H. İhsan Sönmez ile DÜŞKIRAN SARKACI üzerine…

“İnsan yaşarken; duygu, düşünce ve düşleriyle dünya gerçekleri arasında bir denge kurmaya çalışır. Bana göre bu denge kurulamazsa sonuç olumlu olamaz. Sarkaç, ruh, duygu, düşünce ve düşlerimizin yeryüzü ayarını sağlıyor. Eğer bu sarkaç doğru kullanılmazsa ve elden düşürülürse ucu sivri olduğundan bir buz kırana dönüşerek düşlerinizi kırabilir. Düşlerinizin oluşturduğu bir cam düşünün –buz- üzerine sarkaç düşünce paramparça olabilir.” diyor İhsan Sönmez yeni kitabını anlatırken. Ve kendisini “Her yıl üç dört kez biriktirdiğim, temin ettiğim tohumları Türkiye’nin değişik yerlerine gider gömerim.” diyerek katıksız bir doğasever olarak tanımlıyor.

İhsan Bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Klasik ama benim için cevaplaması zor bir soru. Hangi kendimden bahsedeyim diyesim geliyor.  Kastamonu Araç ilçesi doğumluyum. Ortaokuldan sonra Ankara Güvercinlikte jandarma okulunda okudum. Gurbet ya da ayrılık denen şey bende böyle başladı. Okul bittiğinde komando okulunu bitirdim. Sonra serüveni bitmeyen bir meslek hayatım oldu. Jandarma astsubayı olarak Karabük, Bolu, Bingöl, Bursa, Siirt, Ordu, Şanlıurfa, Ankara, Şırnak, İstanbul illerinde karakol, ilçe jandarma komutanı ve karargah hizmetlerinde bulundum. Boğaz boğaza terörle mücadeleyle geçen bir on yılım var. O kadar acı verici olaylar ki sormayın. Defalarca ölümden dönmüşlüğüm var. Kırk bir yaşıma kadar hayatım böyle geçti. İstanbul’da emekli olduktan sonra Ankara’dan Değirmendere’ye taşındım. Böylece ikinci hayatım başladı. Kısaca benim gerçek anlamda iki hayatım oldu. İkisi arasındaki dünya ve ruh dengemi sağlayabilmek için edebiyata sığındım.

Yayımlanmış on üç kitabınız var, yazmak sizin için ne ifade ediyor?

 Yukarıda anlatmaya çalıştığım mesleki hayatın ayrıntısı çok ilginçtir. İnsanın her türlü kötülüğüne tanık oldum. Savaş veya çatışma başlı başına büyük sorun. Bunun yanında katliamlar, suçlar genç yaştan itibaren yaşamak istediğim ne varsa yaşadım. Bu nedenle acı geçirmez bir ruh ve tahammül gelişti bende. Yazmak; iyiliği ve güzelliği yanında en çok acısı ve kederiyle karşıma çıkan bir hayatta hayallerle düşlerle düşüncelerle yeni bir dünya kurma imkanı sağladı. Bana göre, bir şeyin hayalini kurmak gerçeğini görmekten daha iyidir. İhtimal mümkünü değil imkansızı düşlemektir. Bu söz bana aittir. Yazmak bana böyle bir ihtimal yaratıyor.

Edebiyat dünyasına şiirle başlamışsınız, deneme ve öykü kitabınız da var. Ve dört romanınız. Bence yazarlığın sonu yok, yazar yazdıkça hep daha iyiyi yazmak istiyor, peki sizin içerik olarak yazdıklarınız dışında başka yazmak istediğiniz kitaplar var mı?

Her biri ayrı ayrı disiplin olmakla birlikte edebi bilincim şiirle gelişti. Halen yazarım. Deneme ve öykülerle uzun metrajlı yazmayı zaman içinde romana evirdim. İçerik olarak yazdıklarımın dışında başka kitaplar olmaz mı? Halen bir romana çalışıyorum. Bunun dışında yazmak istediğim konular var. Din sosyolojisi üzerinden toplumsal psikolojiyi genel olarak anlatacağım bir Türkiye gerçeğini kitaplaştırmak istiyorum. Kendi alanında bana göre kahraman olan adı hiç duyulmamış kişiler var. Yaptıklarına baktığında böyle bir şey ancak hayallerde olur diyorsunuz. Bunlar üzerine bir eser düşünüyorum.

Size göre bir romanda tarih, felsefe, psikoloji, estetik, mitoloji olması gerekir mi? Neden?

 Adı geçen kavramlarla ilgili romanlar var zaten. Tarihi roman, psikolojik gerilim romanı, mitolojik roman gibi... Postmodern romanda bütün sınırlamalar kalkmış gibi görünüyor. Edebiyatın gelişimi artık bu yönde... Geleceğe ilişkin teorilerim var ayrıca.  Özetle bu soruya şöyle cevap verebilirim. Roman uzun soluklu bir edebi disiplin... Romancı yazarken bahsettiğiniz içeriklere romanın bir yerinde gereksinim duyabilir. Söz gelimi bir karakterin bir davranışını anlatırken psikolojiye, zaman konusunda tarihe gereksinim duyulabilir. Bunların hiç biri olmazsa olur mu? Elbette olur ama yavan bir metin çıkar ortaya. Romanda incelik yazılanın bir görüntü olarak okurun gözünün önüne gelmesidir. Ben buna anlamak diyorum.  Aksi olursa anlaşılmazlığa düşülebilir. Romanda yok yoktur. Kıvamında dozu iyi ayarlanarak…

Etkilendiğiniz edebiyatçılar var mı?

Şiirde Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Nazım, Ece Ayhan, o şiir geleneğinden gelenler Kavafis, Baudelair, Verlaine;  romanda Gabriel Marguez, Yaşar Kemal etkilendiğim edebiyatçılar arasındadır. Etkilenme demeyeyim çok yazarın edebi seviyesi ve yazdıkları ilgimi çekiyor. Şunu itiraf etmeliyim ki, beni edebiyatçılardan daha çok kendisine hayran bırakan bir adam var. Salvador Dali. Ayrıca mucitlerden de bir edebiyatçı kadar etkilenirim.

Seri kitap yapmayı düşündünüz mü?

Romanlarımın üst bir teması vardır. Anlaşılır olması için konuyu biraz açmalıyım. Bugünkü insanlığın seviyesi ki buna uygarlık diyoruz, insanın dış dünyasını oldukça cazibeli hale getirmiş, fiziki şartlarını çok iyi yapmış, bilim çıldırmış, teknoloji kudurmuş gibidir. Bütün bunlar güzel gelişme olmakla birlikte insanın iç dünyasına dokunmayan bu seviye, insanda var olan saflık, merhamet, hoşgörü, aşk ve sevgi gibi kavramları yok ederek veya törpüleyerek, yerine şiddeti, acımasızlığı, doğa düşmanlığını ve parayı ikame etmiştir. Bu sorunu evrensel bir sorun olarak gördüğüm için bütün buna rağmen “ihtimal mümkünü değil imkansızı düşlemektir” diyerek yeni bir yaşam biçiminin kapısını romanlarımla aralamaya çalışıyorum. Edebiyatta bu gerilim, kötümserlik ve seviyenin kurbanı...  Bu nedenle “Son İda”, “Zaman Tamircisi”, “Düşkıran Sarkacı” adlı romanlarım birbirinin üst tema olarak devamıdır. Mitolojiden günümüze geliş, toplum ve birey, sonra aile birey ve sonra birey. Sonuç benim için şudur. İçine sevgi katmadığınız her şey değersizdir.

Edebiyat dışında başka bir sanat dalıyla uğraşıyor musunuz?

Katıksız bir doğaseverim. Her yıl üç dört kez biriktirdiğim, temin ettiğim tohumları Türkiye’nin değişik yerlerine gider gömerim. Bazen fidan dikerim. En güzel sanat uğraşımın bu olduğunu düşünüyorum. Doğayı besleyerek bir şeyler yapıyorum. Çok ağacım var.  İyi bir müzik dinleyicisiyim. En ücra yerlerin Afrika vs. müziklerini dinlerim. Resim ilgimi çeker. Diğer sanat dallarını mutlaka izlemeye çalışırım. Kaliteli filmler favorimdir. Halkın içinde olmayı ve gezmeyi severim.

Son kitabınızın adı olan “Düşkıran Sarkacı” ne anlama geliyor?

İnsan yaşarken; duygu, düşünce ve düşleriyle dünya gerçekleri arasında bir denge kurmaya çalışır. Bana göre bu denge kurulamazsa sonuç olumlu olamaz. Sarkaç, ruh, duygu, düşünce ve düşlerimizin yeryüzü ayarını sağlıyor. Eğer bu sarkaç doğru kullanılmazsa ve elden düşürülürse ucu sivri olduğundan bir buz kırana dönüşerek düşlerinizi kırabilir. Düşlerinizin oluşturduğu bir cam düşünün –buz- üzerine sarkaç düşünce paramparça olabilir.

“Düşkıran Sarkacı” kurgu mu, gerçek mi?

Ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı mekanlarda yaşanmış gerçeklerin bir romanda bir hikayede kurgulanmasıdır.

Kitabın konusu biraz değişik geldi bana, sizi bu konuyu yazmaya yönlendiren ne oldu?

Daha önce bir ana temadan bahsetmiştim. O serinin konu olarak, üçüncü kitabı olarak düşündüğün bu romanda ana izleğim şu oldu. Saf kişiliğe sahip çocuk bir bireyin aile ve toplum tarafından doğru bilinen yalan gerçeklerle bilerek ya da bilmeyerek kötü bir kişiye,  bir katile dönüşümünün hikayesi.  Mutluluğu parada arayan bir babayla bilgisiz annenin trajedik hikayesi. Sonuçta toplum dediğiniz şey bireylerden, ailelerden oluşuyor. Onların toplam ruhu ve davranış bozukluğu bütünsel olarak toplum psikolojisi olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıntıya inerek günümüz gerçeğini yazdım. Hepsi bu.

Roman hangi yıllarda geçiyor ve “karbon kokulu şehir” romana ayrı bir gizem katmış, bize buradan bahsedebilir misiniz?

Roman içeriğinde bundan sık sık bahsettim. 1980 yılı ortaya alınırsa yaklaşık kırk yıllık bir süreç diyebiliriz. Karbon kokulu şehrin ismini zikretmek istemiyorum. Demir Çelik üretilen bir şehir... Karbon ve kömür kokusu bitmez hiç.

İhsan Bey, size son bir sorum olacak. Yazmak isteyen gençlere söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Gençlere ve size kocaman bir selam, içten bir sevgi gönderiyorum öncelikle. Gençlere önce sağlık hepsi için güzel bir gelecek diliyorum. Onlar geleceğe çıkan yolu bulmaya çalışırken dünyaya dair güzel işler yaparlarsa mutlu olurum. Sanatla, edebiyatla ilgili olmak, spor yapmak, doğayı sevmek, insanı sevmek ve aşk yaşamak güzel işlerden... Gençlerin ilgisini dağıtabilecek veya toplayabilecek o kadar fazla aksiyon var ki hangisini saysam.  Özgür insan olmaya gayret etmek gerekir. Duygu ve düşüncelerini ifade etmek önemli... İmkan buldukça düşündükleri, hayal ettikleri olay durum ve nesneleri not etseler fena olmaz. Yazmak önünde sonunda sabır ve disiplin işidir. Kendi düşlerinden, duygularından, yaşadıklarından, acılarından, sevinçlerinden, hüzünlerinden, kahkahalarından bir sanat çıkarırlarsa hayata güzel bir katkı olur. Tek cümle olarak söylüyorum. Ruhunuzun kaşifi olun. Sevgilerimle.

İhsan Bey, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim Gül Hanım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

NECDET GÜLER - Gül kardeşim...Yazara bir soru sormuşsun..Tam bana göre ; Kurgu mu Gerçek mi? Ben sadece kurgu olan romanı hiç tercih etmem. Bana göre kurgu gerçeği "yakalayan" nitelikte olmalı. Örneğin öyle bir roman ki kurgusu, olmuş bir harbin çıkışını ve sonuçlarını nedenleriyle ortaya koyuyor. Benim okuyacağım roman bu niteliktedir. Tabii bunlar benim görüşüm..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 24 Ocak 15:47
02

Gül Anasal - @NECDET GÜLER 01 nolu yoruma cevabı: Necdet abi, yanlış hatırlamıyorsan bir - iki yazara daha sormuştum bu soruyu. Ve bir eser ne kadar kurgulansa da gerçeklikle ilgisi vardır.

Yazar bir kurgu roman yazıyorsa, romanın geçtiği dönemin gerçeklerinden, araştırarak yararlanmalıdır. Kullanılan herhangi bir eşyanın, mekanın, giyilen kıyafetin bile önemi büyüktür. Ve eser ortaya çıktığında okuyucu eserde kendisini bulmalı diye düşünüyorum. Dediğin gibi, bence de kurgu gerçeği yakalamalıdır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:13


Anket Sizce Kocaelispor'da başkan kim olmalı?