıp ithalat azaldıkça cari açıkta da bir azalma olacaktır. Ancak neyin pahasına? Hane halkının elindeki paranın sürekli alım gücünü yitirmesi, sanayi şirketleri kar ederken mavi ve beyaz yakalı çalışanlarının aldıkları maaşın günden güne erimesi pahasına. Az önce belirttiğim gibi, bu bir iş bilmezlik değil bir tercih. Bu tercih yapan siyasi iktidar da seçime girdiğinde bu tercihinin sonuçlarını halkın önüne getirmiş olacak. Halk bu modelin devamından yanaysa iktidara onay verecek, bu modelin devamından yana değilse iktidarı değiştirecek.

Global Şartları Yok Saymayalım

Bugün dünyada pandemi sonucunda ortaya çıkmış olan lojistik maliyetlerinin kat be kat artmasının, hammadde tedarikinin giderek zorlaşmasının yarattığı neticeler doğrudan üretim ve ihracatımızı etkiliyor. Türkiye parasının değerini bilinçli olarak düşürürken; dünya piyasalarından alınan hammadde ve lojistik hizmetlerinin de fiyatları hem döviz cinsinden artıyor hem de TL cinsinden paranın değeri düştükçe bir kat daha artıyor.

Ağırlıklı olarak ithal hammadde ve ithal ara malı girdisi kullanan sanayimiz bu kur politikası neticesinde sadece işgücünden, ödediği vergilerden ve az olarak kullandığı yerli üretim unsurlarından bir parça kar ediyor. İç piyasaya mal vermeyi tercih etmiyorlar, dışarıya sabit fiyatı dövizle verip üretim hatlarının önümüzdeki çok uzun aylar boyunca yapacağı üretimi şimdiden satmış durumdayken; iç piyasaya sürekli olarak zam yapıyorlar ve fiyat listelerini artık aylık değil haftalık hatta günlük olarak müşterilerine iletiyorlar.

Bu durum iç piyasadaki küçük ve orta ölçekli üreticileri ve onlara hizmet sağlayanları, onlardan mal alıp son tüketiciye ulaştıran tedarik zincirindeki işletmeleri ciddi anlamda sıkıntıya sokuyor. Ancak burada yine global ve yerel şartların getirdiği açmazda bir tercih noktasında olduğumuzu görüyoruz. İktidar büyük sanayi kuruluşlarını mı kollayacak yoksa daha küçük ölçekli kurumları ve hane halkını mı? Gördüğümüz kadarıyla şu anda öncelik büyük sanayide.

Ben bugünün şartlarından bağımsızca; teorik olarak bu kararın doğru olduğunu düşünüyorum. Büyük kuruluşların insan kaynağı, know-how’u, global tedarik zincirlerindeki konumları ve nitelikli istihdamları bir kere sarsılınca yerine yeniden konması çok zor değerler. Üstelik küresel rakipler bir anda bu şirketlerin sarsılmalarıyla oluşan boşluğu vakumlayıp hem pazarda alan bırakmıyor hem de sonrasında iç piyasaya da hakimolabiliyorlar. Uzun vadede kaybeden yine ülke oluyor. Üstelik bu kuruluşların yerine yenilerinin kurulması çok büyük yatırım maliyetleri gerektiriyor ve doğası gereği ürkek olan sermaye; bu tip kötü örneklerden sonra yoğurdu daha bir üfleyerek yiyor.

Türkiye bir ekonomik dalgalanma içerisinde. Global ölçekte yaşananları da göz önüne aldığımız zaman bu ekonomik açmazın tüm faktörleri iç koşullara dayanmıyor. İktidar, yazının başlığında da belirttiğim gibi bu dalgalı denizden çıkmak adına bir tercihte bulundu. Kendi ajandasına uygun bir şekilde politikalarını uyguluyor. İşin siyasi tarafı başka bir boyut.

Seçim olduğunda bu ekonomik ajanda halktan onay alacak mı almayacak mı onu zaman gösterecek. Ancak kriz anlarında önceliğin bir şekilde büyük kuruluşlardan, yani değerli olanlardan yana belirlenmesine karşı çıkmak ucuz bir popülizmdir. Bir deprem ya da yangın anında evden kaçarken elinize tek bir şey alabilecekseniz en değerli şeyi alır kaçarsınız.

Öte yandan enflasyonun yarattığı sorunların insanların yaşam kalitesine, çocukların eğitim hayatına verdiği etkileri de göz ardı ederek sadece meta odaklı da olmamak gerekiyor. İşte bu durum zaten siyasetin bir sanat olduğunun; öncelikleri belirlerken denge faktörlerini de devreye almak gerekliliğin bir kanıtı. Bir şekilde insanların doymasını sağlamak ve eğitim maliyetlerinden asla feragat etmemek gibi nüanslar çok önemli.Siyaset bir sanat, ekonomi bir bilimdir. Bu ikisi arasında bir denge kurarak ilerlemek için gerekenlerin ne kadarı bugünün iktidarında ve alternatifi olan muhalefette var derseniz, benim görüşlerim iki taraf için de açıkçası pek parlak değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Esas Sebeb -

vergi odemeyen 4 milyon kadar esnaf-kucuk isletme sahibi var problem kisaca bu

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 24 Ekim 21:01
01

Rambo - Krizin sebebi yanlış zamanda faiz indirim kararını veren kişidir başkan dur.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 23 Ekim 20:33


Anket Sizce asgari ücrete ne kadar zam gelecek?