İki yüzlü karantina

Karantina’nın ne olduğunu Koronavirüs yüzünden iyice öğrendik. İtalyancada “Kırk”anlamına gelen “Quaranta” kelimesinden türemiş olan Quarantena ( kuarantena okunur) kırk günlük süre demek. Bu kelimeyi karantina anlamında kullanmaktayız. Bir zamanlar örneğin bir limana gemi geldi ve veba salgını var. Kırk gün geçmeden karaya çıkmak yok!. İnanışa göre bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olanlardan 40 gün sonrasında hayatta kalanlar iyileşmiştir ve onların hastalığı bulaştırma tehlikesi ortadan kalkmıştır.

Tıp alanında ilerlemeye bağlı olarak bu kırk günlük süre, zaman içinde, hastalığın türüne de bağlı olarak azalmış.

Bir de hastalık bulaşmasın diye sağlıklı olanın korunmaya alınması şeklinde uygulanan karantina var.

Ne kadar tuhaf değil mi? “Kırk” sayısı Türk milletinde de önemlidir. Mistik bir anlamı vardır. Bizler de asırlardır, “Kırk defa söyledim” “Kırk kere maşallah”, “Kırkını çıkarmak” gibi deyimler kullanırız.

Karantina, biz insanlar ve hayvanlar kadar, bitkiler için de belli şartlarda uygulanması çok gerekli olan bir tedbirdir. Bitki dünyası için gereken karantina tedbirleri yeterli düzeyde alınmaz ise hem bitkiler hem de bunlardan faydalanan bütün diğer canlılar büyük zarar görür. Çünkü bitkiler de taşıdıkları hastalıkları bulundukları ve götürüldükleri yerdeki başka bitkilere bulaştırabilirler.

Ama bu yazımın içeriği olan karantina, bitkilerin taşıdıkları hastalıkları başka bitkilere geçirmesiyle ilgili değil. Gerekli ön bilimsel incelemeler yapılmadan ülkenin çeşitli yerlerinde, akla gelen ağaç türleriyle ağaçlandırmalar tesis edilmesinin önlenip ülkenin parasının tam tabiriyle “çar-çur” edilmesini önleyici karantina…

Meslek hayatım boyunca bunun birçok örneğini gördüm.

Bunlardan biri, olayın yurdumuzda ne boyutta olduğunu göstermesi açısından çok ilginçtir.

Doğu Anadolu’da yapılacak bir ağaçlandırma için proje hazırlanmış. Hazırlayan kişi İzmir Bayındır’da doğal olarak bulunan bir ağaç türünün Kars’ın bir yöresinde kullanılmasını, projenin bir uygulaması olarak yazmış. Öyle ya…Her iki yer Türkiye sınırları içinde yer aldığına göre Bayındır’da yetişen ağaç türü Kars’ta neden ormanlar oluşturmasın!... Üstelik bir üst makam projenin uygulanması için onay vermişken.

Projeyi yazan teknik eleman siyasi sınırlar içinde bulunan her ağaç türünün ülkenin her yerinde yetişebileceğini zannediyor. Tek kelimeyle bilimsel felaket.. Tam bir rezalet…

Halbuki ülke içinde ağaçlandırmaya konu bir yer için, ülkenin başka yerlerinde doğal olarak bulunduğu halde orada doğal olarak hiçbir zaman bulunmamış bir ağaç türü ile dünyanın öbür ucunda bulanan bir ağaç türü arasında hiçbir fark yoktur.

Bunu bilmeyenlerin, ağaçlandırma projeleri düzenledikleri bir ülkede başka meslekten kişi ve birimler ne yapmaz!... Gazetelerde haber oldu; Ankara Büyükşehir Belediyesi 2010-2019 yılları arasında kent ağaçlandırmalarında kullanmak için büyük paralar ödeyerek “Himalaya Sediri” (Cedrus deodora var. pendula) fidanları satın almış.

Bu ağaç, hangi bilimsel araştırmalara dayalı olarak kim tarafından seçilmiş? Himalaya Sedirinin hangi özellikleri bu seçimde rol oynamış? Bilen varsa beri gelsin!..

Geçenlerde benzer bir haber daha vardı. Diyanet İşleri Başkanlığı Elazığ Harput’ta bir sosyal tesis yaptırıyor ve üstlenici firmayla yapılan şartnamede, bahçe düzenlemesinde ithal ağaç kullanılmasını şart koşuyor. Yani Türkiye’de olmayan ağaçların kullanılması isteniyor. Öyle ya…Ağaç dediğin istediğin her yerde yetişir!.

Ülkenin parasının, böyle ağaçlandırmalar için nasıl ziyan edildiğini çok gördüm. Uygun olmayan ağaç türleriyle yapılan ağaçlandırmalar gelişim göstermiyor, kuruyor ve böylece ülkenin parası adeta, fidan dikim çukurlarının içinde heba oluyor. Diğer taraftan, başka ülkelerden gelen fidan, tohum vs ile ülke içinde hiç bilinmeyen bitki hastalıkları yaygınlaşıyor.

Bu gördüklerimin etkisiyle, 2004 yılında emekli olmadan önce, birçok bilimsel yabancı yayını da inceleyerek Orman Ürünleri ile ilgili bir karantina yönetmeliği hazırlamış ve Bakanlığa sunmuştum. Hazırladığım bu karantina taslağı nedeniyle Ankara’da Bakanlıkta yapılan ve çeşitli birimlerden elemanların katıldığı toplantılara davet edilmiş, böyle bir yönetmeliğin neden gerektiğini anlatmıştım. Bu taslağa göre Bakanlıkta görevli mühendislerin oluşturduğu bir heyetin izni olmadan resmi kuruluşlar dahil hiçbir kişi ve kurumun hem ülke dışından hem de ülke içinde ayrı bir yöreden ağaç fidanı ve tohumu getirterek ağaçlandırma yapması mümkün olmayacaktı.

Sonuç mu dediniz!...Bundan 3 yıl kadar önce “10 milyon fidan dikme” şeklinde bir program uygulandı. Gebze’deki uygulama alanında kullanılan ağaç türlerinden biri Sedir idi. Bu ağaç türü Kocaeli yarımadasının hiçbir yerinde doğal olarak yoktur ve İzmit”te bulunan örnekleri son yıllarda kurumaktadır.

Daha ne diyeyim arkadaş !...

.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Mehmet - Yerli ağacımız olan Cedrus libani (Toros sediri) HARİÇ, gerek Cedrus deodora (Himalaya sediri), gerekse Cedrus atlantica (Atlas sediri) İzmit şehir içi ağaçlamalarında gayet güzel gelişip, büyümektedir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Mart 18:27


Anket Sizce hangi takım küme düşecek?