Fren balatalarımız aşındı artık!

İktidar her ne kadar tersini söylese de kabus dolu günler içinde olduğumuz bir gerçek. İşin acı ve kahredici tarafı; geleceğe baktığımızda daha acılı günlerin yaklaşmakta olduğunun belirtilerini fark etmek. Dünyanın yaşadığı büyük salgın medeniyle günde ortalama 200 canımızı toprağa vermenin acısı bile artık olağan görülmeye başladı. Açlık, açıkta kalmak korkusu, gittikçe artan yoksullaşmanın doğal sonucu. Ya küçücük ve küstah Arap ülkelerinin kapısında “ para için mi geldiniz” sorusuna muhatap olmak, Atatürk ve arkadaşlarının yarattığı gururlu millet olma özelliğimize vurulan bir darbe oldu.

**

Uygar batıya kapılarımızı kapattık. Gururlu ve bencilliği tavana vurmuş batı. Bunları hiç unutmuyoruz ama, demokrasi içinde, hurafelere sırt çevirerek, aklını kullanarak ekonomik güce sahip olmuş batının, insanı en öne alan, insanca yaşama ulaştığını artık görmezden geliyoruz. Koyu renk takım elbise giyip, boynumuza İpek kravat takıp, Tanrının verdiği zenginlikleri bile batıya işlettiren, aralarında bitmez tükenmez kavgalarla belini doğrultamayan Orta Doğu ülkelerine özeniyoruz. Toplumun büyük ve kutsal gücü dinimizi bile siyasete alet ettik.

**

Tüm bunları “biz”lerle anlatmamın bir nedeni var. Biz bütün ayrıştırma çabalarına rağmen ulusumuzun bütünlüğüne inananlardanız. Hataları ayrışmadan sahiplenme olgunluğunu taşıyoruz. Böyle bir Türkiye işte. Tüm bunları bize yaşatan, kendi ellerimizle, kendi tercihimizle başa getirdiğimiz yöneticiler. İşin en acı tarafı da bu zaten. Karanlık bir dehlizde yaşıyoruz sanki... Hiç tükenmeyecek bir korku filmi yaşıyoruz adeta. Üstelik aktörleri bizleriz. Oysa tüm bunların dışında öyle bir dünya var ki! Aranırsa o dehlizin dışında insanı mutlu kılacak o kadar şey bulunur ki...

**

Masmavi bir deniz, pamuk olup dağların doruğuna yaslanan bulutlar, gecenin yalnızlığına eşlik eden ağustos böceği korosu, ya da su birikintisinde onlara rekabet eden kurbağaların çığlığı. Yeni doğmuş bir bebeğin kokusu, dikenli gül dalında açmaya çalışan alev rengi bir goncanın mahmur bakışı… Torunu karşısında sevgiden mimiklerini ve sesini kontrol edemeyen bir dedenin ya da ninenin komik görünümü…

**

Kısacası, yaşamak denilen yazgının kontrol edilmeyen mutluluğu diyeceğim. İşte insanoğlu, yani siz-biz, bu mutluluğu farkında değiliz. Kuruluşundan itibaren, çekişme ve rekabet arenası olan dünya yaşamı, maalesef kan ve gözyaşından besleniyor. İçinde yaşadığımız bu buhranlı günlerde, dünyanın verdiği güzellikler ve mutlulukları yaşarken, karşılaştığımız acılar yüzünden, neşelenmemek için fren yapmaktan balatalarımız aşındı artık!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

ZÜLFİKAR - SİZİ BATI SEVİCİLER SİZİ FELAKET TELLALLARI

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Aralık 12:41
01

Tuzsuz - Adnan bey harika bir yazı olmuş. Balatalar eridi bitti. TL bayır aşağı freni patlamış kamyon gibi iniyor. Altına aldığı işçiyi, memuru esnafı,köylüyü fabrikatör isadamıni, ithalatçı yerlerde sürüklüyor.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Aralık 18:57


Anket Asgari ücret zammından memnun musunuz?