Göç durmalı ve gelenler gitmeli

Bugün gelinen noktada ülkemizdeki yabancı göçmenler meselesi milli güvenlik sorunu olmanın ötesine geçmiş ve milli güvenliği alenen ve açıkça erozyona uğratan akut bir mesele haline gelmiştir. Bugün tüm büyükşehirlerde herhangi bir devlet hastanesine ya da bir başka kamu kurumuna gittiğinizde numaratör ekranlarına baktığınızda bir Suriyeli, Afgan ya da bir Afrikalının adını görmemeniz mümkün değildir.

Özellikle nüfus dairelerinde T.C. Kimlik Kartı almak için ismi listede yazan bir sürü yabancıyı görmek işten bile değil. Bu durumu kimileri “din kardeşliği” adı altında, kimileri “büyük siyasetin küçük sonuçları” yaklaşımıyla, kimileri de “ama insanlık ölmedi” diye savunabilirler. Hiçbirini zerre kadar ciddiye almayın, onların zırvalarına itibar etmek ve saygı duymak zorunda değilsiniz. Duyulacak saygı bu saçmalıkları söyleyenlerin ağzına iki tane yapıştırmamak ve ağzınızı bozmamak olabilir ancak.

Ülkemizde sayısı kaçaklarla ve T.C. vatandaşlığına geçenlerle birlikte tahmin edilen 7 – 8 milyon dolayında olan; son 10 senede ülkeye girmiş Asyalı, Ortadoğulu ve Afrikalı var. Bunların hepsi kendilerine ait mahallelerde yoğunlaşıyorlar, gettolarında kültürel ve sosyal olarak bu toprakların hakim kültürüne karşı direniyorlar ve asimile olmamak adına bir direnç gösteriyorlar. Kendi kültürleriyle yaşama iradelerini bu topraklara diretiyorlar. Bu sözlerime ırkçılık diyenler olabilir ama bu göçmenlerin tümünün ait oldukları kültürler medeniyetten uzak, ilkel sayılabilecek seviyede ve insanlık için zararları oldukça yüksektir. Güzel yemeklerini yapıp güzel nakışlarını yapabilirler, bu folklorik esintiler dışında bir yaşam tarzını gelip bu ülkeye diretemezler, diretememeliler.

Türkiye Türklerin, medeniyet insanlığındır

Türk olmak bir kan meselesi değil, bir ruh ve irade meselesidir. En azından benim için bu böyledir. Safkan bir Türk elbette değilim ancak kendimi bir Türk olarak hissediyor; Mete Han, Fatih Sultan Mehmet, 2. Mahmut, 3. Selim, Sokullu Mehmet Paşa, Resneli Niyazi, Mahmut Şevket Paşa, Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Celal Bayar, Demirel, Ecevit, Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Attila İlhan, Ferhan Şensoy, Barış Manço, Aşık Mahzuni Şerif, Kemal Sunal, Haluk Bilginer, Lefter, Mehmet Okur, Yaşar Nuri Öztürk, Matrakçı Nasuh, Özlem Türeci, Canan Dağdeviren ve diğer bir sürü tarihi figüre baktıkça içim coşkuyla doluyor. Başarılarıyla gurur duyup, hayatlarından feyz alıp; hatalarına üzülüyor ve oralardan çıkarılabilecek derslere kafa yoruyorum.

Dünya medeniyet ailesinden büyük bilim, sanat, siyaset, kültür, spor insanlarına baktıkça da aynı hisleri yaşıyorum. Kafka, Zweig, Einstein, Hawking, Michael Jordan, Abraham Lincoln, De Gaulle, Nietzsche, Martin Luther King, Mozart, Spielberg… Bir ayağı içine doğduğu ve ait olduğu topraklarda ve kültürde sabit, bir ayağı insanlığın büyük medeniyet ailesinin değerlerine uzanarak yaşamaya ve zihin dünyasını şekillendirmeye çalışan, bu normalliği ne yazık ki savunmak zorunda kalan bir insanım. Olması gerekeni savunuyor olmak bugün dünyadaki her makul insanın yaşadığı bir ıstıraptır.

Kültürümüzü ve vatanımızı korumalıyız

Etnik kökenler ve onların getirdiği kültürel değerlere sahip olmak elbette bir insan için oldukça kıymetlidir. Ancak bir kavmin kültür setinin tamamını alıp da başka bir halkın yaşamının tam ortasına bırakması ve bunlarda diretmesi de eşyanın tabiatı gereği bir çatışma yaratır.

Afganların ve Arapların gerek hijyen konusuna verdikleri önemin düşük olması, gerek sosyal alanlarda edepli ve diğerlerinin alanlarına karşı saygılı olma konusundaki gerilikleri, gerekse de kadınlara yönelik “hayvandan hallice ama aynısı sayılır” şeklindeki dünya görüşlerinin bu topraklarda yeri olmadığını söylemek ırkçılık değildir, devlete ya da dine karşı bir söz söylemek de değildir.

Türkler bundan 1000 sene önce bu toprakları o dönemin dünyasının tek geçer akçesi olan bilek gücüyle gelip almışlar ve son olarak da 100 sene önce kendi üzerlerine gelen düşmanlarını tepeleyerek sahiplik mührünü son kez vurmuşlardır. Bu mührü sökmek isteyen ölümüne savaşmayı göze almalıdır.

Bu toprakların sadece Türklere ait olmasını istemeyen içerideki ya da dışarıdakiler bir şekilde ellerine güç geçirerek ya da bölgesel olarak krizler yaratarak sahipliğimizi kırmak istiyor olabilirler. Geçici olarak başımıza dertler de açabilirler. Ancak son kertede mesele dünün dünyasında da bugünün dünyasında da savaşa ve kana dayanır.

Namlunun ucunun dayandığı yeri masada bırakmayı Türk milleti Lozan’la ve Montrö’yle aşmıştır ve Osmanlı’nın son yüz yılındaki süklüm püklüm diplomatları çağını kapatmıştır. Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve kadroları ayaklarında çizmelerle savaşarak, kan dökerek aldıkları toprakları; çizmelerini çıkartıp ayakkabılarını giyerek oturdukları müzakere masalarında bir kez daha kazanmışlardır.

1040 Dandanakan Savaşı’ndan bu yana Batı’dan, Doğu’dan, Kuzey’den ve Arap Yarımadası’ndan gelen ordulara karşı Türk milleti tahminen 50 milyon şehit vermiştir. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini okurken gözleri dolmayanlar için bu 50 milyon öylesine bir sayıdan ibaret olabilir ancak milli bir şuura sahip insanlar için bu böyle değildir.

Son 50 senede etrafa bakın anlarsınız

Çok uzak geçmişe gitmeye de pek gerek yok aslında. 1980 yılından bu yana küresel güçlerin sistematik olarak Balkanlarda Türk kültürüne dahil olmuş Müslümanlara yaptıklarına, Kıbrıs Türklerine yaptıklarına, Karabağ’da Azerilere yaptıklarına, Irak ve Suriye’de Türkmenlere yaptıklarına, Çin’in Uygur Türklerine yaptıklarına bakarsanız; işin son kerteye geldiğinde Türk olmanın yalnız olmak olduğunu anlarsınız. Ne din kardeşlerimiz ne de Batılı müttefiklerimiz; işler içinden çıkılmaz hale gelince hiçbir zaman sözde sahip oldukları değerlerle Türklere ve Türkleşmişlere hiçbir şekilde o değerlerden bir parça kırıntı bile layık görmüyorlar.

Bugün ülkemize gelmiş olan Araplar ve Afganlar ortalama olarak 5 – 6 civarında çocuk sahibi oluyorlar. Bir Türk ailesiyse ortalama olarak en fazla 2 çocuk sahibi oluyor. Bu iş böyle giderse dağdan gelip bağdakini kovma düsturuna zaten sahip olan bu topluluklar ülkemizi yangın yerine çevirecek fiziki güce sahip de olacaklar. Bölücü terörün Peştunlarla alttan alta girdiği ilişkilere, IŞİD ve Taliban’ın bu kitleler nezdinde makul siyasi hareketler olmalarına girmiyorum bile.

Bu mevzu milli güvenlik sorunu olmaktan çıkmak üzere, iş bir milli güvenlik krizine doğru ilerliyor. AB’nin pembe mabatlı vatandaşları 50 bin iyi eğitimli ve kendi kültürlerinde hızlıca asimile olmaya yatkın, nispeten medeni mültecilerine bile zor dayanırken; bizim on milyonlarcasını beslememizi istemeleri ve “al bu parayı, sen bak bunlara” tarzındaki tutumları alışagelmiş olduğumuz “Batı’nın iki yüzlülüğü” mevzusunu bir kez daha çıplak bir gerçek olarak ortaya dökmektedir.

Bizim hayran olduğumuz ve peşinde koştuğumuz “ilim ve irfan Avrupası” ne yazık ki Stefan Zweig’in o meşhur eseri olan “Dünün Dünyası”ndaki gibi dünde kalmıştır. Biz Avrupalının bizzat kendilerinin yere düşürdüğü o medeniyet bayrağını yerden kaldırmak ve alıp elimize yürümekle mükellef bir milletiz ancak önce üzerimize giydirilmiş bu deli gömleklerini birer birer yırtıp, silkelenmek zorundayız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Bb... - Ah güzel ülkemiz ne hele geldi getirildi.. Bu işin sonu ne olacak.. Bir an önce çok hızlı bir şekilde bu 10 milyon kişinin gönderilmesi lazım.. Ekonomik ve kültürel olarakta büyük çöküşteyiz..Zarar çok çok büyük.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 10:49


Anket Sizce Kocaelispor'da başkan kim olmalı?