İmrenmenin dayanılmaz hafifliği!

Geçen hafta, şimdi tarih olan Oğuz Sineması ile ilgili bir yazı yayınlamıştım.

Aynı hatıratı internetteki sayfama da koymuştum.

Gerek gazetede gerekse internette, özellikle İzmitliler ve İzmit’le ilgili okurların çok ilgisini topladı.

Eski anılar çok değerli oluyor. Çünkü yüzlercesi içinde süzülüp çok iz bırakanlar çıkıyor ortaya.

Ancak, yazıya gelen yorumlar arasında beni çok düşündüren biri oldu.

Bizden çok genç olduğunu sandığım Osman Dağtekin şöyle diyordu: “Çok şanslı bir kuşaksınız, imreniyorum sizlere…”

Eski anılarımızı anlattığımızda kendi çocuklarımız dahil, çoğu genç bu ve buna benzer lafları çok tekrarlıyorlar.

GEÇMİŞİMİZE ŞÖYLE BİR BAKTIM

Savaş içinde veya sonrasında doğmuş bir nesildik.

Ülkemiz yöneticilerimizin akıllı politikaları sayesinde savaşa katılmamıştı. Amasavaş denilen bu büyük yıkımın ekonomik ve sosyal fırtınaları bizi de vurmuştu.

Büyüklerimiz ekmek karneleriyle karınlarını doyurmuşlar, bebeklerinin mamalarına yokluk nedeniyle şeker yerine üzüm katmışlardı. (Aslında o zaman farkına varılmamış, sağlıklı bir beslenme uygulanmış ama siyasi sonuçları istismarcı siyasiler tarafından hala tez olarak kullanılmaktadır.)

Çocukluğumuzda iki çeşit çikolata vardı. Kaliteleri tartışılabilirdi.Kâğıdasarılmış limonlu ya da nanelikaremelalar, klasik akide şekerine göre lükstü. İki çeşit bisküvi vardı: Kaymaklı, kaymaksız. Kaymak denilen şey bir kremaydı! Kuru yemiş olarak sarı leblebi ile kuru üzüm keselere uygundu.

Ama bazıları kurtlu olsadao zamanlar adını koymadan, farkında olmadan“organik” meyve ve sebzelerle büyüdük.

Giyim desen içerden başlayayım, donlarımızı beyaz patiskadan annelerimiz dikerdi. Gömleklerimizi de öyle. Takım elbiselerimiz terzi elinden çıkardı. Kumaş iyice yıpranınca elbise ters yüz edilir, tekrar sırtımıza geçirilirdi. Ters yüz edildiği bilinmesin diye, elbise yakalarına rozet iliği açılmazdı. Ayaklarımızdaki en lüks ayakkabı, giyildiği zaman demir maskenin verdiği sıkıntıya benzer rahatsızlık veren Beykoz kunduraları olurdu. Ismarlama yapılanlar, çok az kişinin sahip olduğu lüks ayakkabılardı. Spor giysimiz siyah keten şort, ayakkabılarımız kirlendiğinde beyaz tebeşirle boyadığımız düz keten ayakkabılardı. Futbol sahaları yeşil çimenlerde değil, zımpara kağıdı gibi kuru toprak ya da tuğla fabrikalarının ham madde stok sahasındaki çamur tarlaları gibiydi.

APTAL KUTUSUNUN YARATTIĞI HEYECAN

Şimdi “aptal kutusu”unvanını taktığımız TV bile, yaşantımızı değiştiren bir araç oldu.

O dönemlerdeki olanaklar, ya da bugüne göre olanaksızlıklar için, daha çok örnek verebilirim.

Bugün içinde yaşadığımız olanaklar, eskiye oranla, bir ömür süresine nasıl sığdığını hesaplayamadığım büyük genişlik ve zenginlik içinde.  Dünyadaki gelişmeleri anında kendi aynamızda görebiliyoruz.

Maddi imkanlar, sosyal yaşantımızdaki değişiklikler içindeki genç nesil, bizim kısıtlı olanaklar içindeki yaşantımıza imreniyorlar.

Bizden önce dünyaya gelen büyüklerimiz, hayatımıza giren yenilikleri gördükçe “biz dünyaya çok erken gelmişiz” diye hayıflanırken, gençlerimiz, daha önceki dönemlerde yaşamanın özlemi içindeler.

Şunu da söyleyebilirim: Hayli yaş almış, doğanın yasasını içine sindirmiş, artık toprağa yakın olduğunu bilenlerimizin çoğu, yaşamın vazgeçilmezliğinin doğal cazibesine rağmen, zaman zaman şöyle diyor:

“Bu dünyanın eziyeti, gördüklerim bunca abuk-sabukluklar nedeniyle, yaşlı olduğuma seviniyorum.”

NEDEN ACABA

Genç neslin, geçmiş kuşak yaşantısına özleminin, yaşlanmış neslin de ölüme yaklaşma zamanının geldiğine sevinmesinin nedenleri neler?

Bu acayip sosyolojik durumun bir açıklaması olmalı.

Nedenin bulunması, bir hastalığın şifa bulması yolunun açılması demektir.

Kendi kendime soruyorum: Daha dün gençler böyle bir özlemin peşinde koşmazken şimdi geçmiş özlemi içinde olmalarının, yaşlıların da ölümü ağızlarına mutlulukla almalarının nedeni ülkemizdeki akıl dışı olumsuz gelişmelerin sonucu mudur?

Aslında başta üniversiteler dahil, ülkedeki sorumlu tüm kurumların bunun üzerine gitmesi, nedenlerini araştırması, çareler üretmesi gerekiyor.

Bunu yapabilecek durumda mıyız? Sanmıyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Filiz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Asgari ücret zammından memnun musunuz?