Reklamı Kapat

Gani Yurtsever ile “KAÇUNKA” üzerine…

Yazmak, yaşamımın bir parçasıydı, ama ‘kitap’, daha çok ‘yazmak korkusu’ nun geri plana ittiği bir değer oldu. Okurun, özellikle öğretmen ve öğrencilerimin beni nasıl karşılayacakları tedirginliği, okunabilir yapıt sunamama çekincesi beni yazmada ileri yaşlara taşıdı. Yani, dile ve okura saygı beni geciktirdi.” diyor Gani Yurtsever yazmaya başlamadan önceki edebiyatla ilgili hayallerini anlatırken. Ve KAÇUNKA yayımlanınca yaşadığı bu korkuların ne kadar yersiz olduğunu düşünüyor. Yendiği bu korkular doğrultusunda yeni kitaplarıyla bizleri buluşturacak Gani Yurtsever.

Gani Bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1948’de Makedonya’nın bir orman köyü olan Yakrenova’da, kalabalık bir evde dünyaya geldim. Dokuz - on yaşlarıma kadar bağımızda, çayırlarda, ormanımda özgürce yaşadım. Çok mutlu geçen çocukluk yıllarım, büyüklerimizin Türkiye’ye dönmek istemesiyle yeni bir dönemeci görecekti. Öyle de oldu; 1957 Mayıs’ında her kilometresi yeniliklerle, güzelliklerle örülü tren yolculuğuyla Sirkeci Garı’ndan denizi görecektim ve yetmiş dört yaşıma beni taşıyacak zorlu bir yaşam başlayacaktı.

İlkokula başladığım Eylül 1957’de, Edirne’ye girdiğimde öğrendiğim su ve ekmek sözcüklerine, Sait Faik, Reşat Nuri, Nazım Hikmet, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Yaşar Kemal, Ruşen Hakkı’nın dil ustalığına uzanan Türkçe sevdası eklenecekti. Çocukluk dillerim Arnavutça ve Makedonca’m, zamanın acımasızlığına uğrarken Türkçe, öğretmenliğini yapabileceğim güzelliğe ulaştı. İlköğretmen Okulu, Eğitim Enstitüsü, Lisans Tamamlama ile bütünleştiğim Türkçe’mle türkü söyledim, topluluklara seslendim; yerel gazete ve dergilerde yazı yazdım ve Türkçe- Türk Dili Edebiyatı Öğretmenliği ile ekmek kazandım.

Toplumsal uğraş içinde sürgünler ve cezaevleri, kişiliğimin çelikleşmesinde yararını gördüğüm çilelerim oldu. Yaşamımın her anını sevdim ve halen çok sevebileceğim atılımlar içindeyim.

Yazmaya başlamadan önce edebiyatla ilgili bir hayaliniz var mıydı? Yazmak fikri sizde nasıl oluştu? Yazmanın sizin hayatınızdaki yeri nedir? 

Sınıf ve okul içi yazılarımı bir yana bırakalım; geniş okur kesimine ilk seslenişim 1966’da Arifiye İlköğretmen Okulu SESİMİZ dergisiyledir. Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü yıllarında Devrimci Yorum’da ve Balıkesir bir yerel gazetede yazılar yazdım. Kocaeli’de Nedim Akkaya’nın yönettiği Türkyolu Bizim Şehir’de Naci Girginsoy, Ertuğrul Kazancı ve İsmet Kemal Karadayı ile yazı komşuluğu yaptım. Mahir İrfan Benli’nin yönettiği sayfada da kısa yazılarım oldu.

Arifiye İlköğretmen Okulu’nda son sınıftayken düzenlenen öykü yarışmasında “Bir Şarkı ve Bir Türkü” adlı öyküm çok beğenilmesine karşın sınıf çatışmasını çağrıştırdığı için “birincilik” verilememiş, yarışma dışı bırakılmıştı.

Yazmak, yaşamımın bir parçasıydı, ama “kitap”, daha çok “yazmak korkusu” nun geri plana ittiği bir değer oldu. Okurun, özellikle öğretmen ve öğrencilerimin beni nasıl karşılayacakları tedirginliği, okunabilir yapıt sunamama çekincesi beni yazmada ileri yaşlara taşıdı. Yani, dile ve okura saygı beni geciktirdi. KAÇUNKA yayımlanınca neredeyse elli yıldır yaşadığım korkunun çok boş olduğunu gördüm. Yazmadığım “dün”e bakınca eksik yaşadığımı da anladım; artık eksiksiz yaşama konusunda kararlıyım.

Yazarlığın bence sonu yok, yazar yazdıkça hep daha iyiyi yazmak ister, peki sizin yazarlığınızla ilgili kendinizi görmek istediğiniz bir yer var mı? Anılarımı yazmak istiyordum ve yazdım mı diyorsunuz yoksa kitap yazmaya devam edecek misiniz?

Yazmak, yaşamaksa -ki öyle olduğunu biliyorum; öyleyse yazmayı, bir aydının lüksü olarak görmüyorum. Yazarlık, bir meslek değil benim için, aydınlanmaya, kültüre bir katkı… Yazmayı, yaşadıkça sürdüreceğim. Yıllar içinde dosyalanmış çalışmalarım kitaplaşacak. KAÇUNKA’yı izleyen çalışmam, birkaç ay içinde okurunu bulacak.

Gani Bey, kitabınızın adı olan “KAÇUNKA” ne demek?

KAÇUNKA, ilk dilim olan Arnavutça’da kardelen demektir. Kardelen, çocukluğumun anlamlı bir öğesidir. Baharı, karları yırtarak bir gelin başı gibi görünen kardelenle anımsarım.

Kendi köyünüz olan Yakrenova’ya gidince neler hissettiniz, oraya gitmeniz beklentilerinizi karşıladı mı?

Yakrenova’ya girdiğimde çocukluğumun büyük köy meydanını aslında küçük bir alan olarak görmek, kuyu başındaki erik ağacımı bulamamak ve uzaklardan görünen bağımızın artık viran olduğunu öğrenmek beni çok etkiledi.

Lajan’da çocukluk dünyanızı yıkan olay neydi?

Lajan, çocukluğumun tatil yeriydi ve güzel gözlü anneannemle beraberliğimin güzelliğiydi. Evde yaşadığım güzellikler, beton bir yapının altında kalmıştı. Çocukluğum yok edilmişti.

Lajan’ın doğası iki zaman arasında nasıl değişmiş, bize biraz bahseder misiniz?

Lajan, deresi kurumuş; çayırlarında evler yapılmış bir durumda. Değişiklik, kalabalıklaşan kasaba için doğaldı belki, ama çocukluğumun ayak izleri kaybolmuştu.

Kitapta çok değişik isimler var, isimler gerçek mi, kurgu mu?

Kitabımdaki tüm adlar, gerçektir. Bendeki izlenimleri hiçbir zorlamaya girilmeden anlatılmıştır. Bu yönüyle KAÇUNKA belgesel nitelik de taşır.

Sizce her insanın özünde yazmak ya da yazarlık var mıdır?  Bunu iyi ya da kötü anlamda koşullar etkileyebilir mi? 

Eli kalem tutan herkes yazabilir. Yazma eylemini seçkinlerin işi olarak görmüyorum. On yaşımda öğrenmeye başladığım bir dille “kitap” çıkarabilmişsem, yazarlık için azıcık duyarlılık, sorumluluk ve önemlice amaç yeterli demektir. Yazmada gecikmemin nedeni sanırım, politik alanda katkıyı gerekli görmemdi. Toplumsal uğraş, yazma disiplinimi olumsuz etkiledi.

Edebiyat dışında başka bir sanat dalıyla uğraşıyor musunuz? 

Öğrencilik ve öğretmenliğimin ilk yıllarında resim yaptım. Yağlı boya tablom, Arifiye İlköğretmen Okulu’nun duvarındaydı. En anlamlı yapıtım, Cumhuriyet’in 50. yılında Çıldır’da yaptığım 4X6 metre boyutlarındaki yağlı boya ATATÜRK portremdir. Lisemizin binasında Çıldır’ın sert rüzgârıyla sallandığını anımsadıkça duygulanırım. Tiyatrolarda sahne resimlerim de oldu. Sürdüremediğime üzülürüm.

Gani Bey, size son bir sorum olacak. Edebiyatla ilgilenmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz var mı? 

Genç arkadaşlarımız, ellerine kalemi alsın ve yazmaya başlasın. Yazmak, olağanüstü yetenek isteyen bir edim değil; yazmak, yazdıkça kazanılan bir olgunluk. Yazacak konu bulamamak, yazmayı birilerine özgü bir ayrıcalık olarak görmek, yazdığı beğenilememek çok anlamsız engellerdir. Başlayın yazmaya, yayımlandığında nasıl yüceliyor sizin beğenmedikleriniz, göreceksiniz.

Ben, yapıtı olmayan aydın utancımdan yetmişli yaşlarda kurtuldum; siz o kadar gecikmeyin genç arkadaşlarım.

Değerli vaktinizi bizlere ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

KAÇUNKA ile ilgilenerek, bana, çok geniş bir kesime seslenme olanağı sağlayan değerli gazeteci, şair, yazar arkadaşımız Gül Anasal’a teşekkür ediyorum.

Gani Bey, 26 Kasım Cuma günü Kitap Keyfim’ de ( Soydan İş Merkezi) yapılacak olan imza etkinliğinizde size bol imzalı bir gün dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce asgari ücrete ne kadar zam gelecek?