“34 milyar dolarlık salkım”dan payımıza ne düşüyor?

Siz de benim gibi “üzüm sevdalısı” mısınız, bilmem.

Meyveyi ölçülü yiyorum, ama üzüm mevsimi başlayınca ipin ucu kaçıyor.

Üzüme düşkünlüğüm, çocukluk yıllarında başlar.

Yalvaç’ta (Isparta), bağ bahçe içinde büyüdük.

Kapalı ekonomi döneminde; kırsal kesimde herkesin bağı, bahçesi, tarlası, ahırında koyunu- ineği-mandası, kümesinde tavuğu- kazı- hindisi olmak zorundaydı.

Aileler, ne yiyeceklerse ne içeceklerse kendileri üretirdi.

Bu nedenle bağ, çok önemliydi.

Yaş üzüm, sonbaharda sofralardan eksik olmazdı, bazen ekmeğin yanında katıktı.

Akşama doğru ekmeğimizi alır bağa gider, sevdiğimiz bir asmanın başına çömer karnımızı doyururduk.

Kuru üzüm, uzun kış gecelerinin cevizle birlikte atıştırmalığıydı.

Okula giderken cebimizden eksik etmediğimiz çerezdi.

Pekmez, evlerdeki tek “tatlı” idi.

Baklava yapılır, pekmezle tatlandırılırdı.

Höşmerim yapımında da yine pekmez kullanılırdı.

Soğuk kış günlerinde karda oynamaya çıkmadan içimizi ısıtmak için mutlaka pekmez içerdik.

Yine pekmez, yeni yağan karın içine döküp kaşıkladığımız dondurmaydı.

Üzümden yapılan pestil ve şıra, yine sofralarımızın vazgeçilmezleriydi.   

Bütün bunları neden yazdım?

Asma kültürünün anavatanı kabul edilen bir ülkede yaşıyoruz.

Anadolu’daki bağcılığın tarihi M.Ö. 5000 yılına kadar dayandığı biliniyor.

Bağcılık açısından çok elverişli ekolojik koşullara sahibiz, bu nedenle çok sayıda sofralık, kurutmalık ve şaraplık üzüm çeşidimiz var.

Saymaya çalışalım…

Sofralık üzüm çeşitlerimiz: Sultani Çekirdeksiz, Razakı, Hafızali, Yuvarlak Çekirdeksiz, Ata Sarısı, Trakya İlkeren, Barış, Cardinal, Hatun Parmağı, Müşküle, Çavuş, Horozkarası, Yalova İncisi, Tilki Kuyruğu, Pembe Gemre…

Kurutmalık üzüm çeşitlerimiz: Çal Karası, Sultani Çekirdeksiz, İskenderiye Misketi, Besni, Dımışkı, Rumi, Dimrit, Banazı Siyahı, Kerküş, Sergi Karası…

Şaraplık yerli üzüm çeşitlerimiz: Kalecik Karası, Boğazkere, Öküzgözü, Narince, Bornova Misketi, Karasakız, Papazkarası, Yapıncak, Vasilaki, Ada Karası, Çal Karası, Emir, Beylerce…

Şaraplık yabancı üzüm çeşitlerimiz: Cabernet Sauvignon, Carignan, Alicante Bouschet, Syrah, Merlot, Chardonnay, Sauvignon Blanc…

Hepsi bu kadar değil, ben aklıma geliverenleri yazdım.

Araştırma sonunda ülkemizde tam 1435 üzüm çeşidi olduğu belirlenmiş.

Ancak bunlardan sadece 60’ı yetiştiriliyor.

Tamam, bağcılık yönünden mükemmel ekolojik koşullara sahibiz…

Tamam, çok sayıda üzüm çeşidimiz var…

Ancak  “kullanım oranları” araştırıldığında, üzümden yeterince “katma değer” elde edemediğimiz ortaya çıkıyor.

Çünkü yetiştirdiğimiz üzümlerin yüzde 30’unu sofralık, yüzde 37’sini kurutmalık, yüzde 30’unu pekmez-pestil-sucuk-şıralık ve sadece yüzde 3’ünü şaraplık olarak değerlendiriyoruz.  

Dünya üzüm üretiminde beşinciyiz, ama…

Hiç “bağ bozumunda” bulundunuz mu?

Bulunmadınızsa, üzüm bölgelerine turlar düzenleniyor, birine katılın.

Bağ bozumu, toprağın bütün zenginliklerinin sergilendiği günlerdir, toprağa duyulan minnetin simgesidir.

Bu minnet, bazı bölgelerde davullu zurnalı eğlenceler düzenlenerek gösterilir.

Hele Fransa, İtalya ve İspanya’da bağ bozumunun anlamı daha başkadır.

Bağ bozumu, bu ülkelerin çiftçileri için ciddi bir ekonomik kazancın ilk adımıdır.

Çünkü bu ülkeler, bağ bozumu sonunda “milyar dolarlar” elde ederler.

Bizim gibi bazı ülkeler de “milyon dolarlarla” yetinirler.

Lafı daha fazla uzatmadan söyleyeyim…

Türkiye; dünya üzüm üretiminde İspanya, Fransa, Çin ve İtalya’nın ardından beşinci sırada.

Ancak üretimdeki başarısını “katma değer yaratmada” gösteremiyor.

Üzümü yetiştiriyoruz, yaş olarak soframızdan eksik etmiyoruz, kurutup değerlendiriyoruz, pestilini, sucuğunu, şırasını yapıyoruz, ama daha ötesine geçemiyoruz.

Neden geçemiyoruz, çünkü ülkemizde tarımsal ürünlerde “katma değer yaratma iklimi” henüz oluşturulamadı.

Bunun en çarpıcı örneği, fındık!

Dünya fındık üretiminde lideriz, dünya üretiminin ortalama yüzde 70-75’ini biz karşılıyoruz, ama fındıkta katma değeri Avrupa ülkeleri yaratıyor.

İşin kaymağını İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler yiyor. 

Bizde “bağcılık” denildiğinde…

Özetlersek…

Bizde “bağcılık” denildiğinde, “yaş sofralık üzüm” ve “kuru üzüm” akla geliyor.

Bu ikisinin de katma değeri yok.

Katma değer denildiğinde ise bizim aklımıza “pekmez, sirke, şıra” geliyor.

Oysa bağcılıkta esas katma değer şarapta!

Ama biz şarap üretimini malum nedenlerden dolayı desteklemiyoruz.

Bırakın “destek” olmayı, pazarlama ve ihracatı ile ilgili politikalarda inadına “köstek” oluyoruz.

Neden?

Şarap üretimini desteklemek, “siyasal İslam” peşinde koşan iktidarın politikaları arasında yer almazmış.

Dini siyasetin ve ticaretin içine soktuğumuzda, sonunda olacağı bu!

Dünyanın İspanya, Fransa, İtalya ve Avustralya gibi belli başlı üzüm üreticileri, şarap ihracatından deve yüküyle para kazanırken, biz ağzımızı açıp bakıyoruz.

Rakamları vereyim…

2020 yılında küresel şarap ihracatı 34 milyar doları aşmış. (*)

“34 milyar dolarlık salkım” denmesi ondan…

Tahmin edeceğiniz gibi, küresel şarap ihracatının yüzde 74’ü, yani 25.2 milyar dolarlık kısmı Avrupa ülkelerinden.

Yine tahmin edeceğiniz gibi, Avrupa ülkeleri içinde başı 10 milyar dolarla Fransa çekiyor.

Fransa, dünya şarap ihracatının yüzde 29.2’sini tek başına karşılıyor.

Fransa’yı 7.2 milyar dolarla İtalya izliyor.

İspanya’nın şarap ihracatı ise 3.1 milyar dolar.

Dördüncü sırada 2.1 milyar dolarla Avustralya, beşinci sırada ise 1.8 milyar dolarla Şili var.

Bu 5 ülke dünya şarap ihracatının yüzde 71’ini karşılıyor.

Türkiye’nin “şarap” durumu

Yazımın başında da belirttiğim gibi, Türkiye dünyanın beşinci büyük üzüm üreticisi.

Ama gel gelelim, üzüm üretiminden yeterince “ekonomik kazanç” elde edemiyoruz.

2020’deki toplam şarap ihracatımız ne kadar biliyor musunuz?

Sadece 6.9 milyon dolar.

Yanlış okumadınız, “altı nokta dokuz” milyon dolar.

34 milyar dolardan, biz sadece 6.9 milyon dolarlık pay alıyoruz.

Bizimle birlikte dünyanın en büyük üzüm üreticileri arasında bulunan bir Fransa’nın, bir İtalya’nın, bir İspanya’nın şarap ihracat tutarlarına bakın, bir de bizimkine bakın!

“10 milyar dolar” nerede, “7.2 milyar dolar” nerede, “6.9 milyon dolar” nerede?

Gördüğünüz gibi, bağcılık konusunda da böylesine aciz, böylesine gülünç bir durumdayız.

Bırakın “yeni avantajlar yaratma” peşinde olmayı, “fındık ve üzümde sahip olduğumuz avantajları” bile değerlendiremiyoruz.

                                               ******

Sevgili okurlarım, yazıya “keyifli” başladık “can sıkıcı” bitirdik.

“Bağcılık” da olsa işin ucu ister istemez ülkemizin kalkınması, huzuru ve ülkemizi yönetenlerin vurdumduymazlığına dayandı ve yazının neşesi kaçtı.

Ben yine de size “neşeli bir pazar” diliyorum.

 

(*)-İhracat rakamlarında, İrfan Donat’ın Oksijen Gazetesi’nde yayınlanan yazısından yararlandım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Cengi̇z Şahi̇n - Güzel bir pazar günü yazısı olmuş Tanzer Bey

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Kasım 15:42
02

Tekin 41 - BU LKEDE AMAC UZUM YEMEK DEGİL BAGCİ Yİ DOVMEKTİR

Yanıtla . 3Beğen . 1Beğenme 14 Kasım 09:23


Anket Asgari ücret zammından memnun musunuz?