Ayşim Hanım

Bazı olaylar, bazı şeyler biz insanların üstünde çok etki bırakır. Bu bazen güzel bir anı, bazen hüzünlü bir tebessümdür, bazen bir kokudur, bazen bir eşya, bir fotoğraftır. Herhangi bir insan için hiçbir şey ifade etmeyen bir olay bizim üzerimizde çok büyük ve özel bir tesir bırakabilir. Aynı şekilde de bizim için hiçbir değeri olmayan bir durum, başka kişilerin zihninde sevgi ve saygı görebilir.

Bu hafta size benim üzerimde çok özel bir tesir sahibi olan bir hanımdan bahsetmek istedim. Muhtemelen kendisi beni hatırlamıyordur veya bende bıraktığı güzel duygulardan haberdar değildir. Ziyanı yok, eğer bu hanım benim için böyle şeyler hissediyorsa hiç üzülmem. Çünkü onun bende uyandırdığı hayranlık hissi, kendimi bu tip düşüncelerde boğmamı engelliyor, beni hep mutlu ediyor.

Geçen yılın yaz aylarında, serin, pek güzel bir akşamüzerinde sahile inmek geldi aklıma. Bu güzel fikir beni hemen cezbetti ve neredeyse koşarak sahile doğru gittim. Yaz kış fark etmeksizin sahil hep cıvıl cıvıl olan çok güzel bir yerdir benim için. Deniz, çevresinde yürüyüş yapan insanlar, bisiklete binen kişiler, çimlerde yayılmış bir şeyler okuyanlar ya da arkadaşlarıyla sohbet edenler… Bunların her biri ne zaman görürsem göreyim beni inanılmaz mutlu eden şeylerdir. Bu yüzden sahilde olduğum her an yüzümde bir tebessüm ile dolaşırım.

O akşamüzerinde de aynı pırıltısıyla bana hoş geldin dedi ve büyülü kollarını açarak beni kucakladı güzel deniz, gün batımı ve sahil. Biraz yürüdüm, etrafı inceledim, sonrasında ise deniz kenarındaki taşa oturup İstanbul’un göz bebekleri olan adaları izlemeye daldım. İşte tam bu sırada yanımdan bir ses geldi.

“Su berrak mı?” diye sordu bu ses. Yanıma dönüp baktığımda ise bana bu soruyu yönelten kişiyi gördüm. Muhtemelen yetmişli yaşlarında olan, güzelce giyinmiş bir hanım bana bakıyordu.

“Evet” diye cevap verdim ve gülümsedim. “Su gayet temiz.”

Denizden başlayan sohbetimiz bizi-aynı denizin pek çok şeyi sürüklemesi gibi-çok farklı yerlere sürükledi. Bana küçüklüğünün adalarda geçtiğini, o zamanlar oralarda kimseciklerin olmadığını, denizin de tertemiz olduğunu anlattı. Yassı Ada’nın geçmişinden ve gitgide nasıl daha da yassılaştığından da bahsetti. Şöyle bir kafasını uzatıp denize doğru baktığında “Eskiden bu hâlinden çok daha temizdi kızım. Şimdi denizi ve adaları bu hâlde görünce çok şaşırıyorum. Deniz çöplerle, adalar insanlarla kirlendi.” dedi.

Sohbetimizin ilerleyen dakikalarında uzun yıllardır İstanbul’a tek bir adım bile atmadığını öğrendim. Yaklaşık kırk yıl boyunca Kanada’da yaşamış, daha sonrasında da Ankara’ya taşınmıştı. Eşi vefat edince çocukları onun İstanbul’a taşınmasında ısrar etmiş, bu şekilde çok sevgili İstanbul’una tekrar kavuşmuştu.

Bu anlattıklarından sonra beni gülümseten bir cümle daha söyledi, “Saçlarımı boyadım, sonra da şöyle bir çıkayım da gezeyim dedim.”

Çok güzel bir dost edinmiştim kendime. Dostumun anlattıkları, bakışları, konuşurken seçtiği kelimeler ve konuşurken sözlerinin arasına sıkıştırdığı ince espriler beni çok etkilemişti. Fakat yeni arkadaşımın ismini bile bilmiyordum. Bundan dolayı ona adını sordum ve karşılığında aldığım cevap beni meraklandırmaya yetti.

AYŞİM.

Ne kadar güzel bir isim, anlamı nedir dediğimde ise isminin çok güzel bir hikayesi olduğunu söyledi ve dinlemek isteyip istemediğimi sordu. Sevgili okurum, bence bu İstanbul hanımına ne cevap verdiğimi sizler gayet iyi bir şekilde tahmin edebilirsiniz.

“Evet.”

Yıllar öncesine gittik birlikte. Kendimizi bir anda 1934 yılında bulduk ve Ayşim Hanım anlatmaya başladı.
“1934 yılında İran Şahı Pehlevi, Türkiye’yi ziyaret edecekmiş ve bunu öğrenen Atatürk, ülkesine, cumhuriyetine ilk defa gelecek olan bu liderin ziyaretini özel kılmak için bir opera besteletmek istemiş. Bu opera, Ahmet Adnan Saygun tarafından Türk-İran mitolojilerinden yararlanılarak-günler içerisinde bestelenmiş ve ismi Özsoy Operası olmuş. Özsoy Operası ise bestelenip sahneye konulan ilk Türk operası olarak tarihe geçmiş.

Şah Pehlevi Türkiye’ye geldiği zaman Atatürk tarafından güzelce karşılanmış ve operayı izlemeye götürülmüş. İran Şahı Pehlevi, opera başladıktan bir süre sonra bu güzel opera karşısında çok duygulanmış ve gözlerinden yaşlar gelerek Ata’mıza sarılmış, çok beğendiğini söyleyerek teşekkür etmiş. O gün Ata’mızın da İran Şahı’nın da operada en çok sevdiği ve beğendiği kişi ise AYŞİM isimli karakter olmuş.”

Ayşim Hanımcığımın annesi de babası da öğretmenmiş ve annesi öğretmenler okulundayken Özsoy Operası’ndan haberdar olunca, kızı olursa adını Ayşim koyacağını söylemiş. Ne şans ki, bu isteği gerçek olmuş ve Ayşim Hanım bu dünyaya gözlerini açmış.

“Su berrak mı?” gibi bir sorudan başlayan güzel sohbetimiz teşekkürler ve iyi dilekler ile sona erdi. Bu sohbetimizden sonra Ayşim Hanım ile bir daha hiç konuşmadım ya da görüşmedim.

Ayşim Hanımcığım, sanmıyorum ki bu yazımı okuyorsunuzdur, ancak eğer okuyorsanız bilmenizi isterim ki, benim hayatımda çok güzel bir tesir bıraktınız. Sizi her sahile indiğimde düşlüyor, belki bu sefer tekrar karşılaşırız diye ümit ediyorum. O akşamüzerindeki güzel dostluğunuz için çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Asgari ücret zammından memnun musunuz?