Gelecek

Savaşın gözyaşları, zenginlerin deliliğinden daha fazla merhamet uyandırmalı değil mi güvercin?

Güvercin, gece boyunca huzursuzdu. Sabah, güneşi selamlamak için gökyüzüne yükseldiğinde, içinde büyük bir hüzün ve boşluk hissediyordu. Hepsi Lal’in suçu, diye düşündü. Savaşla ilgili anlattıkları, güvercinde boşluk ve anlamsızlık duygusu yaratmıştı. Hoş, anlattıklarını net bir şekilde anladığı da söylenemezdi. Hele ayrılırken söylediği son sözlerin anlamı neydi öyle… Son derece ciddi bir şekilde söylese de, aslında şaka yapıyordu galiba. Yoksa benle alay mı ediyordu acaba? Yoksa …Hadi, hadi, dedi kendi kendine. Artık iyice saçmalamaya başladın sen. O Lal, senin sevdiğin ve seni seven bir insan. Hiç seni üzmek ister mi ? İçinden bir ses, bizi; en çok sevdiklerimiz üzmez mi, diye sordu. İsteseler de, istemeseler de. Buna kafayı takma güvercin, kendine yeni dertler mi arıyorsun? Bak savaş kapıya geldi, diyorlar. Belki de yeni bir dünya savaşı çıkacak. Sen, ben yapacağına, şimdi sevdiklerimize, dostlarımıza sımsıkı sarılma zamanı… Tam bunları düşünürken, uzakta; çevredeki en büyük ve en yaşlı ağaç olan Ulu Çınarı gördü. Kocaman ulu ağaç, sağaltıcının yuvasıydı. Oraya doğru kanat çırparken, yuvanın çevresinde, bir telaş olduğunu fark etti. Yine bir şeyler oluyordu galiba? Niye haber vermediler ki, diye düşündü.

Sağaltıcı, ‘uzak diyarlardan haber geldi, Savaş, çoktan başlamış. Şimdi sana, çabuk gel diye, haber gönderecektim, iyi ki geldin,’ dedi. ‘Savaşın bombalarından biri, kalabalık bir güvercin topluluğu ve yuvalarının üstüne düşmüş. Bine yakın güvercinin öldüğünü ve çok sayıda yaralı güvercinin olduğunu söylüyorlar. Aynı zamanda çok sayıda yavru güvercin de yaralanmış. Bombadan kurtulan güvercinler ise, anneleri ölen yavruların başında ve neredeyse akıllarını yitirmek üzerelermiş. Hazırlık yapıyoruz. Güvercinleri ikiye ayırdım. Senin gibi hızlı uçan, çevreyi ve güvercinleri her daim korumakla görevli olanları, hızlı düşünüp çabuk karar verdikleri için, savaş bölgesine gönderiyorum. Hem oradaki güvercinlere yardım edeceksiniz, hem de uçabilenleri, gelebildikleri takdirde yaralı ve yavru güvercinleri, sağ salim buraya getirmeye çalışacaksınız. Burada kalanlarda, savaştan kurtulup, gelebilenler için, hazırlık yapacaklar… Yaralıların tedavisi, beslenmeleri, dinlenmeleri ve kalacak yuvaların ayarlanması gerek…Bir an önce geldiğin iyi oldu. Hızınla ve olağanüstü koordinasyon yeteneğinle, savaşa giden güvercinlerin başında yer alan grubun içinde yer alacaksın. Gözcü güvercin kimliğin ve farklı düşünme yeteneğin, orada çok faydalı olabilir. Buradaki görevlerini, sen gelene kadar, bir biçimde hallederiz. Bir an önce yola çıkmanız lazım’.

‘Beni Savaşa asker olarak mı, yoksa yaralıları kurtarmak için mi gönderiyorsun? anlamadım şimdi ben’, diye güldü Güvercin. ‘Hadi güvercin’, dedi Sağaltıcı. ‘Şu an benim, bu şakaya gülecek bile zamanım yok. Şimdi git ve kurtarabildiğin güvercinler ve yavrularla geri dön…’.

Güvercin, beraberindekilerle hızlıca savaş bölgesine uçtu. Sonrası, sonrası anlatılamazdı. Gördüklerini yaşamı boyunca hiç unutamayacağını biliyordu. Üzerlerine bomba yağmış, parçalanmış yuvaları, bu yuvaların içinde kımıldamaya çalışan küçük yavruları görünce, kalbi sıkışmıştı. Nereye baksa, nereye koşsa, kime yardım etse, bilemiyordu. Yukarıdan uçarak, aşağıya bakıyor; parçalanmış, yanan  yuvaları görüyor, her alarm durumuna yaptığı gibi hafızası, gördüklerini film şeridi gibi kayda alıyordu. Bir yuvada, yaralı bir güvercin, yavrularının üstüne kapanmıştı, onları korumaya çalışıyordu, bir başkasında kanatları yanmış iki küçük yavru güvercin, gözlerini gökyüzüne dikmiş, ölen annelerini bekleyerek, acı içinde ağlıyordu. Bir başka yuvada bir güvercin, aynı anda üç yavruyu birden, yanmış kanatlarıyla, yanan yuvadan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bomba sesleri ve güvercin çığlıkları birbirine karışıyordu. En kötüsü de güvercinlerin telepati yeteneği ile sonsuz kere çoğaltıp birbirlerine ilettikleri çığlıklar, korkular, panik ve çaresizlik duygularıydı. Güvercinlerin iletişim için kullandıkları telepati yetenekleri, hissettikleri her duyguyu, sonsuz çoğaltarak birbirlerine ulaştırıyor, hepsini birden felç ediyordu. Güvercin, çok sonraları bile, bu gördüklerini, başkalarına anlatmakta zorlanacaktı. Derin bir nefes aldı. Şimdi hiçbir şey düşünme ve hissetme. Sadece hareket et. Kurtarabildiğin kadar, yavruları kurtar, hiçbir şey düşünme, sadece güvercinlere yardım etmeye odaklan. Şimdi yardım ve yaralılara destek zamanıydı. Hadi güvercin, dedi kendi kendine. Elinden geleni yap ve yavruları kurtar. Tam bu sırada içinden bir isyan yükseldi. Elinden geleni yapman yetmez, ölecek olsan bile elinden gelecek, her şeyi ama her şeyi yap, diyordu.

Evet, dedi güvercin, elimden gelen her şeyi, son gücüme kadar yapacağım, yapmalıyım. Her yavru, topluluğun geleceğiydi. Dünya, canlılar ve biz, bu vahşi savaş yüzünden acı çekiyoruz. Daha fazla zarar görmemeliyiz, diye düşündü. Onun için, her bir yavruyu, teker, teker kurtarmaya çalışmalıydı. Zira her yavru, bir gelecek demekti…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gönül Balkır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor'da başkan kim olmalı?