Reklamı Kapat

Beklenmedik Bir Şey Yok

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta 100 baz puan faiz indirmesi üzerine bir kısım yorumcular “beklenmedik indirim” yorumlarını yaptılar. Canlı yayınlarda şok oldular. O toplantıdan bir gün önce Cumhurbaşkanı “faiz inecek, faiz indirmezlerse görevden alırım” minvalinde bir konuşma yapmışken; bizlerin erişimi olmayan kulis bilgilerine Türkiye’de parasını işleten global finansal yatırımcılar erişmiş ve bir gün öncesinden fiyatlamayı da bu indirime göre yapmışken halen daha bu karara şaşılmasını anlamak mümkün değil.

İktidarın bir ekonomi ajandası var, bu bize doğru da gelse yanlış da gelse bu çerçevede hareket edeceğini artık görmek ve yorumları buna göre yapmak gerekiyor. Bu politika halkın oylarıyla seçilmiş bir yönetimin ısrarla taviz vermediği ve uğruna genel geçer teamülleri ortadan kaldırarak Merkez Bankası Başkanlarını bir gece yarısı görevden alma eylemlerini sıklıkla da yaptığı bir ajanda. Bunu eleştirebilir, kızabilir ve karşı çıkabilirsiniz. Halk da aynı şekilde ilk seçimlerde bu yöntemi onaylayıp onaylamadığını sandıkta iradesini ortaya koyarak gösterir. Bunlar ayrı bir nokta. Ancak benim anlamadığım bu ajandaya sımsıkı bağlı bir iktidarın yapacağını söylediği bir şeyi yapınca birilerinin halen daha şaşırması.

Ekonomik göstergeler ve küresel iktisat teorilerince yanlış olarak değerlendirilse bile bu iktidar bu ajandayı hayata geçiriyor. Muhalefet bunu beğenmiyorsa eleştirecek, çözümünü ortaya koyacak. Yorumcular olasılıkları değerlendirecekler. “Doğru olan değil, ama görünen o ki bunu yapacaklar” demek bir yorumcu açısından kurması çok da zor bir cümle olmasa gerek. Ama şaşırmaya şaşırdığımı söyleyebilirim.

Her ay Para Politikası Kurulu toplanmadan bir iki gün önce dövizdeki hareketlere baktığınız zaman zaten çıkacak kararı kestirebiliyorsunuz. Ülkeye milyarlarca dolar sokmuş olan yatırımcılar elbette bu parayı bizim arkadaşımıza havale yaptığımız gibi iki tuşla getirip iki tuşla götürmekle yetinmiyorlar. Karar alıcılarla, onlara yakın kaynaklarla iletişim halindeler, ne olacağına dair öngörüler ve kulis bilgileri mutlaka alıyorlar. Ve mevzu netleştikten sonra PPK kararına 48 saat kadar kala kendi paralarının değerini korumak ve daha fazla kar edeceklerini düşündükleri bir yer varsa oraya götürmek adına işlem yapıyorlar. Çoğu yorumcudan elde edeceğiniz bilgi ve öngörüden daha fazlasını piyasa hareketlerine bakarak elde etmek hem daha kolay hem de daha net sonuçlar veriyor.

Faiz İndirimi Sürecek

Cumhurbaşkanı ve ekonomi kurmaylarının kafalarındaki teoriye göre faiz düşmedikçe ekonominin hareketlenmesi mümkün değil. Bir işletmenin verimini ve karını arttırmanın temel yolu sermaye devir hızını arttırmaktır. Bu da öz sermayesinin ötesinde ticari hamleler yapılması için ucuz krediye ulaşmak, o parayla yeni iş yapmak ve kazançla hem krediyi, hem de düşük faizini ödemek ve sonrasında da kar elde etmekle mümkündür. Buraya kadar her şey normal. Ancak işin çıkmaza girdiği nokta bizim ülkemiz onlarca yıldır sürekli olarak sene sonunda gelir gider tablosu zarar yazan bir ekonomi. Bu zararı kapatmak için sürekli olarak dış piyasalardan, global finansal oyunculardan para bulmak zorundayız. Bu da faiz düşük olduğu zaman çok mümkün olmuyor. Faiz düşünce içeride kullandığımız ama sahibi olmadığımız para ülkemizin finansal enstrümanlarından çıkıp gidiyor. Giderken de Türk Lirası’nı dış piyasaya götürecek hali olmadığı için parasını döviz yapıyor. Piyasadan ciddi miktarda dövizi alıp gidince de dolaşımdaki döviz miktarı düşüyor. Sayısı azalan ve talebi artan her malda olduğu gibi dövizde de aynı durum oluyor ve fiyatlar yukarı yönlü bir depara başlıyor.

Bunun dışında devletin ve özel sektörün devasa döviz borçları için de sürekli olarak kazandığı Türk Lirasını piyasada dolaşan dövizle değiş tokuş etmesi gerekiyor. Yani sürekli döviz satın alıp yurtdışına, paranın asıl sahibine ödemek gerekiyor. Tabi bir de doğalgaz, doğalgaza dayalı elektrik, yakıt, yakıta bağlı olarak her türlü üretim ve lojistik de dövize endeksli olduğundan; biz bunları dışarıdan satın aldığımız için sürekli olarak döviz arttıkça pahalanıyor.

Hem faizler indiği için dışarıdan gelmiş para gidiyor, hem dış borç ödemeleri için gidenlerin ardından kalan dövizin de bir kısmı satın alınıp dışarı veriliyor, hem de üretimden lojistiğe dev bir çarkın dişlileri dövizle dönüyor. Tabi daha bu kadar da değil. İşin içine bir de rekorlar kıran ihracatımızın %70 civarında hammadde ve ara ürün gereksinimi de dışarıdan alındığı için buralara da sistematik olarak döviz ödüyoruz. Bir döngü kapsamında sonrasında o daha yüksek bir oranda geri geliyor ama nihayetinde düzenli olarak piyasadan o döviz çekiliyor.

Sözün özü ülkemizde dövizi önemsememek, yok saymak, göz ardı etmek gibi bir lüksümüz yok. Döviz fiyatlarının ya çok çıkması ya çok düşmesi gibi büyük dalgalanmalar herkesi bir anda felç ediyor. İstikrarlı şekilde belirli bir süre dahilinde erişeceği rakam belli olsa, herkes ona göre ticaretini planlayacak ve yarının fiyat artışı riskini şimdiden kompanse etmeye çalışmayacağı için enflasyon da belirli oranda kontrol altında olacak.

Faizi Savunmak Anlamsız

Türkiye’nin bugün belirli bir oranda faizleri tutması gerekiyor, ancak iktidar bunu sürekli olarak aşağı çekiyor. Bu seçimle aldıkları yetki kapsamında kullandıkları yönetme hakkını yine kendi doğru bildikleri çerçevede, kendi yönetim önceliklerine göre uygulamalarıdır. Sonuçları olumludur, olumsuzdur bu ayrı bir konu başlığı.

Bugün ne yazık ki iş yine öyle bir açmaza geldi ki iktidarın çok rijit bir şekilde savunduğu ve büyük kısmı kısa vadede yarattığı sonuçlar çerçevesinde hatalı olarak değerlendirebileceğimiz görüşe karşı bir kısım karşı çıkanlar ölümüne faizi savunur hale geldiler. Bugün faizlerin belirli bir oranda olması kanayan yarayı durdurmak için yapılması gereken acil müdahaledir. Ancak sonrasında yüksek faizle bizimkisi gibi her sene hazinesi eksi yazan, özel sektörü ve halkı borçlu bir ülkenin yaşaması imkansızdır. Doğru bir yol haritası çıkartılmalıdır. Yüksek faiz iyi değildir ama şu an gereklidir. Bir nevi acı bir ilaç gibi düşünmeliyiz. Ama konuyu sadece faiz indi faiz çıktı diye tartışmak mantıklı insanları al birini vur ötekine demek zorunda bırakıyor.

Türkiye bugün ciddi oranda alım gücü erimekte olan bir ülke. Her birimizin cebindeki para, her geçengün enflasyon karşısında eziliyor. Açıklanan %20 enflasyon oranı bir kısım bilimsel çerçeveler ve ölçümler kapsamında doğru olabilir ancak sıradan insanın kira, elektrik, su, ısınma, yol, telefon, internet, gıda, okul alışverişi gibi evine giren paranın %80-90’ını düzenli ve zorunlu olarak harcadığı ürün ve hizmetlerde enflasyon %20’nin çok üzerinde. Bu sebeple önceliğimiz halkın temel giderlerinin fiyat artışını engelleyecek bir yol haritası çıkartmak ve buna sımsıkı bağlı kalmaktır.

Asgari Ücret Kararı En Büyük Risk

Önümüzde asgari ücret görüşmeleri var. İktidar “enflasyondan yüksek olacak”diyor yani bu demektir ki en az %20-22 oranında bir artış gelecek. Bu çerçevede bakınca mal ve hizmetlerin de fiyatlarında yılbaşı itibariyle doğrudan buna yakın bir artış beklemeliyiz; çünkü iç piyasada tüketilen hemen her mal ve hizmet ülkemizde ne acıdır ki hala emek yoğun şekilde üretiliyor. Yani işçilik, toplam üretim giderinin ciddi bir payı.

Bunu dikkate alırsak DİSK gibi “arkaik sosyalist” kafaların istediği 5.200 TL gibi rakamlar insanların yaşam standartlarını korumak adına geçerli görünse de bir sonraki aşamada o 5.200 TL’yi veremeyecek olan küçük ve orta ölçekli işletmelerin başlatmak zorunda kalacağı eleman çıkarma dalgası neticesinde çok daha vahim sonuçlar ortaya çıkar.

Siz asgari ücrete %500 zam yapın, iki ay sonra enflasyon da %500 olacaktır. Bu en temel ekonomik çıkarımları yapmaktan aciz taleplerin dikkate alınmaması ve sadece gülünüp geçilmesi gerekiyor. Evet, bugünkü asgari ücret ve üzerine %20 zam rahat yaşamı sağlamıyor ve sağlamayacak ama burada bir şovenizme giren sendikalar ve muhalifler; sadece popülizm yaparak yarını düşünmeden “bugün attığım nutuk çok alkış alsın, twitim beğeni rekorları kırsın” hevesinden öte bir amaca hizmet etmeyen, ucuz bir harekettir.

Aslolan vatandaşın temel giderlerinin fiyatlarını bir şekilde kontrol altına alıp ucuzlatmak ve asgari ücretle çalışan insan sayısını azaltacak istihdam politikalarını konuşmak olmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Osmanli - Hocam , iktidar partisi temel olarak osmanli ekonomi görüşünü temel alıyor , pazara bol mal getirmek gerekirse yerli üretici iflas etse de ithalati serbest bırakmak.. temel görüş bu. İkinci temel görüş de esnaftan vergi almamak hatta esnafa para dagitmak.. .. bu görüşler ise yariyor mu..derseniz şu an o deneyin içinde yaşıyoruz sonucu yaşayıp göreceğiz..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Kasım 19:27


Anket Sizce asgari ücrete ne kadar zam gelecek?