Reklamı Kapat

Otuz yaşındaki bebek

Bir bebek küçük gözlerini dünyaya ilk defa açtığı anda, onu büyük zorluklar bekliyordur. Artık nefes almayı öğrenmesi, ciğerlerini temiz hava ile doldurması, çevresindekileri görmeyi öğrenmesi, beslenmenin sadece bir kordondan ibaret olmadığını bilmesi gerekir. Pek çok konuda annesine bağımlı olduğunu düşündüğümüz bebekler aslında çok ama çok fazla şey öğrenir ve yaparlar. Bu yaptıklarını bazen fark ederek, bazense hiç fark etmeden, vücutlarından gelen içgüdüler ile yaparlar.

Her geçen gün yeni varlıkları tanır ve onları öğrenirler. İlk olarak gözlerini açtığı bu ilginç dünyadaki tek canlının annesi olmadığını, annesi gibi uzun boylu ve kocaman olan pek çok başka yaratığın var olduğunu anlar. Bu yaratıkların yüzlerinin hep farklı olduğunu fark eder, ama onların nereden geldiğini bir türlü öğrenemez. Hiçbirini de tanımaz; bu yüzden bazen korkar, ağlamaya başlar.İlginç bir durum daha vardır onun için. Gelen ve ona bakan bu kişiler beklenmedik bir şekilde var olur, sonra da bir anda yok olurlar.

Bir süre sonra annesi onu çok farklı bir dünyaya götürür. Bu onun doğru düzgün bir şekilde hiç göremediği bir yerdir, ilk defa inceleyebilir çevresini. İşte bu anda bebek, tüm dünyanın yalnızca evinin güvenli dört duvarından oluşmadığını görür. Eskiden tüm dünyası sandığı evine gelen insanların bu ucu bucağı olmayan yerden geldiğini anlar. Bu dünyanın masmavi bir gökten, yemyeşil bir yerden oluştuğunu fark eder. Onun içini rahatlatan bir şey daha olur bu anda. Annesinin de tüm dünyadaki her insanı tanımadığını fark eder. Güvenli dört duvarına, evine gelen insanları tanımayıp ağlamak bir suç değildir artık. Çünkü annesi de evi olan dünyayı ve bu evde rahatça dolaşan insanların hepsini tanımıyordur.

Bebek büyür. Belki annesi kadar kocaman olamaz, ama artık dişleri vardır. Saçları, kaşları vardır. Yürümek için ayakları, bir şeyler tutmak için elleri, arada bir kelimeler söyleyen bir ağzı vardır. Büyümüştür bu bebek, ama hâlâ öğrenilecek çok şey vardır. Bunlardan en güzeli kelimelerin muhteşem genişlikteki dünyasıdır. Meraklıdır bu bebek, duvara neden duvar dendiğini, buna kimin karar verdiğini merak eder. Tam olarak ifade edemez bu merakını, bu yüzden kendi kendisine çözmeye çalışır ama çok da başarılı olamaz. Bu yüzden bu soru büyük bir çocukluk merakı olarak zihninin küçük bir bölümünde kalır.

Daha da büyür bizimki. Okul denilen bir yere gönderilir. Sayılar vardır bu yerde, sorular ve cevapları vardır. Renkler, arkadaşlar, güzellik ve eğlence, bazen de hüzün vardır bu yerde. Bu yeri ne kadar sevmediğini düşünse de içten içe oraya gitmek için can atar.

Boyu uzamaya, zihni gelişmeye devam eden bebeğimize bakın siz! Elimizde büyüyor resmen. Çocuğumuzun büyüme sürecinde en çok duyduğu cümlelerden biri muhtemelen “Elimizde büyüyor”dur. On altı yaşında bir birey olarak bu cümleyi ben de pek çok kez duydum ve inanın, doğru bir bilgi olmasına rağmen insanı daha çok sinirlendiren başka bir cümle muhtemelen daha önce hiç kurulmamıştır. Neden bilemiyorum ama bu cümlede insanı ciddi bir şekilde huzursuz ve rahatsız eden birçok düşüncenin varlığını hissedilir. Bundandır ki ergenliğe adımını atmış bir kişi için dünya yeterince isyankâr bir bölge iken böyle bir cümle ile karşı karşıya kalmak bütün sinir uçlarını uyarabilecek nadir olaylardan biridir.

Elimizde büyümüş olan çocuğumuz artık pek de çocuk değildir. Sınavlarla, stres kavramıyla, çok büyük olduğunu düşündüğü sorunlarla karşı karşıyadır. Bazen bu sorunlar gerçekten gezegenler kadar geniştir, bazense onun düşünceleri onları bu hâle getirir.

Bu süreçte gelişen bir durum daha vardır. Çocuklara, gençlere özgü olan o güzel bakış açısı değişme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Bu bakış açısı yaşanılan olaylar ile değişir, başkalaşır. Bu değişim kişiye çok korkunç gelebilir. Çocuğun masallarda dinlediği o canavarlar artık gerçek olmuş ve gençlik ile yetişkinlik arasındaki kapıda bekliyordur. O kapıya doğru yürürken mahvolur insan. Canavardan korkar ve yetişkinliğe gitmek istemez. O canavarın ona zarar vereceğini, yetişkinlikten kaçması gerektiğini, bu şekilde o canavara yakalanmayacağını düşünür. Bu yüzden bazıları kaçar. Bu kaçış zamanı durduramaz, kum saati akmaya, yıllar geçmeye devam eder. Aynı o şarkıda söylendiği gibi:

“Dünya dönüyor sen ne dersen de
Yıllar geçiyor fark etmesen de…”

Kaçanlar yılların geçtiğini fark etmek istemez. Kaçarlar geleceklerinden ve geçmişe bağımlı kalırlar daima. Onları kurtaracak bir şey yoktur. Çünkü yetişkinlik kapısının önünde gördüğü canavardan çok daha büyük ve korkunç bir canavarın eline düşmüştür artık. Fakat onu, bu korkunç canavarı-diğerini gördüğü gibi-göremediği için ondan korkmaz. Duyuları onu yanıltır ve bu yanılsama ile tüm hayatını, tüm zamanını, kum saatindeki tüm kumu o kudretli canavara teslim eder.

Bir de kaçmayanlara bakalım, onlar neler yapmış görelim. Kaçmayan, kapıdaki canavardan korkmayan kişiler, yetişkinlik kapısının ardındaki güzelliği görebilenlerdir. Her zamanın içindeki güzelliği görebilirler. Görünen bir kötülüğün-bu kötülük ne kadar korkunç gözükürse gözüksün-aslında o kadar da kötü olmadığını bilirler. O canavarı evcilleştirip yollarına öyle devam ederler. Bu yüzden onlar mutlu olurlar. Kum saatini, içindeki kum tanelerinin her birini çok severler.

Kaçan kişiler geçmişlerine dönmek, yaşlanmamak, büyümemek isterler ve sahiden de gitgide yeni doğmuş hallerine geri dönerler. Düşünemez, dünyayı tanıyamazlar. Kendilerini geliştiremedikleri için birine, bir şeye bağımlı olmak onlara iyi gelir. Düzgün karar veremezler. Aynı yeni doğmuş bir bebek gibi davranırlar. Tam olarak gelişmiş olmaları gerekirken yeni yeni gelişirler. Yazımın başında bebeklerin aslında düşündüğümüzden çok daha fazla şeyi başardığını söylemiştim. Fakat bu durum sizi yanıltmasın. Bebeklerin yaptıkları ve önceki cümlelerde üstünden geçtiğim bu şeyler yeni doğmuş bireyler için birer başarıdır. Size soruyorum: Otuz yaşındaki bir bebek için bunlar başarı mıdır? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder

# çocuk

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce asgari ücrete ne kadar zam gelecek?